Onlar Bizi Anlayamaz


Türk milleti olarak üretken insanlarız aslında. Olaylara bakış açımız hep farklı olmuştur. Bu yüzden dünya bizi anlayamamış bir tarih boyu. Kendilerini medeniyetin beşiği gören avrupa 1500'lere girilirken tüm Yahudileri topraklarından çıkarıyordu. 300 bine yakın yahudiyi kimse kabul etmiyordu. Bir kısmı hayatta kalmak için hristiyan olduklarını söylediğinde de inanmayıp ülkelerini terketmelerini söylemişlerdi. Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gelen yahudilere Osmanlı sahip çıkmıştı. Yaradanı sev yaradandan ötürü diyerek onlara kucak açmıştı. Hatta gelecek Yahudilere kötü davrananların cezası idamdı. Dünya bunu anlayamazdı. Onlar bizim gibi düşünemezdi. Olaylara bizim baktığımız açıdan bakamazdı.

Bu kucak açmadan 30 40 yıl sonra Habsburg İmparatoru'nun ve İspanya Kralı Şarlken'in eline esir düşen Fransa Kralı Fransuva'nın Kanuni'den yardım istemesi üzerine hiçbir karşılık beklemeden Barbaros ile donanmayı Akdeniz'e çıkardı ve Fransa'yı işgalden kurtardı. Ama Fransızlar ülkelerini işgal edenlerle anlaşıp Osmanlı'ya ihanet etti. Oysa Osmanlı fethetmek istese ederdi Fransayı. Ama yardım için gitmişti. Yağma bile yapmadı. Aldıkları herşeyi para karşılığı aldılar. Bizi anlayamazlardı.

Fatih Sultan Mehmed İstanbul'u fethettiğinde gayrimüslimlere istedikleri gibi seyehat edebileceklerini istedikleri gibi ticaret yapabileceklerini istedikleri gibi ibadetlerini yerine getirebileceklerini, adet gelenek göreneklerini istedikleri gibi sürdürebileceklerini, hiçbir dini zorlamaya maruz bırakılmayacaklarını, hatta kendilerinin kendi liderlerini seçebileceklerini, kendilerini korudukları gibi onları da koruyacakarını söylemiştir. Fetih sırasında kaçanlara dönüp eski hayatlarına huzur içinde devam etmeleri çağrısında bulunmuştur. Bu hoşgörüyü anlayamazlar.

Sırplar, Macar Hunyad'ın tehditlerinden korkup bizzat kendileri Fatih'ten gelip ülkerlerini fethetmesini istediğinde Fatih Sultan Mehmed olumlu yanıt vermişti. Macar kahramanı Sırbistan'ı işgal edip tüm Ortodoks kiliselerini yıkacağını söylemişti. Bu yüzden Fatih'ten yardım istemişlerdi ancak bir şeyden çekiniyorlardı; ya Fatih de kiliselerini yıkarsa? Gerçi Osmanlı'nın adaletini bilmeyen yoktu ama yine de emin olmak isteyip Fatih'e sordular. Fatih onlara şu cevabı verdi ; “İnşallah Sırbistan’a hakim olduğumuzda, camiler yaptıracağız, ancak kiliselerinize dokunmayacağız. Siz nerede bir cami görürseniz yanına kilise yaptırabilirsiniz. Hatta duvarını bitiştirebilirsiniz de... Bizim dinimiz işte böyle bir dindir.” Bu adaleti de başkaları anlayamaz.

Sonra Ermenilere güvenmişlerdi. Savaşlarda bizim atalarımız cephelerde dünya devletleriyle çarpışırken geride bıraktıkları çoluk çocuğunu anasını kızını Ermenilere emanet etmişlerdi. Din ayrımı ırk ayrımı yapmamışlardı. Sonra Ermeniler Ruslarla bir olup kendilerine emanet edilen yaşlıları çocukları katletti kızlara tecavüz edip öldürdü. Ecdad önce bu ihanetin acısıyla onlarla savaştı ama yine acıdı ve "sadık" sıfatını bir daha kullanmamak üzere onları başka bir memlekete göndermek istedi. Ermeniler bu ihaneti Fransızlara, Almanlara, İngilizlere, Amerikalılara yapmış olsalardı eminim bugün Ermeni diye bir millet olmayacaktı. Biz başka düşünüyorduk. Dünya bizi anlayamazdı.

Avrupa bugün insan hakları, hayvan hakları, kadın hakları vs konularda ahkam keser durur. Oysa Osmanlı insanların diline müdahale etmiyor inançlarına dokunmuyor yasaklamıyor hatta onlar için din adamları yatiştiriyor, kilisler inşa ediyor. Avrupa'da yakın tarihe kadar kadının insan olup olmadığı tartışılırken biz onları insan üstü görmüş, cennetin anaların ayağının altında olduğuna inanmış, Hakanın buyrukları Hatun olmadan yalnız "Hakan buyuruyor ki" ifadesiyle başlamışsa geçerli kabul etmemişiz. İnsan haklarını özgürlüklerini geçtim. Hayvanların haftanın bir gününde tatil yapmaları zorunluluğu için ne denilebilir peki? Göçmen kuşların konakladığı yerlere hayvan hastanelerinin kurulmasına ne denilebilir ? Bizi anlamaları geç oldu ama galiba biz bize yabancılaştık.


Biz farklıyız ama bu bir ırkın üstünlüğü değil kesinlikle. Osmanlı bir ırk değildi çünkü. Bir milletti. Üstün olan anlayışıydı. Bakış açısıydı. Onlar bizi anlayamazdı anlayamıyor. Biz de bizi anlayamıyorsak eğer, bu bizim onlar gibi olduğumuzun emaresidir. Biz bize ihanet edenin pişmanlığından sonra onlara yeniden güvenebilen, kimsenin diline, dinine, örfüne adetine, giyimine,kuşamına, yaşamına müdahale etmeyen, kadını ilahi bir varlık olarak görüp, hayvanları dahi Allah'ın bize emanetleri olarak bilen, ayrım yapmaksızın "Yaradılanı yaradanı için seven" bir millettik.

Bu yazının özeti için (bkz. bundan önceki paragrafın son kelimesi)
Türk milleti olarak üretken insanlarız aslında. Olaylara bakış açımız hep farklı olmuştur. Bu yüzden dünya bizi anlayamamış bir tarih boyu. Kendilerini medeniyetin beşiği gören avrupa 1500'lere girilirken tüm Yahudileri topraklarından çıkarıyordu. 300 bine yakın yahudiyi kimse kabul etmiyordu. Bir kısmı hayatta kalmak için hristiyan olduklarını söylediğinde de inanmayıp ülkelerini terketmelerini söylemişlerdi. Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gelen yahudilere Osmanlı sahip çıkmıştı. Yaradanı sev yaradandan ötürü diyerek onlara kucak açmıştı. Hatta gelecek Yahudilere kötü davrananların cezası idamdı. Dünya bunu anlayamazdı. Onlar bizim gibi düşünemezdi. Olaylara bizim baktığımız açıdan bakamazdı.

Bu kucak açmadan 30 40 yıl sonra Habsburg İmparatoru'nun ve İspanya Kralı Şarlken'in eline esir düşen Fransa Kralı Fransuva'nın Kanuni'den yardım istemesi üzerine hiçbir karşılık beklemeden Barbaros ile donanmayı Akdeniz'e çıkardı ve Fransa'yı işgalden kurtardı. Ama Fransızlar ülkelerini işgal edenlerle anlaşıp Osmanlı'ya ihanet etti. Oysa Osmanlı fethetmek istese ederdi Fransayı. Ama yardım için gitmişti. Yağma bile yapmadı. Aldıkları herşeyi para karşılığı aldılar. Bizi anlayamazlardı.

Fatih Sultan Mehmed İstanbul'u fethettiğinde gayrimüslimlere istedikleri gibi seyehat edebileceklerini istedikleri gibi ticaret yapabileceklerini istedikleri gibi ibadetlerini yerine getirebileceklerini, adet gelenek göreneklerini istedikleri gibi sürdürebileceklerini, hiçbir dini zorlamaya maruz bırakılmayacaklarını, hatta kendilerinin kendi liderlerini seçebileceklerini, kendilerini korudukları gibi onları da koruyacakarını söylemiştir. Fetih sırasında kaçanlara dönüp eski hayatlarına huzur içinde devam etmeleri çağrısında bulunmuştur. Bu hoşgörüyü anlayamazlar.

Sırplar, Macar Hunyad'ın tehditlerinden korkup bizzat kendileri Fatih'ten gelip ülkerlerini fethetmesini istediğinde Fatih Sultan Mehmed olumlu yanıt vermişti. Macar kahramanı Sırbistan'ı işgal edip tüm Ortodoks kiliselerini yıkacağını söylemişti. Bu yüzden Fatih'ten yardım istemişlerdi ancak bir şeyden çekiniyorlardı; ya Fatih de kiliselerini yıkarsa? Gerçi Osmanlı'nın adaletini bilmeyen yoktu ama yine de emin olmak isteyip Fatih'e sordular. Fatih onlara şu cevabı verdi ; “İnşallah Sırbistan’a hakim olduğumuzda, camiler yaptıracağız, ancak kiliselerinize dokunmayacağız. Siz nerede bir cami görürseniz yanına kilise yaptırabilirsiniz. Hatta duvarını bitiştirebilirsiniz de... Bizim dinimiz işte böyle bir dindir.” Bu adaleti de başkaları anlayamaz.

Sonra Ermenilere güvenmişlerdi. Savaşlarda bizim atalarımız cephelerde dünya devletleriyle çarpışırken geride bıraktıkları çoluk çocuğunu anasını kızını Ermenilere emanet etmişlerdi. Din ayrımı ırk ayrımı yapmamışlardı. Sonra Ermeniler Ruslarla bir olup kendilerine emanet edilen yaşlıları çocukları katletti kızlara tecavüz edip öldürdü. Ecdad önce bu ihanetin acısıyla onlarla savaştı ama yine acıdı ve "sadık" sıfatını bir daha kullanmamak üzere onları başka bir memlekete göndermek istedi. Ermeniler bu ihaneti Fransızlara, Almanlara, İngilizlere, Amerikalılara yapmış olsalardı eminim bugün Ermeni diye bir millet olmayacaktı. Biz başka düşünüyorduk. Dünya bizi anlayamazdı.

Avrupa bugün insan hakları, hayvan hakları, kadın hakları vs konularda ahkam keser durur. Oysa Osmanlı insanların diline müdahale etmiyor inançlarına dokunmuyor yasaklamıyor hatta onlar için din adamları yatiştiriyor, kilisler inşa ediyor. Avrupa'da yakın tarihe kadar kadının insan olup olmadığı tartışılırken biz onları insan üstü görmüş, cennetin anaların ayağının altında olduğuna inanmış, Hakanın buyrukları Hatun olmadan yalnız "Hakan buyuruyor ki" ifadesiyle başlamışsa geçerli kabul etmemişiz. İnsan haklarını özgürlüklerini geçtim. Hayvanların haftanın bir gününde tatil yapmaları zorunluluğu için ne denilebilir peki? Göçmen kuşların konakladığı yerlere hayvan hastanelerinin kurulmasına ne denilebilir ? Bizi anlamaları geç oldu ama galiba biz bize yabancılaştık.


Biz farklıyız ama bu bir ırkın üstünlüğü değil kesinlikle. Osmanlı bir ırk değildi çünkü. Bir milletti. Üstün olan anlayışıydı. Bakış açısıydı. Onlar bizi anlayamazdı anlayamıyor. Biz de bizi anlayamıyorsak eğer, bu bizim onlar gibi olduğumuzun emaresidir. Biz bize ihanet edenin pişmanlığından sonra onlara yeniden güvenebilen, kimsenin diline, dinine, örfüne adetine, giyimine,kuşamına, yaşamına müdahale etmeyen, kadını ilahi bir varlık olarak görüp, hayvanları dahi Allah'ın bize emanetleri olarak bilen, ayrım yapmaksızın "Yaradılanı yaradanı için seven" bir millettik.

Bu yazının özeti için (bkz. bundan önceki paragrafın son kelimesi)

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"