Bir Sabah Kahvaltısı

Yer: Galata Köprüsü
Saat: 04:30


Bu kez duruyoruz. Tam burada, bulunduğumuz noktada. Hiç bu kadar yakın durmadı bize ölüm. Cebimde o çok izlemeyi istediğin filmin bileti. Arkadaşları istememiştin. Bak! Hiç birini davet etmedim. Her şey senin istediğin gibi. Annenin telefon numarasını silmiştin. Görüyor musun? Ben de hâlâ kayıtlı. Hiçbir şey için geç kalmadın.Öfkeni kusabilirsin onlara. Terkedilmişliğinin, hiçe sayılmışlığının hesabını sorabilirsin ama beni bırakma.
Söylesene benim kimim var?. Benim senden başka neyim var?. Bu mu? Galata köprüsüne biçtiğin mükâfat. Burada mı noktalayacaksın hayatını?. İzin ver sana yaklaşayım.
Bugün her şey farklı olacaktı. Bir sabah kahvaltısı...
Bu kez senin istediğin gibi getireceklerdi omleti. Kızarmış ekmek ısmarlayacaktık yanına. Babana yazıp gönderemediğin mektupları Karaköy’den postalayacaktık. Eminönü bizi özleyecekti. Kadıköy'den balona binecektik. Taksim de şarap içecektik. Fotoğraflar çekilecektik. Yüzün yüzümde, kokun burnumun ucunda kalacaktı.
Ölüm ne ki sevgili! Ahmakların seçimi. Ben, sen ağlarken hiç uzak durdum mu senden?. İzin ver geleyim yanına, sileyim yüzünü yıkayan suları. Diyeyim ki, sevgilim için son bir şey yaptım; yüzü kanadı, dilimle yaladım. 


Düşersen, yani gözlerimin önünden kayarsan onca çaba, onca yanımda kalman pahasına sildiğim defterler... Basılmayan kitaplar...
Yasaklanan yazarlar gibi olurum.
Sen İstanbul’un sabahlarına alışamadım diyordun. Soğuk oluyor...
Burası çok soğuk. Üzerinde çizgili t-shırt'ün, başında şapkan, kolunda saatin...
Zaten senin olanlar, sana ait olanlar onlardan başkası değildi.

DEĞİLDİ.

***

Bu ülkenin polisleri ve ambulansı olay yerine hep geç gelir. Onlar geldiklerinde 'Çok geç' kavramını bilir misiniz? Yarım saat sevgilinize dil dökmüş olursunuz.
Çok geç kalmışsınızdır. Saat sabahın 05:00'dir. Sonra o gider.

Düşer.


Anlatılanlar, ellerde kalan soğukluk, dizlerin titreme hali -Di'li zamanlara bırakır yerini.  İşte her şey bu kadar basittir aslında ve en çok eşcinseller intihar eder.

Oysa severdi o İstanbul’u. Fahişe İstanbul onu sevemedi gitti.  İtici bakışlarla rahatsız etti. Her fırsatta kıçının hesabını vermeye zorladı. İstanbul bize iki odalı bir evden ve haksızlıklardan başka hiçbir şey sunmadı. Hep balkonumuzda çiçekler olsun istedik. Bir gün almaya karar verdik. Bir heyecanla girdik çiçekçilere...
Üç saksı sakız sardunya…


Eve döndük. Alp, çok heyecanlıydı balkonda yer bulduk onlara. İsim de verdik. Apartman zilini çalıp kaçan çocuklar gibi mutluyduk. Alp'in  gözlerinden vapurlar geçiyordu. Benim gözlerimden Alp.  Onu uzun zamandır ilk kez gülümserken görmüştüm.
Son kez, bilyesine oynanmış bir futbol maçında mağlup olan o küçük çocuktu Alp. Galata Köprüsünden atlarken yüzünde İstanbul’u öldürürken, gülümsedi.

Link

Yer: Galata Köprüsü
Saat: 04:30


Bu kez duruyoruz. Tam burada, bulunduğumuz noktada. Hiç bu kadar yakın durmadı bize ölüm. Cebimde o çok izlemeyi istediğin filmin bileti. Arkadaşları istememiştin. Bak! Hiç birini davet etmedim. Her şey senin istediğin gibi. Annenin telefon numarasını silmiştin. Görüyor musun? Ben de hâlâ kayıtlı. Hiçbir şey için geç kalmadın.Öfkeni kusabilirsin onlara. Terkedilmişliğinin, hiçe sayılmışlığının hesabını sorabilirsin ama beni bırakma.
Söylesene benim kimim var?. Benim senden başka neyim var?. Bu mu? Galata köprüsüne biçtiğin mükâfat. Burada mı noktalayacaksın hayatını?. İzin ver sana yaklaşayım.
Bugün her şey farklı olacaktı. Bir sabah kahvaltısı...
Bu kez senin istediğin gibi getireceklerdi omleti. Kızarmış ekmek ısmarlayacaktık yanına. Babana yazıp gönderemediğin mektupları Karaköy’den postalayacaktık. Eminönü bizi özleyecekti. Kadıköy'den balona binecektik. Taksim de şarap içecektik. Fotoğraflar çekilecektik. Yüzün yüzümde, kokun burnumun ucunda kalacaktı.
Ölüm ne ki sevgili! Ahmakların seçimi. Ben, sen ağlarken hiç uzak durdum mu senden?. İzin ver geleyim yanına, sileyim yüzünü yıkayan suları. Diyeyim ki, sevgilim için son bir şey yaptım; yüzü kanadı, dilimle yaladım. 


Düşersen, yani gözlerimin önünden kayarsan onca çaba, onca yanımda kalman pahasına sildiğim defterler... Basılmayan kitaplar...
Yasaklanan yazarlar gibi olurum.
Sen İstanbul’un sabahlarına alışamadım diyordun. Soğuk oluyor...
Burası çok soğuk. Üzerinde çizgili t-shırt'ün, başında şapkan, kolunda saatin...
Zaten senin olanlar, sana ait olanlar onlardan başkası değildi.

DEĞİLDİ.

***

Bu ülkenin polisleri ve ambulansı olay yerine hep geç gelir. Onlar geldiklerinde 'Çok geç' kavramını bilir misiniz? Yarım saat sevgilinize dil dökmüş olursunuz.
Çok geç kalmışsınızdır. Saat sabahın 05:00'dir. Sonra o gider.

Düşer.


Anlatılanlar, ellerde kalan soğukluk, dizlerin titreme hali -Di'li zamanlara bırakır yerini.  İşte her şey bu kadar basittir aslında ve en çok eşcinseller intihar eder.

Oysa severdi o İstanbul’u. Fahişe İstanbul onu sevemedi gitti.  İtici bakışlarla rahatsız etti. Her fırsatta kıçının hesabını vermeye zorladı. İstanbul bize iki odalı bir evden ve haksızlıklardan başka hiçbir şey sunmadı. Hep balkonumuzda çiçekler olsun istedik. Bir gün almaya karar verdik. Bir heyecanla girdik çiçekçilere...
Üç saksı sakız sardunya…


Eve döndük. Alp, çok heyecanlıydı balkonda yer bulduk onlara. İsim de verdik. Apartman zilini çalıp kaçan çocuklar gibi mutluyduk. Alp'in  gözlerinden vapurlar geçiyordu. Benim gözlerimden Alp.  Onu uzun zamandır ilk kez gülümserken görmüştüm.
Son kez, bilyesine oynanmış bir futbol maçında mağlup olan o küçük çocuktu Alp. Galata Köprüsünden atlarken yüzünde İstanbul’u öldürürken, gülümsedi.

Link

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"