HALİMİ ÇELEBİ (Gülce-Bahçe)


Şu hayatın her dilimi, bir çelebi geçer gider
Bilmediğini bilmeye, diyar diyar göçer gider

Kastamonu diyarından, doğum tarihi bilinmez
Abdulhalim bin Ali’dir, ismi tarihten silinmez
Bak zaman geçer hızlıca, parçalanıp dilinmez
Şu hayatın her dilimi, bir çelebi geçer gider

Osmanlı âlimlerinin, büyüklerinden Halimi
Hocası olup okuttu, Han Yavuz Sultan Selimi
Zamanın âlimlerinden tahsil etti hem ilimi
Bilmediğini bilmeye, diyar diyar göçer gider

*

Alâeddin Arabî'nin hizmetlerinde bulundu
Ondan maddi ve manevi, ilmi tahsille dolundu
Bir nefes Gül-i Rana’dan, hava-i bahar solundu
Sultanını görmek için, şaha kalkındı can evi.
…Molla Alâeddin-i Arabî vefat edince
….Sonrasında Arabistan diyarına gidince
…..Orada da çeşitli ilimleri dimağa getirince
……Haç ibadetini de, hakkıyla bitirince
…….Sultanına selam vermek için, şaha kalkındı can evi.

İran’a yol bulup gitti, ilme gün evi arardı
O belde âlimlerinin sohbetlerine koşardı
Mahdümi’nin hizmetinde, tasavvufi ilim vardı
Feyiz alıp ilerledi, şaha kalkındı can evi

Sonra asıl memleketi Kastamonu'ya dönmüştü
Belki de ilim özlemi, birazcık olsun sönmüştü
Harlayan yürek yangını, az ölkeseyip dinmişti
Daha deyip ilerledi, şaha kalkındı can evi

*

Hayatın altın gemisi, azgın sulara yürüdü
Bâyezîd-i Veli canla, aynı devirde yaşardı
Kin kusanların kimisi, durulamazdı şaşardı
Kendisini heyecanla, hakkın yoluna bürüdü

İnayet ayyuka çıksın, delaletse kalsın dünde
Ruhu coşar kafesinde, insanlık selametine
Müjde solur nefesinde, irfanlık alametine
Çelebinin özlemi var, yıkamaz şeytani künde

Haktan bulur merhameti koşar durur rahmetine
Dosta vuslat özlemiyle, cennet gülleri kokuyor
Sabrın külleri derildi, diller şükrünü dokuyor

Bağışlasın rabbim bizi, erenlerin hürmetine
Gecenin sessizliğinde, vuslata durur erenler
Korkusuzluğu giyinip, hanlara vaaz verenler

*

Bundandır; bilgiye hâkim, bilmediğini okuyan
Maddi ve manevi hekim, gönülleri hem dokuyan
Bilelim bahse konu kim? Halimi Çelebi veli…

Bu yüksek ilmi duyan, Yavuz Sultan Selim Hanım
Seçti onu ayan beyan, han olmazdan önce canım
Tırabzon’da Yavuz o an, valilikle vazifeli

*

Ol Halimi Çelebi'yi kendine hoca edindi,
Talebeydi kendisine, dilinden ilim öğrendi
Gece gündüz huzurunda, döndü onun sohbetine
Devamlı feyiz almaya, ilk anda muhabbetine.
Yavuz Sultan Selim Hanım, yaratanın bir kuluydu
Halimi Çelebi’ye de; dili iltifat doluydu
Yücelerin en yücesi, Allah’ın da ihsanıyla
Osmanlı tahtına geçip, padişah oldu şanıyla

Hep birlikte olmak ister, onu yanından ayırmaz
Ne hoş onunla sohbetler, başka bir şeyi kayırmaz
Maneviyatı doyurmaz, salih amelden başkası
Amelse; ilim bilirsen, doğru olur, açıkçası
…Halimi Çelebi,
….Yavuz Sultan Selim Han ile
….. Birlikte katıldı Mısır Seferine bile.

…Nakledilir ki; bu sefer zamanında
….Molla Şemseddin diye bir saray hocası vardı
…..Teheccüd namazını kılan, iyi huylu bir vakardı
……Yazması öyle süratliydi ki,
…….Kuran-ı Kerimi on günde yazardı.
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır fetih olunca,
Mısır halkı Osmanlının, fesiyle huzur bulunca
Bunun sevinciyle dolup, gönüller şuur dolunca
Yavuz Sultan Selim Han’ın, dileği dile vurunca…

…Halimi Çelebiye buyurdu ki:
“Tarihi Vassâf yazsın, Şemseddîn efendi bize
Maharetli kalemiyle, ışık tutsun gören göze”
Padişah emri ulaşan, Molla Şemseddîn erenden
Yirmi beş gün mühletin, ricası emri verenden
…Mühlet isteği kabul gördü.
….Halimi Çelebi'nin evinde kendini bu işe verdi.

*

(H)alimi Çelebi’yi ziyarete gelenlerin
B(A)zı Molla Şemseddin’i tanıyıp bilenlerin
Ça(L)ışmalarına mani olmak pahasına
Gel(İ)yorlardı hücresine ve çalışma sahasına…
İste(M)iyordu zamanın başka işle gitmesini
Helek(İ) aldığı zamanın bitmesini…

(Ç)ekti dış kapının iç sürgüsünü nitekim
V(E) dahi odasını da kilitledi.
Bi(L)medi gelen kimse kim!...
Kal(E)mine sarılıp hızla yazdığı sırada
Bera(B)erinde bir kimseyi oturur halde gördü orada
Yüreğ(İ) ürperdi, aniden görünce, korkuyla titredi

*

Anladı o kimse bunu, yaklaştı hemen dizine
Heyecanı gidermeye, başladı şöyle sözüne;
“Korkmayasın bizden sakın, senin gibiyiz, insanız
Seni ziyarete geldik, dostluğa gelen ihsanız”
…Böyle dedi gelen,
….Molla Şemseddin, kapıların kilitli olduğunu
…..Pencerelere, girilmez demir örgüler dolduğunu
……Kontrol edip hemen,
…….Bu kimsenin ricâl-i gâipten geldiğini
……..Anlayıp, idrak ediverdi.
Yazmayı bırakıp ta, sohbet etmeye başladı
Merak ettiği şeyleri, hem iletmeye başladı;
“Arap diyarı bir tamam, bizce fethedilecek mi?
Osmanlı topraklarına, öz diyar edilecek mi?
…Yoksa dönüşten sonra tekrar
….Başka milletlerin eline geçecek mi?” dedi.
…O zat dedi ki;
“Karanlık basmış yollarda, iman nuru alevlendi
Padişah Yavuz Selim Han, bu görevle görevlendi
Mübarek belde hizmeti, onun nesline verildi
Uykuya dalmış umutlar, uyanmaya gönderildi
….Bu kutlu davada
..…Allah’ın yardımına erildi

İslâm padişahlarının arasında makbul olan
Nebimizin sonrasında, bilesin ki kurucu Osman
Ol evliyanın dışında, değildir hele Selim Han
Ben söylerim hakikati, sen benim sözüme inan”
…Diye söyledi.

…Molla Şemseddîn:
“Yavuz Selim saltanatı, çok uzun zaman sürer mi?
Onun süresi dolmadan, Osmanlı buna erer mi?”
….Diye ekledi.
…..O kimse; "Üç yıl vakti vardır." dedi.

…Molla Şemseddîn tekrar sordu:
….“Konağında oturduğum Halimi’nin sonu nicedir?
…..Yani onun vefatı hangi gündür, hangi gecedir?”
……O zat şöyle cevap verdi:
“Yüce melek ecelinde, hemen gelir canın alır
Şamdan öteye geçemez, Halimi orada kalır”
……..Şemseddîn Efendi dedi ki:
“Ya benim ölümüm nerde, bilir misin ne zamandır?
O zor mudur, kolay mıdır, bana ne kadar yamandır?”

O zatı muhterem şöyle cevap verdi:
“Kişinin kendine ölüm anın bilmek
Rabbimin kanuna, hem ki ters düşerdi
Yoktur ki kimseye, sonu bilip gelmek

Nerede ölecek, nefisler bilemez
Söyle deseniz de, biz bunu söylemez
Rabbim yol vermese, buraya gelemez
İzinsiz yok bize, bu kanunu delmek

Allah’ın izniyle, bil kulağa düştün
Dostun çelebiyle, dosta giden üçtün
Üç ruhun haliyle, göğe doğru göçtün
Üç dostta nasiptir, semaya yükselmek

Yavuz Sultan Selim, derim hanlar hanı
Hakkın yardımıyla, dilden dile şanı
Cenazenizde var, gelmeye zamanı
Nasip olur Han’a, namazınız kılmak”
…Dedi beklediği haberi verdi.
….Koynundan tiftik bir başlık çıkarıp
…..“Bu Selim Han’a hediyemizdir.
……Bir tane daha çıkarıp
…….Bunu da Halimi Çelebi’ye veresiniz” dedi.
…Bunun üzerine Şemseddîn Efendi;
….“Bana bir hatıranız, olamaz mı?” dedi
Sana özel bir şey hazırlamadım bil
Eğer istiyorsan, olur diyorsan gel
Şu başımdakini, sana vermek güzel
Benimkisi sana, nasip olsun kalmak”
…Dedikten sonra
….Başındaki arakiyye’yi ona verip;
“Hadi hemen yaz bakayım,
Ben sana izin vereyim
Hızlı mı yazın göreyim
Nasip olsun sonu bulmak”
…..Deyince;
Şemseddîn efendi başladı yazmaya.
Hem yazdı hızlıca, hem mısra dizmeye
Bir anda kayboldu, boşlukta gezmeye
Zor oldu bir daha, gözlerine almak.

*

Bu durumları Hasan Can’a
Anlattı bir güzel, baştan sona
“Bir zahmet ulaştırıversen” dedi
“Emanet arâkiyyeyi, Selim Han’a”

Hasan Can; huzuruna vardı.
Olanları dinledi Selim Han
Olayın aslı budur, değil yalan
Arakiyye oldu sevince salan…
Saygıyla yüzüne sürdü ve kokladı.
Ruhunu hemen ilahi bir muştu sardı
Mısırdan yola çıkacak, hazır mı yokladı…

*

Mısırdan yola çıkmıştı, Şam’a yol aldı kafile
Halimi Efendi dersen, yolculukta hastalandı
Hekimlerin ilaç verdi, fayda etmedi nafile
Selim Han bildi, anladı, ölümden gayri yalandı

Kalbini hoşça tutmaya, çalıştı gayret gösterdi
Sık sık ziyaret etmeyi, gönlünü almak isterdi
Üçüncü gün vefat etti, Halimi vuslata erdi
Yakınlar bildi bu ölüm, onları hüzne salandı

Molla Şemseddîn Efendi, vefat etti aynı gün,
Selim Han’ın sarayında, vuslatında bulur düğün
Aynı yerde kaldırıldı, cenazeleri üçünün
Selim Han da hazır olup, son görevde yer alandı
…Mısır Seferi dönüşünde
….Miladi bin beş yüz on altı senesinde
…..Bu olaydan anlaşılmıştır ki; Halimi çelebi
……Şam’a gelince,
…….Vefat etmiştir Mısır’dan dönüş seferinde…
……..Orada Muhyiddin Arabi hazretlerinin türbesinde
………Defnedilerek onun yanı başında yer bulandı…

*

Nakledilir ki;
Yavuz Sultan Selim han,
Ayak basınca
Gözüm Anadolu’dan
Dönüp bakınca
Hatıralar var ondan…
Hasret yakınca
Bahseder hocasından…

Pek çok sefere
Mevlana Abdulhalim
Benle çok kere
Birlikte çıktı o âlim.
Aksar her yere
Hatırasın gör Selim.

*

Diyerek anardı, sevgi ve saygıyla
Onsuz ne yapardı, düşünür kaygıyla
Hatıralarıyla, çare yok döneriz
Bahane bir küçük, çıbanla söneriz

*

…Yavuz Selim Han derdi ona;
Mevlana Abdulhalim, hem molla hem efendi.
İlim irfanı yüksek, ilmiyle amil kendi
Fazilet sahibi zat, hem ki nefsini yendi
Yüksek derecelerin sahibi bir erendi
…Hem vefalı, hem kerem ehli
….Yumuşak huyluydu, yola getirirdi cehli
…..Az konuşur çok dinlerdi,
……Olmazdı konuşanın sözüne, konuşurken dahli…

Başka insanlarda, kusur aramazdı
Hakikati söylerdi, yalana uğramazdı
Dedi kodu etmezdi, talana varamazdı
Yüksek derecelerin sahibi bir yarendi

Görmeye çalışırdı doğruyu ve güzeli
Meziyetli olanlara, ilginin en özeli
Kimsesiz fakirlere, uzandı yardım eli
Yüksek derecelerin sahibi bir verendi

Sonuçta onun ismi, her tarafta duyuldu
Sözleri dinlenerek, öğüdüne uyuldu
Nasihatin dinleyen, hak yoluna koyuldu
Yüksek derecelerin sahibi bir görendi

Ne zaman kimin başına, ne gelecek belli değil
İzin ver ki gözyaşına, rıza-i hakka ver meyil
Zehir katma gül aşına, gülün dikeni yok değil
Herkes düşünüp taşına, geri dönüş yok diyendi

Feyzullah Kırca
Akbaşlar Köyü / Dursunbey

Şu hayatın her dilimi, bir çelebi geçer gider
Bilmediğini bilmeye, diyar diyar göçer gider

Kastamonu diyarından, doğum tarihi bilinmez
Abdulhalim bin Ali’dir, ismi tarihten silinmez
Bak zaman geçer hızlıca, parçalanıp dilinmez
Şu hayatın her dilimi, bir çelebi geçer gider

Osmanlı âlimlerinin, büyüklerinden Halimi
Hocası olup okuttu, Han Yavuz Sultan Selimi
Zamanın âlimlerinden tahsil etti hem ilimi
Bilmediğini bilmeye, diyar diyar göçer gider

*

Alâeddin Arabî'nin hizmetlerinde bulundu
Ondan maddi ve manevi, ilmi tahsille dolundu
Bir nefes Gül-i Rana’dan, hava-i bahar solundu
Sultanını görmek için, şaha kalkındı can evi.
…Molla Alâeddin-i Arabî vefat edince
….Sonrasında Arabistan diyarına gidince
…..Orada da çeşitli ilimleri dimağa getirince
……Haç ibadetini de, hakkıyla bitirince
…….Sultanına selam vermek için, şaha kalkındı can evi.

İran’a yol bulup gitti, ilme gün evi arardı
O belde âlimlerinin sohbetlerine koşardı
Mahdümi’nin hizmetinde, tasavvufi ilim vardı
Feyiz alıp ilerledi, şaha kalkındı can evi

Sonra asıl memleketi Kastamonu'ya dönmüştü
Belki de ilim özlemi, birazcık olsun sönmüştü
Harlayan yürek yangını, az ölkeseyip dinmişti
Daha deyip ilerledi, şaha kalkındı can evi

*

Hayatın altın gemisi, azgın sulara yürüdü
Bâyezîd-i Veli canla, aynı devirde yaşardı
Kin kusanların kimisi, durulamazdı şaşardı
Kendisini heyecanla, hakkın yoluna bürüdü

İnayet ayyuka çıksın, delaletse kalsın dünde
Ruhu coşar kafesinde, insanlık selametine
Müjde solur nefesinde, irfanlık alametine
Çelebinin özlemi var, yıkamaz şeytani künde

Haktan bulur merhameti koşar durur rahmetine
Dosta vuslat özlemiyle, cennet gülleri kokuyor
Sabrın külleri derildi, diller şükrünü dokuyor

Bağışlasın rabbim bizi, erenlerin hürmetine
Gecenin sessizliğinde, vuslata durur erenler
Korkusuzluğu giyinip, hanlara vaaz verenler

*

Bundandır; bilgiye hâkim, bilmediğini okuyan
Maddi ve manevi hekim, gönülleri hem dokuyan
Bilelim bahse konu kim? Halimi Çelebi veli…

Bu yüksek ilmi duyan, Yavuz Sultan Selim Hanım
Seçti onu ayan beyan, han olmazdan önce canım
Tırabzon’da Yavuz o an, valilikle vazifeli

*

Ol Halimi Çelebi'yi kendine hoca edindi,
Talebeydi kendisine, dilinden ilim öğrendi
Gece gündüz huzurunda, döndü onun sohbetine
Devamlı feyiz almaya, ilk anda muhabbetine.
Yavuz Sultan Selim Hanım, yaratanın bir kuluydu
Halimi Çelebi’ye de; dili iltifat doluydu
Yücelerin en yücesi, Allah’ın da ihsanıyla
Osmanlı tahtına geçip, padişah oldu şanıyla

Hep birlikte olmak ister, onu yanından ayırmaz
Ne hoş onunla sohbetler, başka bir şeyi kayırmaz
Maneviyatı doyurmaz, salih amelden başkası
Amelse; ilim bilirsen, doğru olur, açıkçası
…Halimi Çelebi,
….Yavuz Sultan Selim Han ile
….. Birlikte katıldı Mısır Seferine bile.

…Nakledilir ki; bu sefer zamanında
….Molla Şemseddin diye bir saray hocası vardı
…..Teheccüd namazını kılan, iyi huylu bir vakardı
……Yazması öyle süratliydi ki,
…….Kuran-ı Kerimi on günde yazardı.
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır fetih olunca,
Mısır halkı Osmanlının, fesiyle huzur bulunca
Bunun sevinciyle dolup, gönüller şuur dolunca
Yavuz Sultan Selim Han’ın, dileği dile vurunca…

…Halimi Çelebiye buyurdu ki:
“Tarihi Vassâf yazsın, Şemseddîn efendi bize
Maharetli kalemiyle, ışık tutsun gören göze”
Padişah emri ulaşan, Molla Şemseddîn erenden
Yirmi beş gün mühletin, ricası emri verenden
…Mühlet isteği kabul gördü.
….Halimi Çelebi'nin evinde kendini bu işe verdi.

*

(H)alimi Çelebi’yi ziyarete gelenlerin
B(A)zı Molla Şemseddin’i tanıyıp bilenlerin
Ça(L)ışmalarına mani olmak pahasına
Gel(İ)yorlardı hücresine ve çalışma sahasına…
İste(M)iyordu zamanın başka işle gitmesini
Helek(İ) aldığı zamanın bitmesini…

(Ç)ekti dış kapının iç sürgüsünü nitekim
V(E) dahi odasını da kilitledi.
Bi(L)medi gelen kimse kim!...
Kal(E)mine sarılıp hızla yazdığı sırada
Bera(B)erinde bir kimseyi oturur halde gördü orada
Yüreğ(İ) ürperdi, aniden görünce, korkuyla titredi

*

Anladı o kimse bunu, yaklaştı hemen dizine
Heyecanı gidermeye, başladı şöyle sözüne;
“Korkmayasın bizden sakın, senin gibiyiz, insanız
Seni ziyarete geldik, dostluğa gelen ihsanız”
…Böyle dedi gelen,
….Molla Şemseddin, kapıların kilitli olduğunu
…..Pencerelere, girilmez demir örgüler dolduğunu
……Kontrol edip hemen,
…….Bu kimsenin ricâl-i gâipten geldiğini
……..Anlayıp, idrak ediverdi.
Yazmayı bırakıp ta, sohbet etmeye başladı
Merak ettiği şeyleri, hem iletmeye başladı;
“Arap diyarı bir tamam, bizce fethedilecek mi?
Osmanlı topraklarına, öz diyar edilecek mi?
…Yoksa dönüşten sonra tekrar
….Başka milletlerin eline geçecek mi?” dedi.
…O zat dedi ki;
“Karanlık basmış yollarda, iman nuru alevlendi
Padişah Yavuz Selim Han, bu görevle görevlendi
Mübarek belde hizmeti, onun nesline verildi
Uykuya dalmış umutlar, uyanmaya gönderildi
….Bu kutlu davada
..…Allah’ın yardımına erildi

İslâm padişahlarının arasında makbul olan
Nebimizin sonrasında, bilesin ki kurucu Osman
Ol evliyanın dışında, değildir hele Selim Han
Ben söylerim hakikati, sen benim sözüme inan”
…Diye söyledi.

…Molla Şemseddîn:
“Yavuz Selim saltanatı, çok uzun zaman sürer mi?
Onun süresi dolmadan, Osmanlı buna erer mi?”
….Diye ekledi.
…..O kimse; "Üç yıl vakti vardır." dedi.

…Molla Şemseddîn tekrar sordu:
….“Konağında oturduğum Halimi’nin sonu nicedir?
…..Yani onun vefatı hangi gündür, hangi gecedir?”
……O zat şöyle cevap verdi:
“Yüce melek ecelinde, hemen gelir canın alır
Şamdan öteye geçemez, Halimi orada kalır”
……..Şemseddîn Efendi dedi ki:
“Ya benim ölümüm nerde, bilir misin ne zamandır?
O zor mudur, kolay mıdır, bana ne kadar yamandır?”

O zatı muhterem şöyle cevap verdi:
“Kişinin kendine ölüm anın bilmek
Rabbimin kanuna, hem ki ters düşerdi
Yoktur ki kimseye, sonu bilip gelmek

Nerede ölecek, nefisler bilemez
Söyle deseniz de, biz bunu söylemez
Rabbim yol vermese, buraya gelemez
İzinsiz yok bize, bu kanunu delmek

Allah’ın izniyle, bil kulağa düştün
Dostun çelebiyle, dosta giden üçtün
Üç ruhun haliyle, göğe doğru göçtün
Üç dostta nasiptir, semaya yükselmek

Yavuz Sultan Selim, derim hanlar hanı
Hakkın yardımıyla, dilden dile şanı
Cenazenizde var, gelmeye zamanı
Nasip olur Han’a, namazınız kılmak”
…Dedi beklediği haberi verdi.
….Koynundan tiftik bir başlık çıkarıp
…..“Bu Selim Han’a hediyemizdir.
……Bir tane daha çıkarıp
…….Bunu da Halimi Çelebi’ye veresiniz” dedi.
…Bunun üzerine Şemseddîn Efendi;
….“Bana bir hatıranız, olamaz mı?” dedi
Sana özel bir şey hazırlamadım bil
Eğer istiyorsan, olur diyorsan gel
Şu başımdakini, sana vermek güzel
Benimkisi sana, nasip olsun kalmak”
…Dedikten sonra
….Başındaki arakiyye’yi ona verip;
“Hadi hemen yaz bakayım,
Ben sana izin vereyim
Hızlı mı yazın göreyim
Nasip olsun sonu bulmak”
…..Deyince;
Şemseddîn efendi başladı yazmaya.
Hem yazdı hızlıca, hem mısra dizmeye
Bir anda kayboldu, boşlukta gezmeye
Zor oldu bir daha, gözlerine almak.

*

Bu durumları Hasan Can’a
Anlattı bir güzel, baştan sona
“Bir zahmet ulaştırıversen” dedi
“Emanet arâkiyyeyi, Selim Han’a”

Hasan Can; huzuruna vardı.
Olanları dinledi Selim Han
Olayın aslı budur, değil yalan
Arakiyye oldu sevince salan…
Saygıyla yüzüne sürdü ve kokladı.
Ruhunu hemen ilahi bir muştu sardı
Mısırdan yola çıkacak, hazır mı yokladı…

*

Mısırdan yola çıkmıştı, Şam’a yol aldı kafile
Halimi Efendi dersen, yolculukta hastalandı
Hekimlerin ilaç verdi, fayda etmedi nafile
Selim Han bildi, anladı, ölümden gayri yalandı

Kalbini hoşça tutmaya, çalıştı gayret gösterdi
Sık sık ziyaret etmeyi, gönlünü almak isterdi
Üçüncü gün vefat etti, Halimi vuslata erdi
Yakınlar bildi bu ölüm, onları hüzne salandı

Molla Şemseddîn Efendi, vefat etti aynı gün,
Selim Han’ın sarayında, vuslatında bulur düğün
Aynı yerde kaldırıldı, cenazeleri üçünün
Selim Han da hazır olup, son görevde yer alandı
…Mısır Seferi dönüşünde
….Miladi bin beş yüz on altı senesinde
…..Bu olaydan anlaşılmıştır ki; Halimi çelebi
……Şam’a gelince,
…….Vefat etmiştir Mısır’dan dönüş seferinde…
……..Orada Muhyiddin Arabi hazretlerinin türbesinde
………Defnedilerek onun yanı başında yer bulandı…

*

Nakledilir ki;
Yavuz Sultan Selim han,
Ayak basınca
Gözüm Anadolu’dan
Dönüp bakınca
Hatıralar var ondan…
Hasret yakınca
Bahseder hocasından…

Pek çok sefere
Mevlana Abdulhalim
Benle çok kere
Birlikte çıktı o âlim.
Aksar her yere
Hatırasın gör Selim.

*

Diyerek anardı, sevgi ve saygıyla
Onsuz ne yapardı, düşünür kaygıyla
Hatıralarıyla, çare yok döneriz
Bahane bir küçük, çıbanla söneriz

*

…Yavuz Selim Han derdi ona;
Mevlana Abdulhalim, hem molla hem efendi.
İlim irfanı yüksek, ilmiyle amil kendi
Fazilet sahibi zat, hem ki nefsini yendi
Yüksek derecelerin sahibi bir erendi
…Hem vefalı, hem kerem ehli
….Yumuşak huyluydu, yola getirirdi cehli
…..Az konuşur çok dinlerdi,
……Olmazdı konuşanın sözüne, konuşurken dahli…

Başka insanlarda, kusur aramazdı
Hakikati söylerdi, yalana uğramazdı
Dedi kodu etmezdi, talana varamazdı
Yüksek derecelerin sahibi bir yarendi

Görmeye çalışırdı doğruyu ve güzeli
Meziyetli olanlara, ilginin en özeli
Kimsesiz fakirlere, uzandı yardım eli
Yüksek derecelerin sahibi bir verendi

Sonuçta onun ismi, her tarafta duyuldu
Sözleri dinlenerek, öğüdüne uyuldu
Nasihatin dinleyen, hak yoluna koyuldu
Yüksek derecelerin sahibi bir görendi

Ne zaman kimin başına, ne gelecek belli değil
İzin ver ki gözyaşına, rıza-i hakka ver meyil
Zehir katma gül aşına, gülün dikeni yok değil
Herkes düşünüp taşına, geri dönüş yok diyendi

Feyzullah Kırca
Akbaşlar Köyü / Dursunbey

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"