30. İstanbul Film Festivali ilk gününde "abla" iki film izler: Flamenko Flamenko ve Açılış Filmi Copacabana

2011 yılı, Nisan'ın birinci günü Kuzey Ege'deki, papatyaya boyanmış yaz-kış evini hüzünle geride bırakıp, -adının Sinema Günleri olduğu günlerden bu yana, neredeyse- 30 yıldır izlediği film festivali için İstanbul'a gelen "abla", ertesi sabah kahvaltıda buluşup hasret giderdiği Naciye Hanım'ın, kendisinden üyelik aidatı isteyen CHP'den, "Tayyip vatandaşını düşünüp kömür dağıtırken bunlar aidat istiyor" diyerek yakınmasına, siz evdekilere bakın, ben aidatı öderim yanıt mesajı yollamasını önerir.

2 Nisan 2011 Cumartesi, Atlas Sineması kapısında buluştuğu Lalekart sahibi kız kardeşinden, -geçen yıllara bakıldığında rekor sayıda düşük-, 35 biletini teslim alan "abla"nın izlediği ilk film, İspanya 2010 yapımı Flamenko Flamenko: Yönetmen Carlos Saura, katılanlar José Mercé, Estrella Morente, Sara Baras... Gitar klâsikleri yanı sıra flamenkonun derin hayranı "abla", 1990 yılı Haziran başında yitirdikleri annesinin sağladığı fonla, bir kaç hafta sonra eski Harbiye Açıkhava sahnesinde, Carlos Saura'nın Flamenko Üçlemesi'yle -Kanlı Düğün, Carmen, Büyülü Aşk- tanıdığı Antonio Gades ile danseden Cristina Hoyos'nun muhteşem dansını izlerken, dalgalanan kırmızı elbisesine bakıp bakıp "annem kırmızıyı bir daha göremeyecek..." deyip şakır şakır gözyaşı döker.

Yıllar içinde ikilinin yetiştirdiği öğrenciler, Saura filmlerinde dans etmeye devam ederken, Flamenko'dan on altı yıl sonra Flamenko Flamenko'da, terkedilmişe benzeyen kastanyetin yerini, topuk tıkırtılı sessizlik, çekicin tınladığı örs, üzerine oturulan kutularda, bir masanın kenarında tutulan ritm alır. Goya resimleri, eski usta dansçıların gösteri afişleri, yumuşak gökyüzü renkleri fonu önünde delişmen kot pantolonlu gençler, rap esinli flamenkoyla, sigarillo tüttürerek dans ederler. Yüzlerdeki acı ifadesini yumuşatan ters ya da yandan gelen ışıkla aydınlık, zaman zaman pırıl pırıl zeminden yansıyan, biri, unutulması kolay değil seri yağmur altında, -her zamanki gibi, tümüyle iç mekânda-, sahnede çekilen filmi "abla", Saura'nın festivallere konuk olan her filmini, üçlemeyi izlediği hayranlıkla, yine gözyaşlarıyla izler.

Festival logosundan "Uluslararası" sözcüğünün neden kaybolduğunu soruşturmak üzere, Beyoğlu Sineması girişindeki bürosuna uğradığı işletmeci bey ve konukları "abla"ya doyurucu bir yanıt veremezler.

Esrarengiz durumu izleyen günlerde aydınlanacağa benzeyen festivalin Açılış Filmi, Fransa 2010 yapımı, Copacabana: Yönetmen Marc Fitoussi, oyuncular Isabelle Huppert, Aure Atika, Lolita Chammah... Hayatına giren insanların belirlediği rotalar uyarınca, küçük kızını da sürükleyerek gamsız bir yaşam sürdürmüş Babou, kendisini yeni yetmeliğinde çok eğlenceli bulan kızının ciddi bir adamla evlenmeye niyetlenmesiyle birden gözden düşer, utanç kaynağı olur. Üzülen ve mesajı aldığını belirterek bir iş bulup sisteme uyum sağlamaya çalışan Babou başarılı da olur ama, evsiz bir çifte acıyarak onlara barınak sağlaması, işini kaybetmesine neden olur. Sonuçta çocuk saflığındaki kalbiyle herşey dilediğince sonuçlanır.

Copacabana ismi, Babou'nun, filmin finalinde yöneldiği yeni yönden ibarettir. "Abla"da kalan ise, bir yıl önce izlemiş olsa çok kızacağı, başıbozuk Babou'ya yaklaşımındaki -ne mutlu ona- hoşgörü, sevecenlik.
2011 yılı, Nisan'ın birinci günü Kuzey Ege'deki, papatyaya boyanmış yaz-kış evini hüzünle geride bırakıp, -adının Sinema Günleri olduğu günlerden bu yana, neredeyse- 30 yıldır izlediği film festivali için İstanbul'a gelen "abla", ertesi sabah kahvaltıda buluşup hasret giderdiği Naciye Hanım'ın, kendisinden üyelik aidatı isteyen CHP'den, "Tayyip vatandaşını düşünüp kömür dağıtırken bunlar aidat istiyor" diyerek yakınmasına, siz evdekilere bakın, ben aidatı öderim yanıt mesajı yollamasını önerir.

2 Nisan 2011 Cumartesi, Atlas Sineması kapısında buluştuğu Lalekart sahibi kız kardeşinden, -geçen yıllara bakıldığında rekor sayıda düşük-, 35 biletini teslim alan "abla"nın izlediği ilk film, İspanya 2010 yapımı Flamenko Flamenko: Yönetmen Carlos Saura, katılanlar José Mercé, Estrella Morente, Sara Baras... Gitar klâsikleri yanı sıra flamenkonun derin hayranı "abla", 1990 yılı Haziran başında yitirdikleri annesinin sağladığı fonla, bir kaç hafta sonra eski Harbiye Açıkhava sahnesinde, Carlos Saura'nın Flamenko Üçlemesi'yle -Kanlı Düğün, Carmen, Büyülü Aşk- tanıdığı Antonio Gades ile danseden Cristina Hoyos'nun muhteşem dansını izlerken, dalgalanan kırmızı elbisesine bakıp bakıp "annem kırmızıyı bir daha göremeyecek..." deyip şakır şakır gözyaşı döker.

Yıllar içinde ikilinin yetiştirdiği öğrenciler, Saura filmlerinde dans etmeye devam ederken, Flamenko'dan on altı yıl sonra Flamenko Flamenko'da, terkedilmişe benzeyen kastanyetin yerini, topuk tıkırtılı sessizlik, çekicin tınladığı örs, üzerine oturulan kutularda, bir masanın kenarında tutulan ritm alır. Goya resimleri, eski usta dansçıların gösteri afişleri, yumuşak gökyüzü renkleri fonu önünde delişmen kot pantolonlu gençler, rap esinli flamenkoyla, sigarillo tüttürerek dans ederler. Yüzlerdeki acı ifadesini yumuşatan ters ya da yandan gelen ışıkla aydınlık, zaman zaman pırıl pırıl zeminden yansıyan, biri, unutulması kolay değil seri yağmur altında, -her zamanki gibi, tümüyle iç mekânda-, sahnede çekilen filmi "abla", Saura'nın festivallere konuk olan her filmini, üçlemeyi izlediği hayranlıkla, yine gözyaşlarıyla izler.

Festival logosundan "Uluslararası" sözcüğünün neden kaybolduğunu soruşturmak üzere, Beyoğlu Sineması girişindeki bürosuna uğradığı işletmeci bey ve konukları "abla"ya doyurucu bir yanıt veremezler.

Esrarengiz durumu izleyen günlerde aydınlanacağa benzeyen festivalin Açılış Filmi, Fransa 2010 yapımı, Copacabana: Yönetmen Marc Fitoussi, oyuncular Isabelle Huppert, Aure Atika, Lolita Chammah... Hayatına giren insanların belirlediği rotalar uyarınca, küçük kızını da sürükleyerek gamsız bir yaşam sürdürmüş Babou, kendisini yeni yetmeliğinde çok eğlenceli bulan kızının ciddi bir adamla evlenmeye niyetlenmesiyle birden gözden düşer, utanç kaynağı olur. Üzülen ve mesajı aldığını belirterek bir iş bulup sisteme uyum sağlamaya çalışan Babou başarılı da olur ama, evsiz bir çifte acıyarak onlara barınak sağlaması, işini kaybetmesine neden olur. Sonuçta çocuk saflığındaki kalbiyle herşey dilediğince sonuçlanır.

Copacabana ismi, Babou'nun, filmin finalinde yöneldiği yeni yönden ibarettir. "Abla"da kalan ise, bir yıl önce izlemiş olsa çok kızacağı, başıbozuk Babou'ya yaklaşımındaki -ne mutlu ona- hoşgörü, sevecenlik.

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"