Rize anıları 2

Bundan 6 yıl kadar önce Çayeli'ne gittiğimde orası daha yeni yeni büyümeye başlamıştı. Ondan önceki gidişlerimi hatırlıyorum mesela çoğunlukla hep aynıydı oralar. Eskiden değişimleri çok fazla göremezdim ancak bu sefer çok netti bütün değişimler. Karadeniz otoyolundan veya yeni yapılan sitelerden, apartmanlardan bahsetmiyorum aslında. Her şey dahil bir değişim bu, insanlardan, gençlerden, sokaklardan, marketlere kadar uzanan güzel bir değişim. Şehirli olabilmeyi başarıyor bence Çayeli ve Rize ki Rize oldukça büyük bir şehir halini almış. Eskiden oralı olmam daha zor geliyordu bana ama bu sefer gittiğimde daha rahattım. Aradaki mesafe azalmıştı onlar da biraz buralı olmuştu sanki o harika kimliklerini kaybetmeden. Alında Rize ve Çayeli de çok fazla sanayileşme, üretim yok. Belli başlı bir kaç ürün "çay, kivi, mandalina, portakal" üretilip satılıyor bildiğim kadarıyla. Hatta yurdumun mükemmel insanları çay bahçesinin üzerine kivileri dikiyor. Alttan çay toplayıp üsten kivileri alıyor. Alan biraz sınırlı olduğu için yani sahilin hemen bitiminden dağlar başladığı için şehirler genellikle uzunlamasına büyüyor. Bir diğer yandan köylerde yaşayan insanlarında bir şekilde şehre indiğini gördüm. Eskiden bizim köye çıktığımızda herkes orada olurdu ve inanılmaz bir sohbet muhabbet olurdu. Ancak şimdi bizim evlerin olduğu yerlerde kimse kalmıyor. Bir pazar günü çıkıp mangal yaptık, herkes toplandı ama o kadar, sonra herkes evine geri döndü. Evet değişimler oluyor ama bazı şeyler var ki onlar keşke değişmese diyor insan ama yapacak bir şey yok. Evin kapısının önünde oturup sürekli demlenen çayları, sohbet muhabbetleri ve o harika sıcacık ortamı aradım doğrusu. Dediğim gibi yapacak pek bir şey yok bu durumda yaz aylarında biraz daha canlı olur ama o kadar. Üzücüydü benim için.

Ben fazla duygusallaşmadan devam edeyim yoksa ipin ucu başka yerlere gidecek ki bunu istemiyorum. Bu noktadan kurtulmamı sağlayabilecek tek bir konu var sanırım. Evet, yemekler :D Şimdi efendim eğer bir gün Rize ye yolunuz düşerse mutlaka Çayeline uğramalısınız. Çünkü orada harika ötesi kuru fasulye yapıyorlar. Yiyip yiyebileceğiniz en mükemmel fasulye olduğunu söylemeliyim. İspir fasulyesi ve bol tereyağı kullanılarak yapılan kuru fasulye çömleğe koyulup fırında 2.5 saat pişiyor. Yapılışı hakkında edindiğim tek bilgiyi de sizinle paylaşayım dedim ama İspir fasulyesi şart bu noktada. Daha önce fiyatların ucuzluğundan bahsetmiştim ve birazda yemeklerin güzelliğinden bahsedeyim sizlere. Pide arası et dönerin fiyatı ortalama olarak 4.5, 5 lira. Ancak pide oldukça büyük ve içinde 50 gram döner var. Yani içi tamamen dolu oluyor ekmeğin. Veya Çayeli'nin en iyi restoranında, çok iyi bir hizmet ile birlikte 8 liraya meşhur kuru fasulye, 9 liraya harika ötesi bir karışık pide yiyebiliyorsunuz. Bununla birlikte Fırtına Deresinin yanında ki restoranda mıhlama yemenizi de tavsiye ederim. Hemen hemen İstanbul da ki fiyatların yarısına orada yemek bulabiliyorsunuz ve inanın bana çok daha lezzetli oluyor. Izgara köftenin yanında verilen pilavı bile tereyağıyla yapıyorlar dersem eğer ne demek istediğimi anlarsınız. Tabi bu kadar yoğun tereyağı kullanımı bende olduğunu gibi midenizi bir süre yorabilir ama değer bence. Uzun lafın kısası yemek yemek için bile gidilebilir :))

Biraz da ekonomiden bahsetmek istiyorum. Şimdi efendim Rize de çok fazla sanayinin olmadığını anlatmıştım size. Sanayileşmek için gerekli alan da pek yok aslında oralarda. Bu da zamanında göçe neden olmuştu. Öyle ki tahminime göre Rize'nin toplam nüfusunun 5,6 katı başka şehirlerde yaşıyor. Bu göç eden insanlar ise şimdi ki zamanda Rizenin gelişmesine yardımcı oluyor. Çünkü giden insanlar oraları bırakmayıp, o bölgede evler yaptırmaya devam ediyor. Aslında İstanbul gibi büyük şehirlerden gelen para tekrardan Rize ekonomisine katılıyor. Şehir büyüdükçe tersine geç başlayacaktır. Belki başlamıştır bilemiyorum ama uygun bir iş bulursam eğer taşınmayı düşünürüm ben. İstanbul'a da ayda bir kaç kez gelip bütün özlemimi de giderebilirim. En azından bunu düşünebildiğime göre orada gerçekten önemli değişimlerin olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca Rize de kültürün artmasında ise göç eden insanların etkisi büyük. Onlar nasıl ekonomiye katkı sağlıyorsa aynı şekilde kültüre de büyük katkı sağlıyorlar. Şehir dışındaki insanların genel olarak eğitim seviyesi oldukça yüksek ve bu sayede bu kültür değişimi kolaylıkla oluyor. İlerleme olmasına rağmen insanların yüzündeki o harika gülümseme ve yardımseverlik asla eksilmiyor ya hayran olunası bir özellik bence.

Sonra efendim geri dönüş yolculuğu başlar. Bıraktığınız şeyin değişeceğini, gelişeceğini bilmek gariptir aslında. Oradaki akrabalarımı, ufak kuzenlerimin, daha büyük kuzenlerimin de büyüyeceğini biliyorum. İşin garibi ise o gelişim, değişim, ismi her ne ise, o süreçte yer almak istemem. Hep ben İstanbul dan daha küçük bir şehirde yaşayamam derdim ama ilk kez "ben burada yaşayabilirim" dedim. Ben burada mutlu olabilirim dedim ve inanın o 18 günün tek birinde bile İstanbul a dair tek bir şeyi bile özlemedim. Bu soruyu da hep soruyorum kendime aslında, neden böyle hissettim. Belki benim memleketimdir ve kan çekmiştir. Evet, böyle olmalı herhalde :)

Rize anılarını bu şekilde bitiriyorum efendim. Eğer ileride başka bir şey eklemek istersem zaten okursunuz. Aklınıza takılan bir soru olursa eğer sorabilirsiniz elbette. Yardımcı olmaktan mutluluk duyarım. 
Sevgilerle...


Bundan 6 yıl kadar önce Çayeli'ne gittiğimde orası daha yeni yeni büyümeye başlamıştı. Ondan önceki gidişlerimi hatırlıyorum mesela çoğunlukla hep aynıydı oralar. Eskiden değişimleri çok fazla göremezdim ancak bu sefer çok netti bütün değişimler. Karadeniz otoyolundan veya yeni yapılan sitelerden, apartmanlardan bahsetmiyorum aslında. Her şey dahil bir değişim bu, insanlardan, gençlerden, sokaklardan, marketlere kadar uzanan güzel bir değişim. Şehirli olabilmeyi başarıyor bence Çayeli ve Rize ki Rize oldukça büyük bir şehir halini almış. Eskiden oralı olmam daha zor geliyordu bana ama bu sefer gittiğimde daha rahattım. Aradaki mesafe azalmıştı onlar da biraz buralı olmuştu sanki o harika kimliklerini kaybetmeden. Alında Rize ve Çayeli de çok fazla sanayileşme, üretim yok. Belli başlı bir kaç ürün "çay, kivi, mandalina, portakal" üretilip satılıyor bildiğim kadarıyla. Hatta yurdumun mükemmel insanları çay bahçesinin üzerine kivileri dikiyor. Alttan çay toplayıp üsten kivileri alıyor. Alan biraz sınırlı olduğu için yani sahilin hemen bitiminden dağlar başladığı için şehirler genellikle uzunlamasına büyüyor. Bir diğer yandan köylerde yaşayan insanlarında bir şekilde şehre indiğini gördüm. Eskiden bizim köye çıktığımızda herkes orada olurdu ve inanılmaz bir sohbet muhabbet olurdu. Ancak şimdi bizim evlerin olduğu yerlerde kimse kalmıyor. Bir pazar günü çıkıp mangal yaptık, herkes toplandı ama o kadar, sonra herkes evine geri döndü. Evet değişimler oluyor ama bazı şeyler var ki onlar keşke değişmese diyor insan ama yapacak bir şey yok. Evin kapısının önünde oturup sürekli demlenen çayları, sohbet muhabbetleri ve o harika sıcacık ortamı aradım doğrusu. Dediğim gibi yapacak pek bir şey yok bu durumda yaz aylarında biraz daha canlı olur ama o kadar. Üzücüydü benim için.

Ben fazla duygusallaşmadan devam edeyim yoksa ipin ucu başka yerlere gidecek ki bunu istemiyorum. Bu noktadan kurtulmamı sağlayabilecek tek bir konu var sanırım. Evet, yemekler :D Şimdi efendim eğer bir gün Rize ye yolunuz düşerse mutlaka Çayeline uğramalısınız. Çünkü orada harika ötesi kuru fasulye yapıyorlar. Yiyip yiyebileceğiniz en mükemmel fasulye olduğunu söylemeliyim. İspir fasulyesi ve bol tereyağı kullanılarak yapılan kuru fasulye çömleğe koyulup fırında 2.5 saat pişiyor. Yapılışı hakkında edindiğim tek bilgiyi de sizinle paylaşayım dedim ama İspir fasulyesi şart bu noktada. Daha önce fiyatların ucuzluğundan bahsetmiştim ve birazda yemeklerin güzelliğinden bahsedeyim sizlere. Pide arası et dönerin fiyatı ortalama olarak 4.5, 5 lira. Ancak pide oldukça büyük ve içinde 50 gram döner var. Yani içi tamamen dolu oluyor ekmeğin. Veya Çayeli'nin en iyi restoranında, çok iyi bir hizmet ile birlikte 8 liraya meşhur kuru fasulye, 9 liraya harika ötesi bir karışık pide yiyebiliyorsunuz. Bununla birlikte Fırtına Deresinin yanında ki restoranda mıhlama yemenizi de tavsiye ederim. Hemen hemen İstanbul da ki fiyatların yarısına orada yemek bulabiliyorsunuz ve inanın bana çok daha lezzetli oluyor. Izgara köftenin yanında verilen pilavı bile tereyağıyla yapıyorlar dersem eğer ne demek istediğimi anlarsınız. Tabi bu kadar yoğun tereyağı kullanımı bende olduğunu gibi midenizi bir süre yorabilir ama değer bence. Uzun lafın kısası yemek yemek için bile gidilebilir :))

Biraz da ekonomiden bahsetmek istiyorum. Şimdi efendim Rize de çok fazla sanayinin olmadığını anlatmıştım size. Sanayileşmek için gerekli alan da pek yok aslında oralarda. Bu da zamanında göçe neden olmuştu. Öyle ki tahminime göre Rize'nin toplam nüfusunun 5,6 katı başka şehirlerde yaşıyor. Bu göç eden insanlar ise şimdi ki zamanda Rizenin gelişmesine yardımcı oluyor. Çünkü giden insanlar oraları bırakmayıp, o bölgede evler yaptırmaya devam ediyor. Aslında İstanbul gibi büyük şehirlerden gelen para tekrardan Rize ekonomisine katılıyor. Şehir büyüdükçe tersine geç başlayacaktır. Belki başlamıştır bilemiyorum ama uygun bir iş bulursam eğer taşınmayı düşünürüm ben. İstanbul'a da ayda bir kaç kez gelip bütün özlemimi de giderebilirim. En azından bunu düşünebildiğime göre orada gerçekten önemli değişimlerin olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca Rize de kültürün artmasında ise göç eden insanların etkisi büyük. Onlar nasıl ekonomiye katkı sağlıyorsa aynı şekilde kültüre de büyük katkı sağlıyorlar. Şehir dışındaki insanların genel olarak eğitim seviyesi oldukça yüksek ve bu sayede bu kültür değişimi kolaylıkla oluyor. İlerleme olmasına rağmen insanların yüzündeki o harika gülümseme ve yardımseverlik asla eksilmiyor ya hayran olunası bir özellik bence.

Sonra efendim geri dönüş yolculuğu başlar. Bıraktığınız şeyin değişeceğini, gelişeceğini bilmek gariptir aslında. Oradaki akrabalarımı, ufak kuzenlerimin, daha büyük kuzenlerimin de büyüyeceğini biliyorum. İşin garibi ise o gelişim, değişim, ismi her ne ise, o süreçte yer almak istemem. Hep ben İstanbul dan daha küçük bir şehirde yaşayamam derdim ama ilk kez "ben burada yaşayabilirim" dedim. Ben burada mutlu olabilirim dedim ve inanın o 18 günün tek birinde bile İstanbul a dair tek bir şeyi bile özlemedim. Bu soruyu da hep soruyorum kendime aslında, neden böyle hissettim. Belki benim memleketimdir ve kan çekmiştir. Evet, böyle olmalı herhalde :)

Rize anılarını bu şekilde bitiriyorum efendim. Eğer ileride başka bir şey eklemek istersem zaten okursunuz. Aklınıza takılan bir soru olursa eğer sorabilirsiniz elbette. Yardımcı olmaktan mutluluk duyarım. 
Sevgilerle...


BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"

BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILARIN YASAL HAK VE SORUMLULUKLARI YAZARLARA AİTTİR.