Konuşmuyordum ama susmamıştım.


Son aklıma geleni yazdım başlık için.Benzer bir takım konular üzerine düşündüklerimi toparladığım bir yazı için en doğru başlığı bulmak galiba tüm hepsini düşünüp yazmaktan daha zor olurdu.Neyse bloğumda farklı zamanlarda yazmış olduğum tüm bu şeyleri burda da toplu halde paylaşayım dedim. Yaparım ben bazen bunu :) Bu arada önce en alta inip şarkıyı başlatın.Böylece okurken canınız sıkılmaz :)

-> Yasaklı dilekleri var pasaklı yüreğimin.

-> ‎"Zaman" , tarihin en eski alzheimer hastası.

-> Kalp,susmanın cennetinden kovulmuş bir dilsiz.

-> Bazen bazı şeylerin değerini kaybedince anlarsın bazen de değerini anlayınca kaybedersin.

-> Tüm dünyayı gezip görmek istediğinde bazı yerlerde daha fazla kalmak için bazı yerlere gitmekten vazgeçeceğini göreceksin.Tüm insanları sevmeyi isteyip seni gördüğümde seni daha fazla sevebilmek için başkalarını sevmekten vazgeçmem gibi bir şey bu.

-> Birgün tüm yalanlarla doğrular ters yüz olup, yalan olan şeyler yalan olduğu kadar doğru,doğru olan şeyler doğru olduğu kadar yalan olduğunda dünyanın en yalan şeyi için acı çekmiş birisi duracak karşında.Herkes doğruları için utanç duyarken omzuna konan bir kuş o gün sahip olduğun tüm doğruları alıp götürebilecek.İnan bana şimdiye kadar söylediğim her şey yalan olacak o gün.

-> Bir kalbin ağırlığı kadar daha hafif ve bir kalbin büyüklüğü kadar daha zayıfım artık.

-> Saklambaç oyununda ebedir aşk.Herkes birbirine o kadar benzer ki her seferinde sıra sana gelene kadar çanak çömlek patlar. Oyun hep başa döner sen kalırsın yerinde.Sıkıcı gelir artık bulunamamak.Arkasında önünde sağında solunda durusun ama o görmez yine seni.Sonra sonra anlarsın ebe aslında senmişsin saklanan ise oyun.Hep başa döndüğünü sandığın oyunlar aynı değilmiş meğer.Sen birbirine benzettiğin için patlıyormuş çanak çömlek.Oyun sıkılmıştır artık.Arkanda önünde sağında solunda duruyordur onu görmen için.

-> "Aşk" kelimesinden türetilmiş olan "Aşkım" kelimesini karısının şöhretiyle bir yerlere gelen adamlara benzetiyorum.

-> Yaşadıkların, ortasına kadar yazdığın bir defterin sayfalarıdır.Hayallerinse ortasından sonraki boş sayfalar.Yaşadığına pişman olup koparıp attığın yazılmış sayfalara değil o sayfa ile birlikte dökülen boş sayfalara üzülürsün.

-> Hızla geçip giden bir arabanın arkasından sürüklenen boş teneke kola kutusu gibi mi görünüyorum hızla giderken arkana baktığında.

-> Neden "İnsanların, telefonlarının şarjı bittiğinde dünyayı unutup aramaya koyuldukları,şarjı dolunca da prizde takılı unutup yanından uzaklaştıkları bir şarj aletine" benzetiyorum kendimi ?

-> Doğrunun peşinden gitmek.Taa ki bir gün "doğru" gitmekten vazgeçene kadar.O durduğunda hemen yanında bitecek olmak bile güzel.Ama işte zaman.O giderken karşısına yanlışlar da çıkacak.Ve yanlışlar hep doğrunun 4 katıdır.Zamanın onu yok etmek için karşısına yeterli sayıda yanlış çıkarmasından korkuyorum.Yoksa sonsuza dek peşinden gitmekten şikayet etmiyorum.

-> Son nefesini vermek üzere olan bir adamın dudaklarına değen pamuktaki bir su damlasıdır aşk.Oysa çoğu kişi için bir kapıyı açarken denemediği son anahtar olmaktan öteye gidemiyor.Ne acı değil mi ? Neyse acının ne demek olduğunu da sonra anlatırım.

-> Bazı acılar koku gibidir.Kokunun kaynağı onu yaymaya devam eder ancak sen onun hala soluduğun havanın her zerresinde olduğunu bildiğin halde hissedemezsin.Üstüne sinen kokulardan konuşmak istemediğin için yalnız dolaşırsın. Yalnız yaşarsın.

-> Kömürün elmasa dönüşmesi için gerekli zamana sahip olsaydım bile, bir kan pompasının aşk mabedine evrimindeki kayıp halkanın peşinden koşardım.Yani senin.

-> Kolların değdiği için ucu kıvrılan defterlerini, hep kaybettiğin kokulu silgini, küçücük kalmış kırmızı kalemini, kareli tırnak mendilini bulup getirsem , kalemtraşını alıp sohbet eder misin benimle çöp kutusunun başında ?

-> Kursağında kalmış bir heves gibi,gecenin karanlığında uzandığın yatağında son kez baktığın pencerenin göz kapaklarına yansıyan resmi.Zifiri karanlıkta açıkmış gibi gelen kapalı gözlerinden silinirken o son görüntü, başka nelerin böyle silindiğini düşünürsün hayatında.Pencere bir girdaba dönüşürken uyursun.


-> Bir melek katili ile katile dönüşmüş bir meleğin hüzünlü aşk hikayesini anlatan bir roman yazılmalı.evet

-> Boşluk ,bazen herşeyin "herşeyin çok yakın olduğundan" çok uzakta kalmasıdır.

-> Söndürün ışıkları, kamaştırsın gözlerimi bu şehrin karanlıkları

-> Zorladığında hatırlayabileceklerinin yanında zorlasan da unutamayacağın hatıralar vardır.Hepsi birer tohumdur aslında.Can suyunu hangisine dökersen o yeşerir.Elinde olmayan kısmı, üzerlerine yağmasını engelleyemediğin yağmurlar ve ağladığında nereye düştüğünü düşünmediğin gözyaşlarındır.

-> Kalp , bedenin 'Şato Dif' i dir.İnsanlar görmek istemedikleri masum hisleri hapsederler oraya.

-> Sevdiğimi bil diye konuşmuştum.Sevmeyi bildiğin için susuyorum.

Titrek sessizliğin çınlatır kulaklarımı.
Bilmem iyi mi susarsın kötü mü susarsın hakkımda.
..........................
Ruhumun Panem'inde isyan var.
Hayatın Capitol'üne.
Kalbim ve beynim..
Aynı mıntıkadan iki "Haraç".
Her hücrem bir "Alaycı Kuş" sanki,
Fısıltılar , düşünceler , rüyalar..
Bu oyunun tek galibi var.
.........................


Aynı şehrin suları dolaşıyor bedenimizde.Aldığım nefesi belki bir gün sen vermiştin.Bu gece 12 sularında dokun dokunduğum sulara.Derin bir nefes ver.Çünkü bunlar bu şehirde beni mutlu eden şeyler.
.....................................


Hayat ile aynı evde yaşıyorum ben.Büyük umutlarla çıktık bu eve.Sonra ne oldu hatırlamıyorum ama adını "sebepsiz" koydum gerginliğimizin.Eğlenmiyorduk ve mutlu değildik.Yalnız takıldık bir süre.Kırmadık birbirimizi.Kırmayacak kadar az konuştuk.Sonra hep sustuk.Hiç büyük kavgamız olmamıştı ama çok büyük bir kavga sonrasındaki iki düşman gibiydik.Kusurlarımızı görür olduk sadece birbirimizin.Sonra tahammülsüzlük başladı.Konuşmadık ama sertleştik.Sonra seslerimizi yükselttik birbirimize.Kavga ettik ve bugün ayrıldım evden.Hayat devam ediyor ve belki o çoktan başkasını bulmuştur.

.................................

Birileri, dinlediğin müziğin sesi olabilir hayatında.Ve o olmadığında, çalan sessiz şarkılar gibi gelir hayat.Bir an önce duymayı beklersin ve şarkıyı en sevdiğin yerinden yakalayabilecek misin merak edersin.

................................


İzleyin.Dinleyin.



Son aklıma geleni yazdım başlık için.Benzer bir takım konular üzerine düşündüklerimi toparladığım bir yazı için en doğru başlığı bulmak galiba tüm hepsini düşünüp yazmaktan daha zor olurdu.Neyse bloğumda farklı zamanlarda yazmış olduğum tüm bu şeyleri burda da toplu halde paylaşayım dedim. Yaparım ben bazen bunu :) Bu arada önce en alta inip şarkıyı başlatın.Böylece okurken canınız sıkılmaz :)

-> Yasaklı dilekleri var pasaklı yüreğimin.

-> ‎"Zaman" , tarihin en eski alzheimer hastası.

-> Kalp,susmanın cennetinden kovulmuş bir dilsiz.

-> Bazen bazı şeylerin değerini kaybedince anlarsın bazen de değerini anlayınca kaybedersin.

-> Tüm dünyayı gezip görmek istediğinde bazı yerlerde daha fazla kalmak için bazı yerlere gitmekten vazgeçeceğini göreceksin.Tüm insanları sevmeyi isteyip seni gördüğümde seni daha fazla sevebilmek için başkalarını sevmekten vazgeçmem gibi bir şey bu.

-> Birgün tüm yalanlarla doğrular ters yüz olup, yalan olan şeyler yalan olduğu kadar doğru,doğru olan şeyler doğru olduğu kadar yalan olduğunda dünyanın en yalan şeyi için acı çekmiş birisi duracak karşında.Herkes doğruları için utanç duyarken omzuna konan bir kuş o gün sahip olduğun tüm doğruları alıp götürebilecek.İnan bana şimdiye kadar söylediğim her şey yalan olacak o gün.

-> Bir kalbin ağırlığı kadar daha hafif ve bir kalbin büyüklüğü kadar daha zayıfım artık.

-> Saklambaç oyununda ebedir aşk.Herkes birbirine o kadar benzer ki her seferinde sıra sana gelene kadar çanak çömlek patlar. Oyun hep başa döner sen kalırsın yerinde.Sıkıcı gelir artık bulunamamak.Arkasında önünde sağında solunda durusun ama o görmez yine seni.Sonra sonra anlarsın ebe aslında senmişsin saklanan ise oyun.Hep başa döndüğünü sandığın oyunlar aynı değilmiş meğer.Sen birbirine benzettiğin için patlıyormuş çanak çömlek.Oyun sıkılmıştır artık.Arkanda önünde sağında solunda duruyordur onu görmen için.

-> "Aşk" kelimesinden türetilmiş olan "Aşkım" kelimesini karısının şöhretiyle bir yerlere gelen adamlara benzetiyorum.

-> Yaşadıkların, ortasına kadar yazdığın bir defterin sayfalarıdır.Hayallerinse ortasından sonraki boş sayfalar.Yaşadığına pişman olup koparıp attığın yazılmış sayfalara değil o sayfa ile birlikte dökülen boş sayfalara üzülürsün.

-> Hızla geçip giden bir arabanın arkasından sürüklenen boş teneke kola kutusu gibi mi görünüyorum hızla giderken arkana baktığında.

-> Neden "İnsanların, telefonlarının şarjı bittiğinde dünyayı unutup aramaya koyuldukları,şarjı dolunca da prizde takılı unutup yanından uzaklaştıkları bir şarj aletine" benzetiyorum kendimi ?

-> Doğrunun peşinden gitmek.Taa ki bir gün "doğru" gitmekten vazgeçene kadar.O durduğunda hemen yanında bitecek olmak bile güzel.Ama işte zaman.O giderken karşısına yanlışlar da çıkacak.Ve yanlışlar hep doğrunun 4 katıdır.Zamanın onu yok etmek için karşısına yeterli sayıda yanlış çıkarmasından korkuyorum.Yoksa sonsuza dek peşinden gitmekten şikayet etmiyorum.

-> Son nefesini vermek üzere olan bir adamın dudaklarına değen pamuktaki bir su damlasıdır aşk.Oysa çoğu kişi için bir kapıyı açarken denemediği son anahtar olmaktan öteye gidemiyor.Ne acı değil mi ? Neyse acının ne demek olduğunu da sonra anlatırım.

-> Bazı acılar koku gibidir.Kokunun kaynağı onu yaymaya devam eder ancak sen onun hala soluduğun havanın her zerresinde olduğunu bildiğin halde hissedemezsin.Üstüne sinen kokulardan konuşmak istemediğin için yalnız dolaşırsın. Yalnız yaşarsın.

-> Kömürün elmasa dönüşmesi için gerekli zamana sahip olsaydım bile, bir kan pompasının aşk mabedine evrimindeki kayıp halkanın peşinden koşardım.Yani senin.

-> Kolların değdiği için ucu kıvrılan defterlerini, hep kaybettiğin kokulu silgini, küçücük kalmış kırmızı kalemini, kareli tırnak mendilini bulup getirsem , kalemtraşını alıp sohbet eder misin benimle çöp kutusunun başında ?

-> Kursağında kalmış bir heves gibi,gecenin karanlığında uzandığın yatağında son kez baktığın pencerenin göz kapaklarına yansıyan resmi.Zifiri karanlıkta açıkmış gibi gelen kapalı gözlerinden silinirken o son görüntü, başka nelerin böyle silindiğini düşünürsün hayatında.Pencere bir girdaba dönüşürken uyursun.


-> Bir melek katili ile katile dönüşmüş bir meleğin hüzünlü aşk hikayesini anlatan bir roman yazılmalı.evet

-> Boşluk ,bazen herşeyin "herşeyin çok yakın olduğundan" çok uzakta kalmasıdır.

-> Söndürün ışıkları, kamaştırsın gözlerimi bu şehrin karanlıkları

-> Zorladığında hatırlayabileceklerinin yanında zorlasan da unutamayacağın hatıralar vardır.Hepsi birer tohumdur aslında.Can suyunu hangisine dökersen o yeşerir.Elinde olmayan kısmı, üzerlerine yağmasını engelleyemediğin yağmurlar ve ağladığında nereye düştüğünü düşünmediğin gözyaşlarındır.

-> Kalp , bedenin 'Şato Dif' i dir.İnsanlar görmek istemedikleri masum hisleri hapsederler oraya.

-> Sevdiğimi bil diye konuşmuştum.Sevmeyi bildiğin için susuyorum.

Titrek sessizliğin çınlatır kulaklarımı.
Bilmem iyi mi susarsın kötü mü susarsın hakkımda.
..........................
Ruhumun Panem'inde isyan var.
Hayatın Capitol'üne.
Kalbim ve beynim..
Aynı mıntıkadan iki "Haraç".
Her hücrem bir "Alaycı Kuş" sanki,
Fısıltılar , düşünceler , rüyalar..
Bu oyunun tek galibi var.
.........................


Aynı şehrin suları dolaşıyor bedenimizde.Aldığım nefesi belki bir gün sen vermiştin.Bu gece 12 sularında dokun dokunduğum sulara.Derin bir nefes ver.Çünkü bunlar bu şehirde beni mutlu eden şeyler.
.....................................


Hayat ile aynı evde yaşıyorum ben.Büyük umutlarla çıktık bu eve.Sonra ne oldu hatırlamıyorum ama adını "sebepsiz" koydum gerginliğimizin.Eğlenmiyorduk ve mutlu değildik.Yalnız takıldık bir süre.Kırmadık birbirimizi.Kırmayacak kadar az konuştuk.Sonra hep sustuk.Hiç büyük kavgamız olmamıştı ama çok büyük bir kavga sonrasındaki iki düşman gibiydik.Kusurlarımızı görür olduk sadece birbirimizin.Sonra tahammülsüzlük başladı.Konuşmadık ama sertleştik.Sonra seslerimizi yükselttik birbirimize.Kavga ettik ve bugün ayrıldım evden.Hayat devam ediyor ve belki o çoktan başkasını bulmuştur.

.................................

Birileri, dinlediğin müziğin sesi olabilir hayatında.Ve o olmadığında, çalan sessiz şarkılar gibi gelir hayat.Bir an önce duymayı beklersin ve şarkıyı en sevdiğin yerinden yakalayabilecek misin merak edersin.

................................


İzleyin.Dinleyin.


BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"