İKİ ADAM VE BİR KADIN

Güzeldi adam. Pek çok kişinin yerinde olmak istediği kadar yakışıklı, başarılı, iyi huylu...Işıl ışıldı her zaman; gittiği her yere gözlerinden, yüzünden, yüreğinden güzel, iyi, silinmez izler bırakıyordu. Mutluydu kendi kalabalığında, dışındaki kalabalıkla mutlu olmasını biliyordu. Sonra bir gün bir kadını sevdi, hem de hiç farkında olmadan. Sevgi bilmediği bir şekilde girdi hayatına, hiç ummadığı bir anda gelip de ekleniverdi içinin hiç bilmediği yanlarına. Şaşırdı adam, bocaladı, aklıyla yüreği arasında olur olmaz hesaplar yaptı. Ne kendinden emin oldu ne de sevdiği, sevildiği kadından. Güvensizlik kıskançlığı ekledi ardına, hırs saygısızlığı. Sevgi şekil değiştirip bir zehir gibi yayılmaya başladı tüm vücuduna, güzel olan ne varsa sinsi sinsi kemirip de tüketmeye şartlandı. Önce kendini zehirledi adam yaşayamadığı, yaşatamadığı sevgisiyle, sonra da etrefında kim var kim yoksa bir hastalık gibi herkese kötülük bulaştırdı. Güzelliği kayboldu adamın bir anda. Gitgide küçülüp, çirkinleşti. Kendinden uzak, yalnız, tanımsız, sevgisiz kaldı.

Adam çirkindi. Sadece kendini düşünen, bencil, hırslı ve kinci...Kötücül bir yan vardı içinden taşan; gittiği her yere karanlık bir hava, alınan her nefese kötü bir koku gibi bulaşan. Ne kendine değer veriyordu, ne de etrafındakilere. Hayat onun için bir oyundu sadece gücünü her şekilde sınadığı, sınandığı. Kendi kalabalığında yalnızdı adam ama ne farkındaydı bunun ne de olsa bile umurundaydı bu durum. Sonra bir gün bir kadını sevdi. Kendi bile şaştı buna, aklı dağları denizleri aştı, yüreği içine sığmadı taştı. İnkar etti, kötü sözler söyledi önce, sevdiği ama sevilmediği kadına türlü türlü yanlışlar bulaştırdı. Sonra baktı ki kurtulamadı, için için yer etti bu sevgi içinde, duruldu birden adam. Kendi içine döndü gözleri, kendinden önce içindeki kötülükle tanıştı. Çok dolaştı kendinde, yanlışlarını toplayıp, birikmişliklerini boşaltıp, yaralarını sardı. Sevgi şifa oldu içine, önce kendini iyileştirdi sonra da çevresini. Kötülüğü kayboldu adamın bir anda. Gitgide büyüyüp, güzelleşti. Kendine yakın, kalabalık ve sevgili kaldı.

İki adam ve bir kadın vardı bu hikayede. Aynı kadını ayrı ayrı çok seven iki adam...Biri iyiliği kötülüğün karanlığında yitirip de kendini kaybedecek, diğeri kötülüğü iyiliğin aydınlığında yok edip kendini yeniden yaratacak kadar çok hem de...

Bu hikayeye şahit olanlar bir kez daha anladı ki; sevgi her insanda aynı durmuyordu işte. Söylendiği gibi kalmıyor, aynı dilden yazılmıyor, yaşanmıyordu yüreklerde. İçindeki saygıyla, güvenle, hırsla, kıskançlıkla, iyi kötü ne varsa hepsiyle bir yoğrulup durarak ya eksilip eksiltiyor ya da çoğalıp çoğaltıyordu seni başka başka sevgilerde. Ya şekil değiştirip bir hastalık gibi zehrini her yere yayıyor ve çirkinleşiyor, ya da şifa dağıtıyordu umudu yenileyip, ışığını kaybetmişlere...Sevgi adının karşılığını biraz da kendini yaşayan ve yaşatan yüreklerden alıyordu.



Görsel: Deviantart
Güzeldi adam. Pek çok kişinin yerinde olmak istediği kadar yakışıklı, başarılı, iyi huylu...Işıl ışıldı her zaman; gittiği her yere gözlerinden, yüzünden, yüreğinden güzel, iyi, silinmez izler bırakıyordu. Mutluydu kendi kalabalığında, dışındaki kalabalıkla mutlu olmasını biliyordu. Sonra bir gün bir kadını sevdi, hem de hiç farkında olmadan. Sevgi bilmediği bir şekilde girdi hayatına, hiç ummadığı bir anda gelip de ekleniverdi içinin hiç bilmediği yanlarına. Şaşırdı adam, bocaladı, aklıyla yüreği arasında olur olmaz hesaplar yaptı. Ne kendinden emin oldu ne de sevdiği, sevildiği kadından. Güvensizlik kıskançlığı ekledi ardına, hırs saygısızlığı. Sevgi şekil değiştirip bir zehir gibi yayılmaya başladı tüm vücuduna, güzel olan ne varsa sinsi sinsi kemirip de tüketmeye şartlandı. Önce kendini zehirledi adam yaşayamadığı, yaşatamadığı sevgisiyle, sonra da etrefında kim var kim yoksa bir hastalık gibi herkese kötülük bulaştırdı. Güzelliği kayboldu adamın bir anda. Gitgide küçülüp, çirkinleşti. Kendinden uzak, yalnız, tanımsız, sevgisiz kaldı.

Adam çirkindi. Sadece kendini düşünen, bencil, hırslı ve kinci...Kötücül bir yan vardı içinden taşan; gittiği her yere karanlık bir hava, alınan her nefese kötü bir koku gibi bulaşan. Ne kendine değer veriyordu, ne de etrafındakilere. Hayat onun için bir oyundu sadece gücünü her şekilde sınadığı, sınandığı. Kendi kalabalığında yalnızdı adam ama ne farkındaydı bunun ne de olsa bile umurundaydı bu durum. Sonra bir gün bir kadını sevdi. Kendi bile şaştı buna, aklı dağları denizleri aştı, yüreği içine sığmadı taştı. İnkar etti, kötü sözler söyledi önce, sevdiği ama sevilmediği kadına türlü türlü yanlışlar bulaştırdı. Sonra baktı ki kurtulamadı, için için yer etti bu sevgi içinde, duruldu birden adam. Kendi içine döndü gözleri, kendinden önce içindeki kötülükle tanıştı. Çok dolaştı kendinde, yanlışlarını toplayıp, birikmişliklerini boşaltıp, yaralarını sardı. Sevgi şifa oldu içine, önce kendini iyileştirdi sonra da çevresini. Kötülüğü kayboldu adamın bir anda. Gitgide büyüyüp, güzelleşti. Kendine yakın, kalabalık ve sevgili kaldı.

İki adam ve bir kadın vardı bu hikayede. Aynı kadını ayrı ayrı çok seven iki adam...Biri iyiliği kötülüğün karanlığında yitirip de kendini kaybedecek, diğeri kötülüğü iyiliğin aydınlığında yok edip kendini yeniden yaratacak kadar çok hem de...

Bu hikayeye şahit olanlar bir kez daha anladı ki; sevgi her insanda aynı durmuyordu işte. Söylendiği gibi kalmıyor, aynı dilden yazılmıyor, yaşanmıyordu yüreklerde. İçindeki saygıyla, güvenle, hırsla, kıskançlıkla, iyi kötü ne varsa hepsiyle bir yoğrulup durarak ya eksilip eksiltiyor ya da çoğalıp çoğaltıyordu seni başka başka sevgilerde. Ya şekil değiştirip bir hastalık gibi zehrini her yere yayıyor ve çirkinleşiyor, ya da şifa dağıtıyordu umudu yenileyip, ışığını kaybetmişlere...Sevgi adının karşılığını biraz da kendini yaşayan ve yaşatan yüreklerden alıyordu.



Görsel: Deviantart

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"