Ankara Sokaklarından..




-Ankara'nın konuştukça ağızlardan buhar çıkartan soğuğundan, sıcacık bir merhaba.

-Bu köşe, popüler gazetelerin belli bir coğrafyaya özel olarak çıkarttıkları eklere benzemeyecek, zira Ayvalıklı olduğum halde Hürriyet'in "Ege" ekini okuyan tek bir Ayvalıklı görmedim. Genelde evlere, ortamlara götürülen içkilerin elbisesi oldu bu ekler. Ben bu sayfada daha ziyade Ankara sokaklarındaki insanlardan, hissiyatlardan ve samimiyetsiz "işadamı çantaları"ndan bahsedeceğim. Bana kalırsa ilk ders dahi kaynamamalı, sözü Ankara'ya bırakayım ben yavaştan..

-Ankara'nın insanları Ortaçgil'in deyimiyle "uslu kentli"dir, kendisi bu konuda haklıdır. Bir telaş hakimdir Ankara'ya, her yaş grubunun telaşı farklıdır, insanı telaşlıdır. Kimi zaman çalışmaya geç kalan bir müzisyen, işine geç kalmış bir "işinsanı" ya da dersine gecikmiş bir öğrencidir bu. Saat temel objedir, ve zaman adeta fetişleşmiştir Ankara'da. Sosyal ilişkiler zayıftır, ancak bu zayıflığa direnen Ankaralılar candır. Komşuluk ilişkileri nedeniyle kafayı yiyen deniz insanlarının adaptasyon süreci sıkıntılı geçmeye mahkumdur. Zannımca üniversite eğitimindeki "hazırlık" aşaması, Ankara'da okuyan öğrenciler için yetersizdir. Farklı illerdeki üniversitelerin hazırlık eğitimi %100 basic English iken , Ankara'da okuyan öğrencilerin hazırlık eğitiminin &60'ı basic English, &40'ı Güvenpark bölgesinde elde çanta telaşla koşma ve sabah evinden çıkıp işe giderken sizinle aynı saatte evden çıkan ve büyük ihtimalle merdivende karşılaşacağınız komşunuza selam vermemek olmalıdır. Hatta görüşmeler sonucunda bu oran %50ye çıkartılmalıdır. "Saati sorma bahanesiyle muhabbet edebilme" telaşesi Ankara'da okuyan bir öğrenci için ütopyadır, öğrenciye bu durum anlatılmalıdır, zira kendisi fazla ümitlenmemelidir.

-Ankara dolmuşlarında sağ omzunuz sızlar, "bir kişi" uzatmaktan. O paranın nereye gittiğini, hangi sektörlerde kullanılacağını merak eder durursunuz, ve şu da bir gerçektir ; parasını uzatmayan bi' iki kişi her daim vardır, olacaktır. Durun, kızmayın hemen. Ankara'yı Ankara yapan puzzle parçalarından birisidir kendisi. Bir gün herkes dolmuş parasını uzattığı taktirde Ankara eski Ankara olmayacaktır. Dolmuş şöförü, önce sabırlı bir şekilde uyarır:


"Parayı uzatmayan var hocam. Kimse uzatsın lütfen."

"Parayı uzatmayan var hocam. Kimse uzatsın lütfen."

"Parayı uzatmayan var hocam. Kimse uzatsın lütfen."

"Parayı uzatmayanı Milli Kütüphane'de indiririm ona göre."

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, o dolmuştaki kimseden "Ben parayı uzatmayan adamım. Evet, ben genelde uzatmam. Çünkü benim ideolojime aykırı bir durum bu, ne yapayım. Genelde ben böyle dolmuşların egzoz borularına elma şekeri falan sokuyorum" cesareti beklenmemelidir. Ki genelde o para kasıtlı bir sebepten ötürü değil, sıkışıklıktan dolayı uzatılamaz, dolmuş şöförünün yanıldığı nokta budur. Ankara, toplumun her kesiminin sağduyulu olması gerektiği bir aşamadan geçmektedir dolmuş saatlerinde. Mizah dolmuştadır, dolmuşlar güzeldir Ankara'da.

-Ancak paralı halk otobüsleri gerçekten farklıdır, bu otobüslerde kendi monarşik sistemini uygulamak için can atan ve bu amaç doğrultusunda jestlerini ve mimiklerini farklı farklı kalıplara sokan, ergenliğe yeni adım atmış "mikro iktisatçılar" vardır. Bahsi geçen "mikro iktisatçı"lar, çok önemli bir görevi üstlenmenin verdiği "zaten işim başımdan aşkın" tavrıyla – bu tavrı jest ve mimiklerden çıkarmak pek mümkündür- küçük hesaplamalar yaparlar. Boyunlarındaki kravat, onu halk tabasından ayıran en keskin objedir (Dün bir tanesi pembe kravat takmıştı ve çocuk yerinde devleşiyordu adeta, bana bir bakışı vardı, tarifi imkansız.). Ancak bu küçük hesaplamalar bizi yanıltmamalıdır, zira o hesaplamaların hepsi birer akıl oyunudur, bir beyin kıvrımının üretimidir. Uuzn lafın kısası Ankara'da ulaşım keyiflidir, bu taşıtlarda buram buram mizah soluyabilirsiniz.

- Ankara'dan şimdilik bu kadar, eyy şu an bu satırları okuyan kişinin iç sesi, şimdi sendeyiz..


-Ankara'nın konuştukça ağızlardan buhar çıkartan soğuğundan, sıcacık bir merhaba.

-Bu köşe, popüler gazetelerin belli bir coğrafyaya özel olarak çıkarttıkları eklere benzemeyecek, zira Ayvalıklı olduğum halde Hürriyet'in "Ege" ekini okuyan tek bir Ayvalıklı görmedim. Genelde evlere, ortamlara götürülen içkilerin elbisesi oldu bu ekler. Ben bu sayfada daha ziyade Ankara sokaklarındaki insanlardan, hissiyatlardan ve samimiyetsiz "işadamı çantaları"ndan bahsedeceğim. Bana kalırsa ilk ders dahi kaynamamalı, sözü Ankara'ya bırakayım ben yavaştan..

-Ankara'nın insanları Ortaçgil'in deyimiyle "uslu kentli"dir, kendisi bu konuda haklıdır. Bir telaş hakimdir Ankara'ya, her yaş grubunun telaşı farklıdır, insanı telaşlıdır. Kimi zaman çalışmaya geç kalan bir müzisyen, işine geç kalmış bir "işinsanı" ya da dersine gecikmiş bir öğrencidir bu. Saat temel objedir, ve zaman adeta fetişleşmiştir Ankara'da. Sosyal ilişkiler zayıftır, ancak bu zayıflığa direnen Ankaralılar candır. Komşuluk ilişkileri nedeniyle kafayı yiyen deniz insanlarının adaptasyon süreci sıkıntılı geçmeye mahkumdur. Zannımca üniversite eğitimindeki "hazırlık" aşaması, Ankara'da okuyan öğrenciler için yetersizdir. Farklı illerdeki üniversitelerin hazırlık eğitimi %100 basic English iken , Ankara'da okuyan öğrencilerin hazırlık eğitiminin &60'ı basic English, &40'ı Güvenpark bölgesinde elde çanta telaşla koşma ve sabah evinden çıkıp işe giderken sizinle aynı saatte evden çıkan ve büyük ihtimalle merdivende karşılaşacağınız komşunuza selam vermemek olmalıdır. Hatta görüşmeler sonucunda bu oran %50ye çıkartılmalıdır. "Saati sorma bahanesiyle muhabbet edebilme" telaşesi Ankara'da okuyan bir öğrenci için ütopyadır, öğrenciye bu durum anlatılmalıdır, zira kendisi fazla ümitlenmemelidir.

-Ankara dolmuşlarında sağ omzunuz sızlar, "bir kişi" uzatmaktan. O paranın nereye gittiğini, hangi sektörlerde kullanılacağını merak eder durursunuz, ve şu da bir gerçektir ; parasını uzatmayan bi' iki kişi her daim vardır, olacaktır. Durun, kızmayın hemen. Ankara'yı Ankara yapan puzzle parçalarından birisidir kendisi. Bir gün herkes dolmuş parasını uzattığı taktirde Ankara eski Ankara olmayacaktır. Dolmuş şöförü, önce sabırlı bir şekilde uyarır:


"Parayı uzatmayan var hocam. Kimse uzatsın lütfen."

"Parayı uzatmayan var hocam. Kimse uzatsın lütfen."

"Parayı uzatmayan var hocam. Kimse uzatsın lütfen."

"Parayı uzatmayanı Milli Kütüphane'de indiririm ona göre."

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, o dolmuştaki kimseden "Ben parayı uzatmayan adamım. Evet, ben genelde uzatmam. Çünkü benim ideolojime aykırı bir durum bu, ne yapayım. Genelde ben böyle dolmuşların egzoz borularına elma şekeri falan sokuyorum" cesareti beklenmemelidir. Ki genelde o para kasıtlı bir sebepten ötürü değil, sıkışıklıktan dolayı uzatılamaz, dolmuş şöförünün yanıldığı nokta budur. Ankara, toplumun her kesiminin sağduyulu olması gerektiği bir aşamadan geçmektedir dolmuş saatlerinde. Mizah dolmuştadır, dolmuşlar güzeldir Ankara'da.

-Ancak paralı halk otobüsleri gerçekten farklıdır, bu otobüslerde kendi monarşik sistemini uygulamak için can atan ve bu amaç doğrultusunda jestlerini ve mimiklerini farklı farklı kalıplara sokan, ergenliğe yeni adım atmış "mikro iktisatçılar" vardır. Bahsi geçen "mikro iktisatçı"lar, çok önemli bir görevi üstlenmenin verdiği "zaten işim başımdan aşkın" tavrıyla – bu tavrı jest ve mimiklerden çıkarmak pek mümkündür- küçük hesaplamalar yaparlar. Boyunlarındaki kravat, onu halk tabasından ayıran en keskin objedir (Dün bir tanesi pembe kravat takmıştı ve çocuk yerinde devleşiyordu adeta, bana bir bakışı vardı, tarifi imkansız.). Ancak bu küçük hesaplamalar bizi yanıltmamalıdır, zira o hesaplamaların hepsi birer akıl oyunudur, bir beyin kıvrımının üretimidir. Uuzn lafın kısası Ankara'da ulaşım keyiflidir, bu taşıtlarda buram buram mizah soluyabilirsiniz.

- Ankara'dan şimdilik bu kadar, eyy şu an bu satırları okuyan kişinin iç sesi, şimdi sendeyiz..

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"