* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

"Abla" grubu, Japonya'daki yedinci -bayramın ikinci- günlerinde, Atami üzerinden Hakone'ye gider.

10 Eylül 2010, Cuma sabahı, Kyoto'dan ayrılıp Tokyo'ya yönelen grup, Hakone'ye gitmek için yol üzerindeki Atami'de inmek amacıyla, son kez kurşun trene biner.

Rehberin, istasyona yolculuk sırasında anlattıkları: "4 sayısını sevmezler, ölümü çağrıştırdığından. 7, 8 zenginlik, uzun ömür demek."
"...Bonsai, ciddi konsantrasyon gerektiren bir iş. 11. yy'da bir savaşçı kaya arasına sıkışmış bir bitki görüyor, onu yerinden ayırmadan kendi şartlarında bakıyor, çocuk büyütmek gibi, müdahale etmeden yönlendirerek... İyi bonsaiciler hangi kökün hangi dalı beslediğini bilerek budar. Özal döneminde Japonların hediyesi 1300 sakura, Göksu Parkı'na dikilmiş ama tümü kurumuş..."


İstasyonda, dükkânların önünde, genizden, incecik sesleriyle çığırtkanlık yapan genç kızlar arasından, seri biçimde perona ulaşan grup Hikari 464 ile 8:56'da yola koyulur. İnecekleri 4. istasyondan bir önceki, rehberin demesine göre "Shizuoka, ülkenin en çok çay üretilen kenti, ve kanser oranının en düşük olduğu yer."

11:00'de, büyük otellerin yerleştiği dağlık Atami'de inen, farbelalı perde, kristal tavan lambası ve aplikleriyle pek şık otobüse yerleşip Aşi krater gölü kıyısındaki Hakone'ye yollanan gruba rehber, "Hakone, Tokyo'nun haftasonu termal merkezi, insanlar sokaklarda yukata ve takunya ile dolaşır," diye anlatır, "Batı tarzı bir büyük otelde, bu alışkanlığı sürdüren yaşlı bir Japon'u uyardıklarına tanık olmuştum"

Otobüsün, ara sıra buluta dalıp, dolanarak yükseldiği yolun kenarları, bir park kadar bakımlı ağaçlarla, bambu ormanlarıyla sarılı. Yaklaşık 950 m. yükseklikteki, -şekli ayağa benzediğinden (aşi: ayak)- Aşi Gölü (Aşiko) kıyısındaki Hakone'den, "...önceden rezervasyon yaptırdığımız teleferiğe bineceğiz" diye anlatır rehber, "burada herşey rezervasyonla; bu yüzden, Türkiye'nin yarısı kadar ülkede, iki katı nüfusla hiç karışıklık olmadan, düzenli biçimde yaşıyorlar"

Komagateke Ropeway denilen teleferiğe binen grup, 1800 m.lik yolu, dağlara çökelmiş bulutlar arasından 8 dakikada alarak, deniz seviyesinden 1327 m. yükseklikteki gözlem noktasına ulaşır. Taraçada, -buharlaşmanın az, havanın soğuk olduğu dar bir zaman aralığı dışında kendini göstermeyen, (sönmüş volkan)- Fujiyama'yı fotoğraflamak ne kelime!.. Katılımcılar, birbirlerinin fotoğrafını bile zar zor çekerken, gözlem dürbünleri önüne yerleştirdikleri, teleferik bileti üzerindeki Fujiyama fotoğrafı epey neşeye yol açar.

Teleferik dönüş noktasında çok sayıda bedensel engelli görüp soruşturan "abla"ya rehber, "evlerde tutulmazlar, hayatın içindedirler, çok iyi bakılırlar" yanıtını verir. Eşcinselliğe karşı tutumlarını bilmek istediğinde "hoşgörülü oldukları" yanıtını alır. Cinsel taciz sorusu, "var elbette, metroda bir olay yaşanmıştı, bir kadın tacize uğradığını iddia etti, mahkemelik oldular, o ara erkekler elleri görünecek şekilde, havada yürüdüler hep, kadınlar için de, Green Car denen bir vagon ayrıldı, fiyatı biraz daha pahalı... İdam cezası... bir adam anaokulu basıp 6 çocuğu bıçakladı, çocukluğumdan beri hayalim bu okulda okumaktı, babamın parası yetmedi, gelip öldürdüm dedi, onu idamla yargıladılar."

17. yy.da, Tokaido kontrol noktalarından önemli biri olan Hakone'den tekneye binip Aşi Gölü'ne açılan grup, geride bıraktıkları manzarayı fotoğraflarken, havanın pusuna meydan okuyan turuncu parlak rengiyle sudan yükselen güzel Şinto kapısı, ardındaki, ağaçlar arasında belli belirsiz, turuncu sütunlu küçük bir tapınağa gidenlere, hafif meyilli iskeleyle yol gösterir.

2.5 saat sürecek Tokyo yolculuğuna başlayan gruba rehber, metro haritası dağıtırken "Tokyo tam bir metropoldür," der, "mimarî açıdan mükemmel bir şehir, sırf müzelerle ilgili toplu biletler iki parmak kalınlığında..."

Rehberin, "İmparator 1933, karısı, un fabrikatörünün kızı, 1934 doğumlu, kocamın yemeklerini ben yapacağım deyince kıyamet koptu... İmparator saray bahçesindeki sembolik bahçeye pirinç eker, pirinç mevsimini açar, imparatoriçe ipek böcekçiliğiyle ilgilenir" bilgisiyle dağıttığı fotoğraflar elden ele geçirilerek incelenir.

Mola'da, tuvaletlerin sayısı -rehberin "sizi şaşırtabilir"- dediği kadar var: Bir köşede paravanla ayrılmış, minik lavabosu ve pisuvarıyla çok şirin küçük oğlan tuvaleti, pedagog teyzenin ilgisini hakederek özenle fotoğraflanır. Önü, altında çanta koyma yeri bulunan raflı makyaj aynaları, yeterli sayıda çok işlevsel el kurutma düzeneği, el yıkama köpüğü de sensörlü lavabolar, giriş/çıkışında tahsilât yapılmaksızın temiz tuvaletler, "abla"ya kalırsa insana saygının en temel göstergesi.

Kokusuna çekilip yanaştıkları büfeden, satıcı kadının, göstergesini "abla"nın göreceği şekilde yerleştirdiği tartıya koyup sattığı (130 gr=550 yen) bizimkine göre daha yuvarlak, göbeği çizilmiş, buhar püskürtülerek kebap yapılmış kestane, küçük grubun onayıyla çok lezzetli bulunur.

Şehrin önemli merkezlerinden biri Shinjuku'da, Tokyo Belediye Binası'na bakan, geniş caddeler, bahçeler arasında hiç de rahatsızlık vermeden yükselen çok katlı otellerine ulaşan, oda anahtarları yanında, şehrin metro haritası, otelin yakın çevresinin krokisi, bir de kartının bulunduğu zarflarını alıp odalara dağılan grup, daha sonra, gece görüntüsü için Belediyenin 45. katına çıkmak üzere yeniden bir araya gelir.

Şehrin, baktıkları yönündeki binaların, gündüz ve gece görüntüleri üzerine isimleri yazılı panoları izlerken gördükleri yapılar arasında "abla"nın gönlünü çalan, Tasarım Okulu binası Cocoon olur. Gezi notları aldığı defterine, 10.9.10 tarihli "buradan baktım" yazılı olduğunu sandıkları damgayı da basar, Tokyo'yu gezecekleri ertesi güne hazırlık için dinlenmek üzere odalarına çekilirler.

Bizi de Okusana ;) × +