* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Sıcak Havada, Dişi Sivrisineğin Fantezisi..

Aklımda birkaç konu var.. Bu bir kaç konuyu, aynı yazıya, anlamlı bir şekilde ve konu bütünlüğünü bozmadan nasıl yerleştireceğimi bilmiyorum ama doğrusu bunun için kendimi zorlayacak değilim.. Zaten neden illa bir yazıda bütünlük ararız onu da anlamış değilim.. Sanki hayatımızda hiç bir dengesizlik, hiç bir sapkınlık yok gibi ve sanki hayatımız boyunca tüm kurallara uymuşuz gibi yazı okurken veya yazarken kurallara uyar, anlamlı olup-olmadığına bakarız..



Konuya başlamak için kendimi çok zorlamayı düşünmüyorum.. Şehr-i İstanbul'da yaşayan herkesin iki gündür söylediği sözü, cümle haline getireceğim hepsi bu : Sıcaktan eridik, bittik..



Nasıl sıcaktır, nasıl nemdir, anlamış değiliz.. Denizden çıkmış balık gibi yerli yerimizde kıpraşıyor, alık alık etrafa bakıyor, kan tadında ter damlaları boşaltıyoruz.. Şu iki gün içinde vücudumun en hassas yerlerinden dışarı attığım ter miktarı sekiz litreden fazladır.. İki gün önce sekseniki kiloluk göbekli, kel bir manda iken, şimdi, yetmişdokuz kiloluk göbekli ve kel bir mandayım.. Mandalıktan kurtulamadım ama en azından ter sayesinde kilolarımdan kurtuluyorum.. Ancak ne yalan söyleyeyim, benim gibi yaz mevsimini kahır mevsimi, sıcağı ise kahrın silahı olarak gören biri, sıcak havada terlemektense şişman bir manda olmayı tercih eder..



Dün, takvim yaprakları kırmızı renge boyandığından, ablacıklarım, pazar kahvaltısına misafirim oldular.. Güzel bir kahvaltıdan birkaç saat sonra sıcak sebebiyle her biri bir yere uzanıp uyumaya başlayınca, ben, hayatımda yapmadığım şeyi yaparak, kendilerine yemek ısmarlayabileceğimi dile getirdim.. Az önce uyuyan ve top atılsa duymayacak durumda olan iki abla ve iki abla yavrusu -ki onlar yeğenlerim olur-, beleş yemek lafını duyunca anasının karnından fırlamış veletler gibi ayaklandılar.. Ben daha "şaka yaptım" cümlesini kurmadan, kendileri hazırlanmış ve beni aşağıda bekliyorlardı bile..



Bugüne kadar tükürdüğümü çok yaladım ama hayatımda bir kez olsun tükürdüğümü yalamamak için paracıklarıma kıymayı göze aldım ve iki abla ve iki abla yavrusu ile bir arabaya doluşarak Yeşilköy sahiline doğru yola çıktık.. Yolda iken, huylu huyundan vazgeçmez düstûrunu uyguladım ve iyi bir yemek yerine kendilerine ancak hamburger ısmarlayabileceğimi söyledim.. Mırın-kırın ettiler ama ben bir manda gibi "heytt ulen" diye kükrediğimden (Mandaların kükreyemeyeceğini biliyorum, boşuna uyarma bu konuda ama benim paşa gönlüm mandaları kükretmek istedi, var mı bir diyeceğin..? ) mecburen hamburgeri kabul etmek zorunda kaldılar..



Hamburger yedikten ve cebimdeki birkaç banknottan kurtulduktan sonra Yeşilköy'ün meydanından geçtik.. Geçtik ama ne yalan söyleyeyim kendimi zavallı bir köylü çocuğu gibi hissettim.. Aman Allah'ım.. ! Nasıl arabalar, nasıl insanlar, nasıl giyim tarzı o öyle..! Benden ter, gördüğüm insanlardan kalite akıyordu.. Geçen sene İstinye Park'a gittiğimde de kendimi böyle zavallı hissetmiştim; aynı hissi dün akşam tekrar yaşamanın ezikliği içindeyim.. Bu insanlarla aynı şehirde yaşadığımı düşünmek bile bende tuhaf hisler uyandırıyor..



Ben, gördüğüm insanların sahiden insan mı, robot mu olduklarını düşünürken, arabayı park ettik ve bir sokak yürüdükten sonra Yeşilköy'ün meşhur sahiline geldik.. Daha sahilin girişinde, bir kez daha ' Aman Allah'ım ' dedim.. Bir sokak üstte, dünyanın en iyi giyimli, en zengin insanları fink atarken, sahilde, dünyanın en pis, en fakir insanları eğleniyordu.. Aileler, mangal yapıyor, karanlık çökmesine rağmen birçok kişi sıcağın da etkisiyle kendini "Denize girmek yasaktır" yazısının altında denize bırakıyordu.. Yürüyen, koşan, köpeğini gezdiren, sevgilisiyle elele gezen insanlar, benim biraz daha rahatlamamı sağladılar.. Bu insanlar biraz daha bana yakındılar.. Sosyal çevreme daha uyumluydular.. Gel gör ki, bu insanlar pisti.. Hem de çok pisti.. Denize girip belki bedenlerini temizliyorlardı ama ruhlarının pis olduğu, o güzelim yeşil alanı ne hale getirdiklerinden belliydi.. Etraf çöpten, insanların attıklarından, pislikten geçilmiyordu.. Üstelik berbat bir koku yayılıyordu etrafa.. Bir sokak üstte, hayranlıktan ağzımı açıkta bırakan insanlar, bir sokak altta terbiyesizlikleri sebebiyle yine ağzımı açıkta bırakan insanlar vardı.. Ağzım iki manzara karşısında da açıktı, ancak, ağzımın açık olmasının iki farklı sebebi vardı..



Epeyce bir ilerledik.. Kayalıklarda oturduk.. Bir ablam ve ablamın yavrusu, çorabını çıkardı.. Serinlemek niyetiyle ayaklarını denize soktular.. Hava o denli sıcaktı ki, çoktan karanlık çökmesine rağmen oturduğumuz kayalar hâlâ sıcacıktı.. Deniz kenarında olmamıza rağmen hafif bir esinti dahi yoktu.. Ben, uzun kollu, koyu renkli bir giysi giyinmiş ve altından atlet giyinmemiştim.. Biraz yürüdükten sonra o kadar çok terledim ki, giysimin rengi değişti.. Sanki denize düşmüşüm de yeni çıkmışım ve hâlâ üzerimden su damlıyor gibi oldu..



Kayalıklarda epeyce bir oturduk.. Saat on'u bilmem kaç geçe ayaklandık.. Elimizde dondurma ile arabaya doğru yol aldık.. Yürürken, kalabalığın daha da azaldığını farkettik ama kalabalığın ardında bıraktığı pislik, dağ gibi yerli yerinde duruyordu.. Birkez daha, kendi pisliğini temizlemeyen insanlarla aynı şehirde yaşadığımız için hayıflandık.. Sonra arabaya bindik.. Tekrar Yeşilköy'ün, benim ağzımı açıkta bırakan meydanından geçtik.. Yine aynı insanlar, arabalar, giyinişler, kalite ve yine açılan ağzım vardı.. Yine kendimi zavallı gibi hissettim.. Böyle bir çevrede asla rahat bir hayat yaşanmayacağını, insanların gösteriş uğruna birçok zevkten kendilerini mahrum bıraktıklarını düşündüm.. Aslında öyle olmadıklarını biliyordum ama fakir edebiyatı yaparak, onların aslında mutlu olmadıklarını, her birinin gösteriş budalalığı uğruna yırtındıklarını düşündüm.. Amacım onlara çamur atmak, bu sayede az daha özgüven kazanmak ve açık olan ağzımı kapatabilmekti..



O insanlardan uzaklaşıp da eve yaklaştığımızda, ablamın yavrusu, kolunu kaşırken, kendisini sineğin ısırdığını söyledi.. Ben, bu sene, hiç bir sinek tarafından ısırılmadığımı sırıtarak ifade ettim.. Daha sırıtmam geçmemişti ki, zihnimde birden atalarımdan biri belirdi ve "Gülme komşuna, gelir başına" deyip, anında kayboldu.. Ben, peşinden, "Laf söyleyip de benim lafımı dinlemeden kaçma" diye bağırsam da zihnimdeki atacığım, bana çoktan lafını söylemiş ve kaybolmuştu..



Sonrasında eve geldik.. Herkes odasına çekildi.. Uyumak için niyetlenmiştim ki, atacığımın lafını haksız çıkarmak istemeyen bir dişi sivrisinek, tüm gece taciz etti beni.. Nereden dişi sivrisinek olduğunu anladığımı soracak olursanız eğer, bu sinek milletinin erkekleri, insanları ısırmazmış.. Allah, sinek de olsa, insan da olsa, dişi cinsine ısırma kabiliyeti verdiğinden, insanları ısıran sinekler sadece dişi sivrisineklermiş.. Bunu, antifeminist biri olarak söylemiyorum.. Bunu, bilim adamları söylüyor, ben onlardan aktarma yapıyorum..



Her neyse.. Siz sevgili okuyucular, yazıyı buraya kadar okumuşsanız, boş zamanınız vardır demektir ve eminim insanları sadece dişi sivrisineklerin ısırdığı yönündeki bilimsel açıklamayı internetten bulur okursunuz.. Kalbim kadar temiz olan bu e-günlük sayfasında, kimseye bilimsel kanıt yapacak değilim..


Gece boyunca bir dişi sivrisineğin tacizine uğradım.. Birkaç kere insan dişisi gibi kanımı emdi.. Boynumu, kolumu ve sırtımı ısırdı.. Vücudumun her yerini kullandı.. Ben, yatağa girmeden önce kız oğlan kız idim, o dişi sivrisinek beni dul bıraktı.. Sabaha kadar her bir tarafımı kaşıdım durdum.. Kolumu, boynumu kaşımak kolay oldu da sırtımı kaşımak için elim yeterli olmadığından kendimi duvarlara yasladım, bir manda gibi kaşındım durdum.. Zaten benim mandalığım da dün geceden miras kaldı..



Sıcak hava, kaşınmak, mandalık neyse de sabah kalkıp da yatağımın başucunda o mektubu buldum ya en çok o sarstı beni.. Aynen şöyle yazıyordu :



"Yarın gece, değişik fanteziler deneyelim erkeğim.. Mümkünse transparan bir baksır giyin..



İmza : Bu gece kendini teslim ettiğin sivrisinek.. "




Hayır, ben gerekirse bu gecede kendimi feda ederim ama her gece her gece katlanamam buna.. Yarın yine isterse benden birşeyler, "Başım ağrıyor, bu gece olmaz.." diyeceğim.. Umarım bunu söyledikten sonra dayak yemem.. Eğer şiddet uygularsa bana, ardıma bile bakmadan, pılımı-pırtımı toplar, anacığımın evine yerleşirim..


Ben, bu kadar cümleyi, aslında sadece şunu söylemek için yazdım : Dişi sivrisinekler, erkeklere şiddet uygulamasınlar; erkekleri bir cinsel meta olarak görmesinler..

Bizi de Okusana ;) × +