Kitapçı Dükkanı - 3


3.BÖLÜM


Erkin bütün gece uyuyamamıştı. "Amaç" diye düşündü, "Amacım ne?" Bir yandan Öykü'ye sinirleniyordu, zira bütün bunları söylemek ona düşmezdi. "Neymiş efendim, Namık Kemal'in mezarını padişah yaptırmışmış, zaten bu gibilerin gözünde Türk kültürü aşağılanmayı hak eder her daim.. Bilmiyor ki sahip olduğu daktilonun üzerinde bile hakkı vardır o hakaret ettiği insanların!.." diye düşündü. Kendini düşünmekten alıkoyamıyordu, hangi cesaretle söyleyebiliyordu bütün bunları? "Hayır, bugünden itibaren yasaklıyorum kendime. Bir daha gitmeyeceğim o kitapçıya. Ne hakla yahu? Nasıl söyleyebiliyor bütün bunları?". Öykü'den hoşlanmaya başlamıştı, bunun farkındaydı. Ancak sarf ettiği bu sözler, Erkin'in gözünde küçük düşürmüştü onu. "Kendisi ne yapıyor peki? Beatles'ı Amerika'nın, gerçekleştirdiği katliamların üzerini örtmek için meşhur ettiğini bilmiyor mu hanımefendi? Yok ama hayır, orası batı. Ne olursa olsun, Batı'da yapılan her şey meşrudur onların gözlerinde. Hakaret ettiği Namık Kemal'i örnek alsa biraz, fena mı olur sanki?"
Kendini Öykü'yü düşünmekten alamıyordu. Yaklaşık 3 saattir çalışma masasının üzerinde oturuyor ve bu süre zarfında sürekli Öykü'yü düşünüyordu. Duvardaki Mustafa Kemal posterine takıldı gözleri. Mustafa Kemal, İstanbul Üniversitesi'nde okuyan öğrencilerle dersi dinliyordu, posterin üzerinde ise Mustafa Kemal'in bir sözü yer alıyordu. "Acaba" diye düşündü, "Acaba Mustafa Kemal hakında neler düşünüyor? Kesin ona karşı da nefret besliyordur." Bütün bunları düşünürken Öykü'nün yüzü canlanıyordu beyninde ve onu beğenmekten kendini alamıyordu. "Tarihi bir roman yazacağım" diye düşündü, "Bu romanımda Öykü ve onun gibilerden de bahsedeceğim. Sahi, bir erkek arkadaşı var mı acaba? Aman, şimdi bunları düşünmenin ne yeri ne de zamanı. Hem banane ki? Bir erkek arkadaşı olsa dahi bu hiçbir şeyi değiştirmez. "Bir defter tutacağım" dedi. Çalışma masasının altındaki çekmeceden bir defter çıkarttı ve üzerine adını/soyadını yazdı : "Erkin Candaş". Altına büyük harflerle "HOBİ DEFTERİM" yazdı. Daha sonra "hobi" kelimesini sildi. "Hobi.. Ben batı taklitçisi değilim." diye düşündü ve sildiği satıra "şiir" yazdı. Ayrıntılara fazlasıyla dikkat ederdi Erkin, ilerleyen zamanlarda dolduracağı sayfalara tarih atmalı mıydı atmamalı mıydı, bir yandan seviniyordu, zira şu zerre kadar önemli olmayan tarih atıp atmama mevzusu, Öykü'yü aklından çıkartmaya yetmişti, ya da o öyle zannediyordu. " Tarih atmamalıyım" diye düşündü, ve günlük tutanlarla alay etti. Alay ettiği kişileri taklit ederek kendini mutlu etmek istedi. Tiyatral yeteneğini kullanarak "tarih atma" meraklılarını canlandırdı kendince. "Bak canım, bunu haziranın on beşinde yazmıştım. Bak bu da on altısında yazdığım.." Taklidini fazlasıyla beğenmiş olacaktı ki yaptığına kahkahalarla güldü. " Eskiden taptığımı bugün taşlarım ben, bak canım,on yedisinde yazdım bu şiiri.." Şüphesiz Erkin'e "hobi" kelimesini "şiir" olarak değiştirten düşüncenin kaynağı Öykü'ydü. Kitapçıdan ayrılmadığı yedi gün içerisinde Öykü sürekli şiir yazma telaşı içerisindeydi. "Tarih atmak ne kadar da saçma. İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur. Söylenen sözler balon olup yükselmezler göklere, sanıldığının aksine onların yeri her daim bellidir. Üretilenler didaktik bir nitelik taşıyorsa eğer neden tarih atılsın ki üzerlerine? Kişi dünüyle de yarınıyla da gurur duymalıdır. Dün kaleme aldıkları, bugün yazdıklarının ön safhasıdır." diye düşündü. "Kişi dünüyle de yarınıyla da gurur duymalıdır. Dün kaleme aldıkları, bugün yazdıklarının ön safhasıdır." cümlesini fazlasıyla beğenmiş olacaktı ki, defterinin ilk sayfasına bunu yazdı.
O gün kitapçıya gitmedi Erkin. Tüm vaktini evinde geçirdi, yeni aforizmalar düşündü. İlerleyen zamanlarda defterine birkaç söz daha ekledi ancak hepsinin "Öykü" orojenezli olduğunun farkına vardığı için yazdığı herşeyi sildi. "Tarihi bir roman.." diye düşündü, "Tahsin, Namık Kemal olacak buraya kadar her şey tamam. Peki bu süreçte araştırmalarımı nerede sürdürmeliyim? Hayır, bir daha o kitapçıya gitmeyeceğim.". O sırada telefonu çaldı. Arayan Erkin'in editör arkadaşı Özgür'dü. Tarihi roman projesini gerçekleştirmek için müziği bırakmadan önce bir müzik grupları vardı Özgür'le. Bir çok kez konser vermişlerdi birlikte, onun haricinde birkaç üniversitenin şiir dinletisinde çalmışlardı. Bütün fikir ayrılıklarına rağmen, ortak paydayı her daim bulabilen ve benzerine ender rastlanan bir dostlukları vardı. Erkin'in müziği bırakma düşüncesini de anlayışla karşılamıştı Özgür, çünkü Erkin'in roman yazmak gibi önemli bir gayesi vardı. Erkin, arayanın Özgür olduğu görünce duraksamadan açtı telefonu:
- Vay Özgür efendi, siz arar mıydınız yahu?
- Erkin Efendi fazlasıyla arıyor ya, bir de bana dil uzatıyor. Nerelerdesin sen, yüzünü gören cennetlik. Neler yapıyorsun bakalım, nasıl gidiyor roman projesi?
- Üzerine çalışıyorum işte bu aralar. Sen neler yapıyorsun,müziğe devam mı?
- Sen gittikten sonra pek birşey yapamadık, zaten başımızı kaldıramıyoruz işlerden. Dergi çıkacak,amatör günleri vesaire derken günler geçip gidiyor. Neyse, ne diyeceğim sana. Fırsat bulduğun zaman gelsene dergiye, bizim tayfa, herkes burada. Tabii Erkin Efendi bize zamanını ayırır mı orası muallak..
- İşin gücün makara oğlum, bu "Tospağa" sana gelecek vermez, haberin olsun.
İkisi de Erkin'in sözlerinin ciddi olmadığının farkındalardı. Erkin bu sözüyle Özgür'ün babasını alaya almıştı.
- Neyse Erkin Efendi, uğrarsın bir ara. Herkesin selamı var, uzatmasın arayı, gelsin diyorlar.
- En kısa zamanda, söz veriyorum, şu romanın kurgusunu bir yola sokabilsem..
- Neyse, dediklerimi unutma ha? Kendine iyi bak.
- Sen de, herkese selamımı ilet.
Erkin telefonu kapattı ve "şiir defteri"nin ilk sayfasına şu sözü yazdı:
" Dinin afyon olduğunu savunanlar tarih boyunca güzellik afyonuna bağımlı yaşamışlardır, farketmemişlerdir ki güzellik, din olgusundan daha tehlikelidir."
3.BÖLÜM


Erkin bütün gece uyuyamamıştı. "Amaç" diye düşündü, "Amacım ne?" Bir yandan Öykü'ye sinirleniyordu, zira bütün bunları söylemek ona düşmezdi. "Neymiş efendim, Namık Kemal'in mezarını padişah yaptırmışmış, zaten bu gibilerin gözünde Türk kültürü aşağılanmayı hak eder her daim.. Bilmiyor ki sahip olduğu daktilonun üzerinde bile hakkı vardır o hakaret ettiği insanların!.." diye düşündü. Kendini düşünmekten alıkoyamıyordu, hangi cesaretle söyleyebiliyordu bütün bunları? "Hayır, bugünden itibaren yasaklıyorum kendime. Bir daha gitmeyeceğim o kitapçıya. Ne hakla yahu? Nasıl söyleyebiliyor bütün bunları?". Öykü'den hoşlanmaya başlamıştı, bunun farkındaydı. Ancak sarf ettiği bu sözler, Erkin'in gözünde küçük düşürmüştü onu. "Kendisi ne yapıyor peki? Beatles'ı Amerika'nın, gerçekleştirdiği katliamların üzerini örtmek için meşhur ettiğini bilmiyor mu hanımefendi? Yok ama hayır, orası batı. Ne olursa olsun, Batı'da yapılan her şey meşrudur onların gözlerinde. Hakaret ettiği Namık Kemal'i örnek alsa biraz, fena mı olur sanki?"
Kendini Öykü'yü düşünmekten alamıyordu. Yaklaşık 3 saattir çalışma masasının üzerinde oturuyor ve bu süre zarfında sürekli Öykü'yü düşünüyordu. Duvardaki Mustafa Kemal posterine takıldı gözleri. Mustafa Kemal, İstanbul Üniversitesi'nde okuyan öğrencilerle dersi dinliyordu, posterin üzerinde ise Mustafa Kemal'in bir sözü yer alıyordu. "Acaba" diye düşündü, "Acaba Mustafa Kemal hakında neler düşünüyor? Kesin ona karşı da nefret besliyordur." Bütün bunları düşünürken Öykü'nün yüzü canlanıyordu beyninde ve onu beğenmekten kendini alamıyordu. "Tarihi bir roman yazacağım" diye düşündü, "Bu romanımda Öykü ve onun gibilerden de bahsedeceğim. Sahi, bir erkek arkadaşı var mı acaba? Aman, şimdi bunları düşünmenin ne yeri ne de zamanı. Hem banane ki? Bir erkek arkadaşı olsa dahi bu hiçbir şeyi değiştirmez. "Bir defter tutacağım" dedi. Çalışma masasının altındaki çekmeceden bir defter çıkarttı ve üzerine adını/soyadını yazdı : "Erkin Candaş". Altına büyük harflerle "HOBİ DEFTERİM" yazdı. Daha sonra "hobi" kelimesini sildi. "Hobi.. Ben batı taklitçisi değilim." diye düşündü ve sildiği satıra "şiir" yazdı. Ayrıntılara fazlasıyla dikkat ederdi Erkin, ilerleyen zamanlarda dolduracağı sayfalara tarih atmalı mıydı atmamalı mıydı, bir yandan seviniyordu, zira şu zerre kadar önemli olmayan tarih atıp atmama mevzusu, Öykü'yü aklından çıkartmaya yetmişti, ya da o öyle zannediyordu. " Tarih atmamalıyım" diye düşündü, ve günlük tutanlarla alay etti. Alay ettiği kişileri taklit ederek kendini mutlu etmek istedi. Tiyatral yeteneğini kullanarak "tarih atma" meraklılarını canlandırdı kendince. "Bak canım, bunu haziranın on beşinde yazmıştım. Bak bu da on altısında yazdığım.." Taklidini fazlasıyla beğenmiş olacaktı ki yaptığına kahkahalarla güldü. " Eskiden taptığımı bugün taşlarım ben, bak canım,on yedisinde yazdım bu şiiri.." Şüphesiz Erkin'e "hobi" kelimesini "şiir" olarak değiştirten düşüncenin kaynağı Öykü'ydü. Kitapçıdan ayrılmadığı yedi gün içerisinde Öykü sürekli şiir yazma telaşı içerisindeydi. "Tarih atmak ne kadar da saçma. İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur. Söylenen sözler balon olup yükselmezler göklere, sanıldığının aksine onların yeri her daim bellidir. Üretilenler didaktik bir nitelik taşıyorsa eğer neden tarih atılsın ki üzerlerine? Kişi dünüyle de yarınıyla da gurur duymalıdır. Dün kaleme aldıkları, bugün yazdıklarının ön safhasıdır." diye düşündü. "Kişi dünüyle de yarınıyla da gurur duymalıdır. Dün kaleme aldıkları, bugün yazdıklarının ön safhasıdır." cümlesini fazlasıyla beğenmiş olacaktı ki, defterinin ilk sayfasına bunu yazdı.
O gün kitapçıya gitmedi Erkin. Tüm vaktini evinde geçirdi, yeni aforizmalar düşündü. İlerleyen zamanlarda defterine birkaç söz daha ekledi ancak hepsinin "Öykü" orojenezli olduğunun farkına vardığı için yazdığı herşeyi sildi. "Tarihi bir roman.." diye düşündü, "Tahsin, Namık Kemal olacak buraya kadar her şey tamam. Peki bu süreçte araştırmalarımı nerede sürdürmeliyim? Hayır, bir daha o kitapçıya gitmeyeceğim.". O sırada telefonu çaldı. Arayan Erkin'in editör arkadaşı Özgür'dü. Tarihi roman projesini gerçekleştirmek için müziği bırakmadan önce bir müzik grupları vardı Özgür'le. Bir çok kez konser vermişlerdi birlikte, onun haricinde birkaç üniversitenin şiir dinletisinde çalmışlardı. Bütün fikir ayrılıklarına rağmen, ortak paydayı her daim bulabilen ve benzerine ender rastlanan bir dostlukları vardı. Erkin'in müziği bırakma düşüncesini de anlayışla karşılamıştı Özgür, çünkü Erkin'in roman yazmak gibi önemli bir gayesi vardı. Erkin, arayanın Özgür olduğu görünce duraksamadan açtı telefonu:
- Vay Özgür efendi, siz arar mıydınız yahu?
- Erkin Efendi fazlasıyla arıyor ya, bir de bana dil uzatıyor. Nerelerdesin sen, yüzünü gören cennetlik. Neler yapıyorsun bakalım, nasıl gidiyor roman projesi?
- Üzerine çalışıyorum işte bu aralar. Sen neler yapıyorsun,müziğe devam mı?
- Sen gittikten sonra pek birşey yapamadık, zaten başımızı kaldıramıyoruz işlerden. Dergi çıkacak,amatör günleri vesaire derken günler geçip gidiyor. Neyse, ne diyeceğim sana. Fırsat bulduğun zaman gelsene dergiye, bizim tayfa, herkes burada. Tabii Erkin Efendi bize zamanını ayırır mı orası muallak..
- İşin gücün makara oğlum, bu "Tospağa" sana gelecek vermez, haberin olsun.
İkisi de Erkin'in sözlerinin ciddi olmadığının farkındalardı. Erkin bu sözüyle Özgür'ün babasını alaya almıştı.
- Neyse Erkin Efendi, uğrarsın bir ara. Herkesin selamı var, uzatmasın arayı, gelsin diyorlar.
- En kısa zamanda, söz veriyorum, şu romanın kurgusunu bir yola sokabilsem..
- Neyse, dediklerimi unutma ha? Kendine iyi bak.
- Sen de, herkese selamımı ilet.
Erkin telefonu kapattı ve "şiir defteri"nin ilk sayfasına şu sözü yazdı:
" Dinin afyon olduğunu savunanlar tarih boyunca güzellik afyonuna bağımlı yaşamışlardır, farketmemişlerdir ki güzellik, din olgusundan daha tehlikelidir."

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"

BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILARIN YASAL HAK VE SORUMLULUKLARI YAZARLARA AİTTİR.