* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Kim, Kimin Kölesi?


“Cep telefonları, TV’ler ve radyolar çalışmayacak, enerji kesintileri yaşanacak ve dünya genelinde hiçbir şey çalışmayacak, karanlık ve kaos hakim olacak.”
***
Dün ajanslara düşen haberin spotunu görünce ürktüm. Mutlaka yazımın girişine aldığım o tüyler ürpertici spottan sizler de ürkmüşsünüzdür…

Meselenin aslı ise NASA'nın yeni uyarısına dayandırılıyor.

Nasa’nın raporuna göre dev bir güneş fırtınasının potansiyel sonuçları böyle olacakmış. Güneş’in çok sıcak iç kesiminde harekete geçen plazma dış katmandaki manyetik alanlarda sürekli bir değişime yol açacakmış…

***

Teknoloji, bir diğer adıyla alet ve edevatlar, insan hayatını kolaylaştırma amacı gütmektedir.

Bir başka deyişle, tüm alet ve edevatlar, insanlar içindir, insanların emrindedir, insanlara hizmet etmek üzere üretilmiştir.

Çünkü dünyadaki en değerli varlıktır insan; her şeyin en iyisi de insana layıktır…

Peki böyle mi sahiden?

Değerli olduğumuz kesin ama değerimizi bilmediğimiz de bir o kadar kesin…

Emrimizde olan, hizmetimiz için hazır tutulan, sürekli yenilenen, geliştirilen teknolojik aletler mi bizim kölemiz, biz mi teknolojinin kölesi olduk?

İlk bakışta farklı cevap veren bulunabilir belki.

Nadir de olsa babam gibi telefon kullanmayan, televizyonu önemsemeyen, arada bir radyo dinleyen birisiyseniz kaos size göre değil demektir…

Ya Türkiye’deki, dünyadaki teknoloji bağımlısı çoğunluktansanız, yandınız demektir, yandık demektir…

***

Dünle bugünü kıyaslama yaptığımızda “dün mü daha mutluyduk, bugün mü?” diye önünüze seçenek koymayacağım.

Eğer dün, teknoloji bu kadar ileride olsaydı bizim kullanmamamız söz konusu bile olmazdı.

O gün için en ileri teknoloji yine emrimizdeydi, bugün ise emrimizde olanların sayısını bilmediğimiz gibi, kim, kimin kölesi, kimin bir diğerinin emrine girdiğini ise hiç bilemiyoruz.

Siz mi teknolojinin emrindesiniz, teknoloji mi sizin emrinizde?

Sahi hangisi?

Sabah kalktınız, sizi uyandırması için kuracağınız cep telefonunuz da yok, “müzikle güne merhaba” diyeceğiniz radyonuz da…

Sabah haberlerini kaçırdınız, çok önemli değil de, işyerinde televizyonsuz mu kalacaksınız?

Hele hele ev kadınıysanız ve kavgaya da merakınız varsa tartışma programlarını izlemeden gün nasıl geçecek?

Ya işyerinde bilgisayar olmadan nefes alabilecek misiniz?

Bütün hesaplar onda, bütün yazılar onda, planlar ona emanet, projeleri o ayarlıyor, o sizi eğlendiriyor, o uzaklardan haber veriyor, o tanımadığınız kişilerle zaman öldürmenizi sağlıyor, o bilmediğiniz her şeyi öğretiyor, üstüne yalan yanlış bilgileri de katıyor…

Canınız sıkıldığında bir tuş kadar yakın olduklarınızla “soğuk” görüşme yapabiliyorsunuz. O kadar da değil, görüntülü de var, sesli de…

Sonra çocuklarınızı düşünün…

Mesaj atmadan saniyesi geçmeyen çocukları…

Artık ellerine yapışık duruma gelen telefonları, bilgisayarları…

Atari oynayanları, mesaj atanları, tarla sürenleri, hasat kaldıranları, her tür özelini paylaşanları, hayatını dünyaya anlatanları, kendi kendisini meşhur edenleri, cazırtıyla karışık sesinden şöhret arayanları, her gördüğünü doğru sanıp paylaşanları…

Evde teknolojiden faydalanamadınız, işyerinde faydalanamadınız, aracınızda da faydalanamazsanız, hele bir de aracınız yoksa ya da o da çalışmazsa hepten bittiniz demektir…

Oturduğu yerde iş bitiren, elindeki telefonla günde yüzlerce kişiyle iş bağlayanlardansanız da yandınız demektir…

Banka hesabınız yoksa dert etmeyin, ya şişkin bir hesabınız var sürekli sağa sola aktarma yapıyorsanız yandınız demektir.

Cebi deliklerdenseniz sorun yok ama hem cebi delik, hem kredi kartlarıyla şişkinseniz de bittiniz demektir, alışverişi nasıl yapacaksınız, hiç hesap ettiniz mi?

Çocukluğumda televizyonla yeni tanışmıştık. Henüz bağımlı olacak kadar bir yayın süresi yoktu. Akşam başlar, gece 23’de kapanırdı. Buna rağmen de “akşam bağımlısı” haline gelmemiz uzun sürmedi.

O zamanlar televizyonu sadece elektrik kesilince veya yayın olmadığında kapatırdık…

Alışkanlık o hale gelmişti ki, elektriğin kesik olması bile bizi kesmiyordu…

O zamanlar kardeşlerime sıkça takıldığım bir şakam vardı.

Her zamanki gibi elektrik kesilmiş, o güzel anı fırsat bilerek sohbete koyulmuştuk. Diyelim ki, kız kardeşim de televizyonun açılmasını bekliyor ama oyuna dalıp unutmuş…

Birden seslenerek, “televizyonu aç hele ne var bakalım” derdim. Bir koşuda televizyonun düğmesine basar ve beni kalaylaması da bir olurdu…

Daha sonra bu şakayı yaptığımda yemezdi ama ülkemizde elektrik kesintisinden çok ne vardı, unutması da uzun sürmezdi…

***

Yine de o günler çok daha güzeldi diyebilirim.

Hiç değilse canlı canlı, kanlı kanlı paylaşacak şeylerimiz vardı.

Sanal değildi her şey, gerçek olanlar da vardı…

Şimdi her şey sanal, gerçek olanlarsa arada kaynayıp gidiyor…
Naif Karabatak
11 Haziran 2010

Bizi de Okusana ;) × +