Ellerimin bana güç veren ellerine ihtiyacı var

Canım babama!

Ölmek yok olmak değildir.
Yok, olmamak için bir yerden başka bir yere gitmektir.

22 Ocak Salı sabahıydı, bir anda güneşin yeni bir güne küsüp aydınlanmamaya direnişini izliyordum. Daha ne olduğunu anlamaya çalışırken, akrep ve yelkovanın saat altının üzerinde hiç kıpırdamadan duruşunu fark ettim. O anda başucumda acı acı öten bir telefonun çalışıyla irkilip kendime geldim. Telefonun öbür ucundaki ağabeyimin bana verdiği haberi duyunca karabulutların üzerime çöküşünün altında büzülüp kaldım. Kocaman bir kaya yutmuş gibiydi bedenim. Yerinden oynatamıyordum. Kaldırılması imkansız bir ağırlık üstüme çullanmıştı.
İlk defa ne yapacağımı bilmiyordum. O anda kalbimin derinliklerinden gelen bir acının sancısıyla kıvranmaya başladım.
Sanki bedenimden bir parça kopmuş gibi derin bir acı hissettim.

Hiç geçmeyecek, asla kabuk bağlamayacak bir yaranın acısıydı bu
Gözlerimin içindeki yanan ışıkların sönüşüydü.
Soy ağacından bir yaprağın düşüşüydü bu!
Umutlarımın tükenip gözyaşlarım ile birlikte gözlerimden süzülüp yerle yeksan oluşuydu.
Bir anda her şeyin bitişi ve babasız bir hayatın başlangıcıydı bu!

Bilemezsin, anlayamazsın. Eğer yaşamadıysan bu acıyı.
Sadece tahmin etmeye çalışıyorsun. Babasızlar kervanına katılmadan önce bende bilmiyordum. Böylesine derin bir acının sonsuza dek kalbinde yer edinmesinin ne olduğunu.

Canım babacığım,
Senden sonra gözlerimin içindeki parlayan ışıklarımı söndürdüm.
Gidişinle hayatımın en hoyrat kışını yaşadım. Sensizliğin bana verdiği acıyı ocağın en soğuk günlerinde iliklerime kadar hissettim. Ellerinin ellerimin içindeki sıcaklığını sonsuza kadar alıp gittiğinde, bütün gücümü kaybettiğimi anladım. Daha o anda senden gelen sevginin eksiliğini hissettim.
Senden bana kalan her yaşadığımız an, zihnimden tüm benliğimi yoklayarak bir film gibi gözümün önünden geçmeye başladı.
Oysaki içimdeki umut tohumlarını yeşertmek için çok çaba harcadım. Seninle geçirdiğim son zamanlarımda, iki dudağın arasından çıkan her sözcüğün umutlarıma umut katması için dua ediyordum. Seni görmek için her geldiğimde, yatağında oturup beni bekliyormuşsun gibi hayal ederek geliyordum. Ama her geçen gün, umutlarım beni terk ediyordu.
Her sabah uyandığımda bu yaşadıklarımın bir rüya olduğuna inanmak istiyordum. Sanki hiç böyle bir şey yaşanmamış gibi.
Keşke her şey bir rüyadan ibaret olsaydı.

Son görüşmemizde, ellerimi ellerinin içine koyduğumda gözlerin kapalı iken bile yüzündeki o belli belirsiz gülümsemeyi fark ettim. Biliyordum benim sana gelişimi senin için dua edişimi sende hissediyordun. Ama Sadece kalp dilimizle konuşabiliyorduk

Benim babam: hani o nesli tükenmiş bir elin parmak sayısı kadar az insan topluluğundan biriydi. Hayatı boyunca onuruyla yaşadı. Kimseye boyun eğmedi. Kendi doğrularından kimseye ödün vermedi. Affetmemesi gereken insanları da asla affetmedi. İstemediği hiç bir şeyi yapmadı. Hayatı dolu dolu yaşamayı seven biriydi.
Sevdikleriyle bir arada olmaktan mutluluk duyan bir insandı.
Bizlere hep feleğin çemberinden çok defa geçtiğini anlatırdı.
Şimdi bende geçtim. Feleğin çemberinden. Her acının ardından olduğu gibi istemeden de olsa biraz daha büyüdüm.

Canım babacığım: Senden çok şey öğrendim. Hayatın ne olduğunu, kimin seninle ne zaman, niçin var olduğunu öğrendim. Öğrettiklerinin içinden bana bıraktığın en değerli mirasın ise onurlu yaşamak ve onurlu ölmek.

O kadar onurlu ve gururluydun ki son günlerinde böyle yaşamamak için bile acele ettin.
Zamansız gidişinle birçok şey anlamını yitirdi.
Güneş yeni bir güne doğmayı unuttu.
Sarıpapatyam dediğin küçük kızın sensiz bir daha hiç açmadı.
Senden sonra kimse saçlarını senin gibi okşamadı.
Hiç kimse senin gibi sarmadı ve kimse ellerini ısıtmadı.

Bu gün ebedi yaşama gidişinin, yani sensizliğimizin birinci yılı. Tam bir yıl önce seni dedemin koynuna verdim.
SENİ KORUSUN, SENİ BABA SEVGİSİYLE SARSIN DİYE!
Bütün dualarımı da senin koynuna verdim. Sonsuza dek seninle olsun diye!

Bugün, toprağına gözyaşlarımla ektiğim tohumlar filizlendi.
Karla örtülmüş toprağında kardelenler açtı.
Ama ben başka sevgilerde aradığım baba sevgisini bulamadım.
Senden gelen sevginin eksikliğini tamamlayamadım.
Sensizliğe daha alışamadım babam.
Halen sensizliği yaşamamak için sana ihtiyacım varken, senin hayatımızdan gidişinin yasını tutuyorum.


Bu gün yine sana geldim.
Baharın bütün çiçeklerini sana getirdim.
Ellerimi sana uzattım.
Belki tutarsın diye.
Soğuk topraklarını avuçladım.
Geldiğimi hissedersin diye.
Ama her sözüm karşılıksız, ellerim yine sensiz kaldı.

Ellerimin, bana güç veren ellerine ihtiyacı var.

Canım babacığım seni çok özledim. Canım babama!

Ölmek yok olmak değildir.
Yok, olmamak için bir yerden başka bir yere gitmektir.

22 Ocak Salı sabahıydı, bir anda güneşin yeni bir güne küsüp aydınlanmamaya direnişini izliyordum. Daha ne olduğunu anlamaya çalışırken, akrep ve yelkovanın saat altının üzerinde hiç kıpırdamadan duruşunu fark ettim. O anda başucumda acı acı öten bir telefonun çalışıyla irkilip kendime geldim. Telefonun öbür ucundaki ağabeyimin bana verdiği haberi duyunca karabulutların üzerime çöküşünün altında büzülüp kaldım. Kocaman bir kaya yutmuş gibiydi bedenim. Yerinden oynatamıyordum. Kaldırılması imkansız bir ağırlık üstüme çullanmıştı.
İlk defa ne yapacağımı bilmiyordum. O anda kalbimin derinliklerinden gelen bir acının sancısıyla kıvranmaya başladım.
Sanki bedenimden bir parça kopmuş gibi derin bir acı hissettim.

Hiç geçmeyecek, asla kabuk bağlamayacak bir yaranın acısıydı bu
Gözlerimin içindeki yanan ışıkların sönüşüydü.
Soy ağacından bir yaprağın düşüşüydü bu!
Umutlarımın tükenip gözyaşlarım ile birlikte gözlerimden süzülüp yerle yeksan oluşuydu.
Bir anda her şeyin bitişi ve babasız bir hayatın başlangıcıydı bu!

Bilemezsin, anlayamazsın. Eğer yaşamadıysan bu acıyı.
Sadece tahmin etmeye çalışıyorsun. Babasızlar kervanına katılmadan önce bende bilmiyordum. Böylesine derin bir acının sonsuza dek kalbinde yer edinmesinin ne olduğunu.

Canım babacığım,
Senden sonra gözlerimin içindeki parlayan ışıklarımı söndürdüm.
Gidişinle hayatımın en hoyrat kışını yaşadım. Sensizliğin bana verdiği acıyı ocağın en soğuk günlerinde iliklerime kadar hissettim. Ellerinin ellerimin içindeki sıcaklığını sonsuza kadar alıp gittiğinde, bütün gücümü kaybettiğimi anladım. Daha o anda senden gelen sevginin eksiliğini hissettim.
Senden bana kalan her yaşadığımız an, zihnimden tüm benliğimi yoklayarak bir film gibi gözümün önünden geçmeye başladı.
Oysaki içimdeki umut tohumlarını yeşertmek için çok çaba harcadım. Seninle geçirdiğim son zamanlarımda, iki dudağın arasından çıkan her sözcüğün umutlarıma umut katması için dua ediyordum. Seni görmek için her geldiğimde, yatağında oturup beni bekliyormuşsun gibi hayal ederek geliyordum. Ama her geçen gün, umutlarım beni terk ediyordu.
Her sabah uyandığımda bu yaşadıklarımın bir rüya olduğuna inanmak istiyordum. Sanki hiç böyle bir şey yaşanmamış gibi.
Keşke her şey bir rüyadan ibaret olsaydı.

Son görüşmemizde, ellerimi ellerinin içine koyduğumda gözlerin kapalı iken bile yüzündeki o belli belirsiz gülümsemeyi fark ettim. Biliyordum benim sana gelişimi senin için dua edişimi sende hissediyordun. Ama Sadece kalp dilimizle konuşabiliyorduk

Benim babam: hani o nesli tükenmiş bir elin parmak sayısı kadar az insan topluluğundan biriydi. Hayatı boyunca onuruyla yaşadı. Kimseye boyun eğmedi. Kendi doğrularından kimseye ödün vermedi. Affetmemesi gereken insanları da asla affetmedi. İstemediği hiç bir şeyi yapmadı. Hayatı dolu dolu yaşamayı seven biriydi.
Sevdikleriyle bir arada olmaktan mutluluk duyan bir insandı.
Bizlere hep feleğin çemberinden çok defa geçtiğini anlatırdı.
Şimdi bende geçtim. Feleğin çemberinden. Her acının ardından olduğu gibi istemeden de olsa biraz daha büyüdüm.

Canım babacığım: Senden çok şey öğrendim. Hayatın ne olduğunu, kimin seninle ne zaman, niçin var olduğunu öğrendim. Öğrettiklerinin içinden bana bıraktığın en değerli mirasın ise onurlu yaşamak ve onurlu ölmek.

O kadar onurlu ve gururluydun ki son günlerinde böyle yaşamamak için bile acele ettin.
Zamansız gidişinle birçok şey anlamını yitirdi.
Güneş yeni bir güne doğmayı unuttu.
Sarıpapatyam dediğin küçük kızın sensiz bir daha hiç açmadı.
Senden sonra kimse saçlarını senin gibi okşamadı.
Hiç kimse senin gibi sarmadı ve kimse ellerini ısıtmadı.

Bu gün ebedi yaşama gidişinin, yani sensizliğimizin birinci yılı. Tam bir yıl önce seni dedemin koynuna verdim.
SENİ KORUSUN, SENİ BABA SEVGİSİYLE SARSIN DİYE!
Bütün dualarımı da senin koynuna verdim. Sonsuza dek seninle olsun diye!

Bugün, toprağına gözyaşlarımla ektiğim tohumlar filizlendi.
Karla örtülmüş toprağında kardelenler açtı.
Ama ben başka sevgilerde aradığım baba sevgisini bulamadım.
Senden gelen sevginin eksikliğini tamamlayamadım.
Sensizliğe daha alışamadım babam.
Halen sensizliği yaşamamak için sana ihtiyacım varken, senin hayatımızdan gidişinin yasını tutuyorum.


Bu gün yine sana geldim.
Baharın bütün çiçeklerini sana getirdim.
Ellerimi sana uzattım.
Belki tutarsın diye.
Soğuk topraklarını avuçladım.
Geldiğimi hissedersin diye.
Ama her sözüm karşılıksız, ellerim yine sensiz kaldı.

Ellerimin, bana güç veren ellerine ihtiyacı var.

Canım babacığım seni çok özledim.

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"