O Gemide Olmak Vardı...



O gemide olmak vardı…


Çok kolay rahat koltuklarımız ve son teknoloji televizyonlarımızdan bu vahşeti izlemek. Ne kadar içimiz sızlasa, ne kadar yüreğimiz burkulsa da olamayız, olamıyoruz onlar kadar cesur! İzahı olmayan bu saldırıları tahmin ederek, bir nevi bile bile çıkıldı bu yola. Tabiri caizse “gidemesek de o yolda ölürüz!” dendi, hacca giden karınca misali. Korkmadı onlar. Zira onlara göre tek korkulacak tek bir şey vardı: Allah. Ancak O’ndan korkulurdu ve öyle de yaptılar, “komşuları aç iken tok yatamadılar” ve çıktılar yola bile bile ancak hiç ama hiç korkmadan.


O gemide olmak vardı…


Öyle ya “insani” yardımdı bu. Saldırı anında gemiden bildiren muhabirlerden biri “bu birisinin ancak düşmanına yapacağı bir saldırıdır” derken, belki o anın şoku belki de sadece “insanlığından” dolayı bir noktayı atlıyordu: Herhangi bir eyleminizin başına “insani” sıfatını koyduğunuzda zaten otomatik olarak düşmanı oluyordunuz İsrail’in. İsrail, kendisi kan kusturduğu yetmiyormuş gibi, insanların tamamen sivil bir inisiyatif ile yardım etmesini de çok görüyordu Filistin halkına. Haddi olmadan çok görüyordu. İnsanlar arasındaki ilişki, insanların birbirini sevmesi, birbirlerine yardım etmesi olağandışı geliyordu onlara. Onlar sevginin karşısında, yardımseverliğin karşısında, velhasıl insanlığın karşısında ve dahi “insani” olanın karşısındaydılar. Bunu bir kez daha, üstelik bu kez ayan beyan ortaya koydular.


Saldırdılar, yardım kafilesinde bir yakını bulunan bir hanımın ifadesiyle, çakı bıçağı dahi taşımayan bir “insani” konvoya. Saldırdılar, içlerinde 11 aylık bir bebeğin olduğu, “insani” bir konvoya. Saldırdılar, yaşlısından gencine, tamamen kendi istekleriyle zor durumdaki insanlara “insani” yardım yapmak isteyen “insani” bir konvoya.


Ve o konvoy, bu namert saldırıyla insanlığından hiçbir şey kaybetmeyip, aksine insanlığına insanlık, şan, şeref kattığı gibi, bu namert saldırıyı gerçekleştirenler “insani” olan her şeyden uzaklıklarını tescil etmiş oldular böylece.


İsrail yalnızlaşıyor. İnsanlara zulmetmenin, onları işkenceden geçirmek şöyle dursun, bir de üzerine onlara yardım etmek isteyenleri de engellemenin ve hatta onlara da zulmetmenin sonucu yalnız kalmaktır. Ancak bu, kendilerinin çok istedikleri bir yalnızlık olmayacaktır. Bundan 50-100 yıl önce bir ülkenin tek başına belki yaşayabileceği dünyamız günümüzde bu lüksü sunmamakta hiçbir ülkeye. Günümüzde hiçbir ülke yalnız başına var olamayacağı gibi bu kanun İsrail için de geçerliliğini korumaktadır. İsrail yalnızlaşıyor ve bu insaniyetin, her ne kadar asgariye inse de, henüz kaybolmamış olduğuna inandığım günümüz dünyasında zorunlu bir sonuç gibi görünüyor. Ve dünyanın herhangi bir yerinde azıcık da olsa insaniyet olduğu sürece, “insani” olana karşı aldığı bu konum itibariyle İsrail yalnızlaşmaya devam edecek.


Aslında en çok bunun için inanıyorum biliyor musunuz!? Adaletsizliğin, haksızlığın, vahşetin, insana verilen değerin bu denli azalmasının normalleşmeye doğru gittiği bu yaşamın ardından, “kusursuz, eksiksiz bir adaletin” sağlanacağı başka bir hayat gerekiyor bence. Çünkü biz, birkaç bin yıllık tecrübelerimize dayanarak söyleyebiliriz ki, “kusursuz ve eksiksiz bir adalet” bu yaşadığımız dünyamızda sağlanamıyor. Mazlumun hakkının gözetilmesine ağırlık verileceğine, aksine bu dünyada ezenler ayrıcalıklı oluyor ve onlar yararlanıyor bu dünyanın nimetlerinden.


En çok bunun için inanıyorum. Ve ben inanıyorum ki bir zerre kadar iyilik karşılıksız kalmayacağı gibi, yine zerre kadar da olsa hesabı sorulmayacak bir kötülük yoktur. Ve ne yazık ki bu son şahit olduğumuz kötülük bir zerre miktarından oldukça büyük. Zerre miktarındaki kötülükler de dikkate alınacak ve gerekleri yapılacaksa, İsrail’in bu yaptığının (hatta yaptıklarının) hesabını varın siz yapın.


Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar ve zor şartlardaki tüm kardeşlerimize yine acil kolaylıklar diliyoruz.



O gemide olmak vardı…


Çok kolay rahat koltuklarımız ve son teknoloji televizyonlarımızdan bu vahşeti izlemek. Ne kadar içimiz sızlasa, ne kadar yüreğimiz burkulsa da olamayız, olamıyoruz onlar kadar cesur! İzahı olmayan bu saldırıları tahmin ederek, bir nevi bile bile çıkıldı bu yola. Tabiri caizse “gidemesek de o yolda ölürüz!” dendi, hacca giden karınca misali. Korkmadı onlar. Zira onlara göre tek korkulacak tek bir şey vardı: Allah. Ancak O’ndan korkulurdu ve öyle de yaptılar, “komşuları aç iken tok yatamadılar” ve çıktılar yola bile bile ancak hiç ama hiç korkmadan.


O gemide olmak vardı…


Öyle ya “insani” yardımdı bu. Saldırı anında gemiden bildiren muhabirlerden biri “bu birisinin ancak düşmanına yapacağı bir saldırıdır” derken, belki o anın şoku belki de sadece “insanlığından” dolayı bir noktayı atlıyordu: Herhangi bir eyleminizin başına “insani” sıfatını koyduğunuzda zaten otomatik olarak düşmanı oluyordunuz İsrail’in. İsrail, kendisi kan kusturduğu yetmiyormuş gibi, insanların tamamen sivil bir inisiyatif ile yardım etmesini de çok görüyordu Filistin halkına. Haddi olmadan çok görüyordu. İnsanlar arasındaki ilişki, insanların birbirini sevmesi, birbirlerine yardım etmesi olağandışı geliyordu onlara. Onlar sevginin karşısında, yardımseverliğin karşısında, velhasıl insanlığın karşısında ve dahi “insani” olanın karşısındaydılar. Bunu bir kez daha, üstelik bu kez ayan beyan ortaya koydular.


Saldırdılar, yardım kafilesinde bir yakını bulunan bir hanımın ifadesiyle, çakı bıçağı dahi taşımayan bir “insani” konvoya. Saldırdılar, içlerinde 11 aylık bir bebeğin olduğu, “insani” bir konvoya. Saldırdılar, yaşlısından gencine, tamamen kendi istekleriyle zor durumdaki insanlara “insani” yardım yapmak isteyen “insani” bir konvoya.


Ve o konvoy, bu namert saldırıyla insanlığından hiçbir şey kaybetmeyip, aksine insanlığına insanlık, şan, şeref kattığı gibi, bu namert saldırıyı gerçekleştirenler “insani” olan her şeyden uzaklıklarını tescil etmiş oldular böylece.


İsrail yalnızlaşıyor. İnsanlara zulmetmenin, onları işkenceden geçirmek şöyle dursun, bir de üzerine onlara yardım etmek isteyenleri de engellemenin ve hatta onlara da zulmetmenin sonucu yalnız kalmaktır. Ancak bu, kendilerinin çok istedikleri bir yalnızlık olmayacaktır. Bundan 50-100 yıl önce bir ülkenin tek başına belki yaşayabileceği dünyamız günümüzde bu lüksü sunmamakta hiçbir ülkeye. Günümüzde hiçbir ülke yalnız başına var olamayacağı gibi bu kanun İsrail için de geçerliliğini korumaktadır. İsrail yalnızlaşıyor ve bu insaniyetin, her ne kadar asgariye inse de, henüz kaybolmamış olduğuna inandığım günümüz dünyasında zorunlu bir sonuç gibi görünüyor. Ve dünyanın herhangi bir yerinde azıcık da olsa insaniyet olduğu sürece, “insani” olana karşı aldığı bu konum itibariyle İsrail yalnızlaşmaya devam edecek.


Aslında en çok bunun için inanıyorum biliyor musunuz!? Adaletsizliğin, haksızlığın, vahşetin, insana verilen değerin bu denli azalmasının normalleşmeye doğru gittiği bu yaşamın ardından, “kusursuz, eksiksiz bir adaletin” sağlanacağı başka bir hayat gerekiyor bence. Çünkü biz, birkaç bin yıllık tecrübelerimize dayanarak söyleyebiliriz ki, “kusursuz ve eksiksiz bir adalet” bu yaşadığımız dünyamızda sağlanamıyor. Mazlumun hakkının gözetilmesine ağırlık verileceğine, aksine bu dünyada ezenler ayrıcalıklı oluyor ve onlar yararlanıyor bu dünyanın nimetlerinden.


En çok bunun için inanıyorum. Ve ben inanıyorum ki bir zerre kadar iyilik karşılıksız kalmayacağı gibi, yine zerre kadar da olsa hesabı sorulmayacak bir kötülük yoktur. Ve ne yazık ki bu son şahit olduğumuz kötülük bir zerre miktarından oldukça büyük. Zerre miktarındaki kötülükler de dikkate alınacak ve gerekleri yapılacaksa, İsrail’in bu yaptığının (hatta yaptıklarının) hesabını varın siz yapın.


Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar ve zor şartlardaki tüm kardeşlerimize yine acil kolaylıklar diliyoruz.

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 19

BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILARIN YASAL HAK VE SORUMLULUKLARI YAZARLARA AİTTİR.