Kitapçı Dükkanı - 1



Günlerden cumartesi olmalıydı. "Vay anasını" dedi, " Cuma-ertesi cumartesi olmuş." . Ancak telefonunun ekranına bakmasıyla günlerden pazar olduğunu anlaması bir oldu. İnceden gülümsedi ve yoluna devam etti. Bahsi geçen yol, yaklaşık bir haftadır aynıydı,istikamette herhangi bir değişiklik olmamıştı bu yedi gün içinde. Tamıtamına yedi gündür uyanır uyanmaz soluğu aynı kitapçıda alıyordu. Bir roman yazma telaşı içerisindeydi Erkin, tarihi bir roman. Bu hedef doğrultusunda yedi kez arşınlamıştı bu kitapçının yolunu.
Bahsi geçen kitapçı, ikinci el kitaplar satan ve duvarlarında Chagall tablolarının posterleri olan küçük, mütevazi bir "kütüphanecik"ti. Barındığı yerde nitelikli bir kütüphane olmaması sebebiyle çalışmalarını burada gerçekleştiriyordu. Burada ihtiyacınız olan kaynakları veya ilginizi çekebileceğini düşündüğünüz kitapları ararken, daktilosunun başından kalkmayan Öykü 'nün seçtiği şarkıları dinleme imkanınız da oluyordu. Öykü , bu küçük dükkanın sahibiydi. Üniversitede eğitimini sürdürürken, bir yandan da bu dükkanı işletiyordu. Bir nevi baba mesleğiydi kitapçılık onun gözünde. Babası -onun deyimiyle "gittiğinden"- öldüğünden beri Öykü işletiyordu burayı. Daktilo kullanmak, Öykü'nün gözünde politik bir eylemdi. Felsefi paradigmasına göre "mekanik canavarlara" karşı ya kalemini ya da bir daktilo kullanmalıydı edebiyatçı, aksi taktirde o edebiyatçının edebiyatçılığından şüphe duyulmalıydı. Mütevazi mekanında, kendi adına "klasikleşmiş" şarkılar haricinde ziyaretçilerine genellikle Beatles dinletirdi Öykü. Beatles da daktilo gibi bir politik eylem olmalıydı.
Evinden kitapçıya giden yolda genellikle yazmayı planladığı romanı düşünürdü Erkin. "Tarihi bir roman" dedi içinden. Kuru kuruya tarihi bilgilerden,nesnel gerçekliklerden bahsetmek istemiyordu, mutlaka cazip bir kurgusu olmalıydı romanının. "2.Abdülhamit sarayında otururken Tanzimatçılar sarayı basar.. " Fikri bile heyecan veriyordu Erkin'e. "Namık Kemal'in ismi Tahsin olmalı.. Evet evet, kesinlikle Tahsin olmalı. Vereceğim ipuçları doğrultusunda okuyucu Tahsin'in aslında Namık Kemal olduğunu anlamalı.." Fikrini oldukça başarılı bulmuştu. Bu gibi düşüncelerle dalgın dalgın yürürken kitapçıyı bir kaç metre geride bıraktığını fark edip geri döndü. Ulaşır ulaşmaz kulaklıklarını çıkarttı ve içeri girdi.
Öykü her zaman olduğu gibi daktilosunun başında bir şeyler yazmak gayreti içerisindeydi. Kedisi ve kahve fincanı da daktilonun yanında yerlerini almışlardı. Erkin'i görünce daktilosunun başından kalktı ve anlamlandırılması zor bir mutlulukla onu selamladı.

- "Genç yazar, bugün geç kaldınız."

Erkin gülümseyerek,

- " Ah, evet. Dün gece uyku tutmadı."

Öykü esprili bir dille yanıtladı:

- "Yine tanzimatçılarla mı boğuştunuz yoksa?"

- "Hiç sorma, sanırım roman tarihsellik sıfatından baya bir uzaklaşacak"

İkisi de bu sohbetten memnun kalmışa benziyorlardı ki ne Öykü bir an önce daktilosunun başına geçebilmek için fırsat kolladı ne de Erkin dün seçtiği dokümanları incelemek için.

- " Hayırdır, yazıyı tamamlayabildin mi?"

- " Henüz tamamlayamadım, ama çoğu gitti azı kaldı sayılır. Genç yazarımızın teşrif edeceğini düşünerek kahve yaptım."


Erkin kahvesini yudumlarken düşüncelere gömülmüştü. " Tahsin kaleme aldığı kasideyi okur ve halka seslenir. Ey Ahali!! Yok, olmadı. Kasideyi sarayda mı okusa acaba? Hah, saray betimlemeleri. Bunlar oldukça önemli. Ancak aşırıya da kaçmamak gerekiyor."diye düşündü. Düşüncelerini onaylarcasına başını salladı.

- " Genç yazarımız hangi melankolilerin dehlizlerinde yüzüyorlar acaba?"

- " Tanpınar'ın bir romanı vardı, hangisiydi o? Hani bir kahramanı Yahya Kemal'miş aslında, ama farklı bir ismi vardı."

- " Tam çıkaramadım şimdi, ama Huzur olabilir. Sağ bölümde olacaktı, Türk Edebiyatı bölümünde."

- " Benim kahramanım da Tahsin. Namık Kemal aslında, ama okuyucu sonradan farkına varacak."

- " Anlaşıldı genç yazar, sen de Namık Kemal'i göklere çıkaracaksın sanırım."

Öykü'nün bu cevabı Erkin'i şaşırtmıştı.

- "Bu ne demek oluyor şimdi?"

- " Mezarını padişahın yaptırdığı Namık Kemal'den bahsediyoruz değil mi? "

(DEVAMI HAFTAYA..)

Günlerden cumartesi olmalıydı. "Vay anasını" dedi, " Cuma-ertesi cumartesi olmuş." . Ancak telefonunun ekranına bakmasıyla günlerden pazar olduğunu anlaması bir oldu. İnceden gülümsedi ve yoluna devam etti. Bahsi geçen yol, yaklaşık bir haftadır aynıydı,istikamette herhangi bir değişiklik olmamıştı bu yedi gün içinde. Tamıtamına yedi gündür uyanır uyanmaz soluğu aynı kitapçıda alıyordu. Bir roman yazma telaşı içerisindeydi Erkin, tarihi bir roman. Bu hedef doğrultusunda yedi kez arşınlamıştı bu kitapçının yolunu.
Bahsi geçen kitapçı, ikinci el kitaplar satan ve duvarlarında Chagall tablolarının posterleri olan küçük, mütevazi bir "kütüphanecik"ti. Barındığı yerde nitelikli bir kütüphane olmaması sebebiyle çalışmalarını burada gerçekleştiriyordu. Burada ihtiyacınız olan kaynakları veya ilginizi çekebileceğini düşündüğünüz kitapları ararken, daktilosunun başından kalkmayan Öykü 'nün seçtiği şarkıları dinleme imkanınız da oluyordu. Öykü , bu küçük dükkanın sahibiydi. Üniversitede eğitimini sürdürürken, bir yandan da bu dükkanı işletiyordu. Bir nevi baba mesleğiydi kitapçılık onun gözünde. Babası -onun deyimiyle "gittiğinden"- öldüğünden beri Öykü işletiyordu burayı. Daktilo kullanmak, Öykü'nün gözünde politik bir eylemdi. Felsefi paradigmasına göre "mekanik canavarlara" karşı ya kalemini ya da bir daktilo kullanmalıydı edebiyatçı, aksi taktirde o edebiyatçının edebiyatçılığından şüphe duyulmalıydı. Mütevazi mekanında, kendi adına "klasikleşmiş" şarkılar haricinde ziyaretçilerine genellikle Beatles dinletirdi Öykü. Beatles da daktilo gibi bir politik eylem olmalıydı.
Evinden kitapçıya giden yolda genellikle yazmayı planladığı romanı düşünürdü Erkin. "Tarihi bir roman" dedi içinden. Kuru kuruya tarihi bilgilerden,nesnel gerçekliklerden bahsetmek istemiyordu, mutlaka cazip bir kurgusu olmalıydı romanının. "2.Abdülhamit sarayında otururken Tanzimatçılar sarayı basar.. " Fikri bile heyecan veriyordu Erkin'e. "Namık Kemal'in ismi Tahsin olmalı.. Evet evet, kesinlikle Tahsin olmalı. Vereceğim ipuçları doğrultusunda okuyucu Tahsin'in aslında Namık Kemal olduğunu anlamalı.." Fikrini oldukça başarılı bulmuştu. Bu gibi düşüncelerle dalgın dalgın yürürken kitapçıyı bir kaç metre geride bıraktığını fark edip geri döndü. Ulaşır ulaşmaz kulaklıklarını çıkarttı ve içeri girdi.
Öykü her zaman olduğu gibi daktilosunun başında bir şeyler yazmak gayreti içerisindeydi. Kedisi ve kahve fincanı da daktilonun yanında yerlerini almışlardı. Erkin'i görünce daktilosunun başından kalktı ve anlamlandırılması zor bir mutlulukla onu selamladı.

- "Genç yazar, bugün geç kaldınız."

Erkin gülümseyerek,

- " Ah, evet. Dün gece uyku tutmadı."

Öykü esprili bir dille yanıtladı:

- "Yine tanzimatçılarla mı boğuştunuz yoksa?"

- "Hiç sorma, sanırım roman tarihsellik sıfatından baya bir uzaklaşacak"

İkisi de bu sohbetten memnun kalmışa benziyorlardı ki ne Öykü bir an önce daktilosunun başına geçebilmek için fırsat kolladı ne de Erkin dün seçtiği dokümanları incelemek için.

- " Hayırdır, yazıyı tamamlayabildin mi?"

- " Henüz tamamlayamadım, ama çoğu gitti azı kaldı sayılır. Genç yazarımızın teşrif edeceğini düşünerek kahve yaptım."


Erkin kahvesini yudumlarken düşüncelere gömülmüştü. " Tahsin kaleme aldığı kasideyi okur ve halka seslenir. Ey Ahali!! Yok, olmadı. Kasideyi sarayda mı okusa acaba? Hah, saray betimlemeleri. Bunlar oldukça önemli. Ancak aşırıya da kaçmamak gerekiyor."diye düşündü. Düşüncelerini onaylarcasına başını salladı.

- " Genç yazarımız hangi melankolilerin dehlizlerinde yüzüyorlar acaba?"

- " Tanpınar'ın bir romanı vardı, hangisiydi o? Hani bir kahramanı Yahya Kemal'miş aslında, ama farklı bir ismi vardı."

- " Tam çıkaramadım şimdi, ama Huzur olabilir. Sağ bölümde olacaktı, Türk Edebiyatı bölümünde."

- " Benim kahramanım da Tahsin. Namık Kemal aslında, ama okuyucu sonradan farkına varacak."

- " Anlaşıldı genç yazar, sen de Namık Kemal'i göklere çıkaracaksın sanırım."

Öykü'nün bu cevabı Erkin'i şaşırtmıştı.

- "Bu ne demek oluyor şimdi?"

- " Mezarını padişahın yaptırdığı Namık Kemal'den bahsediyoruz değil mi? "

(DEVAMI HAFTAYA..)

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"

BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILARIN YASAL HAK VE SORUMLULUKLARI YAZARLARA AİTTİR.