Gitmek mi Zor Olan, Kalmak mı Yoksa?


Şu günlerde kimle sohbet etsem, kimin yazılarını okusam herkes bir yerlere gitmek istiyor; mutlu olan da mutlu olamamışlar da… Herkes bulunduğu ortamdan uzaklaşayım istiyor. Bahar geldi evet hatta yaza doğru ilerliyoruz, bahar ayları öyledir de zaten değil mi? Bahari temizlik mevsimidir yani…
Gitmek üzerine düşünürsek; zordur gitmek… Her şeyden vazgeçmek, belki çok daha iyileri için, belki de değil… Mutsuzlar, en çok hakedenlerdir gitmeyi, onlarla ilgilenmemiştir hayat, hep bir şeyler önlerine geçmiştir, sabretmişlerdir ve sonunda o sıranın gelmeyeceğini anlamışlardır. Mutluların gitmeyi istemeleri de aslında mutlu olmadıklarını göstermez mi? Eğer bir insan halinden mutluysa neden değiştirmek istesin ki?…
Gitmek zordur gerçekten, bütün her şeyden vazgeçebilmek, vazgeçtikten sonra elde edeceğinin garantisi olsa bile, geçirdiğin onca zamana, verdiğin onca emeğe acır insanın içi, başka bir şeye değil… Bir sebebi olmalı insanın gitmesi için… Yeni bir başlangıca zorlayan sebepler silsilesi… Uğruna savaştığınız şeylerin bir sonu yoksa eğer, güvendiğiniz dağlara karlar yağmışsa, eğer sizi gerçekten anlamıyorsa artık, kısaca siz her şeye rağmen mutlu olmak için çırpınırken, içinizde sürekli bir şeyler kırılıyorsa gitmelisiniz tabiki.
Gitmekteki en zor şey, insanın yüreğini burkan geride bırakmaktır, isteseniz de istemeseniz de geride bıraktıklarınız zorlar içinizi, geçirilen onca zaman, harcanan onca emek üzeri silinecek o kadar anı… Öteki yandan kalmak da kötüdür, bazen öyle bir zaman gelir ki o biriktirdiğiniz gözyaşları artık gözlerinizden değil, kalbinizden akmaktadır, ve geride bırakamadıklarınızla sürüklenmeye başlarsınız, yani bu sefer iki kişi birden ölür bu kavgada, iki kişilik yalnızlık başlar böylece…
Kalmak üzerine söyleyelim bir kaç şey bu sefer… Bazen öyle zamanlar gelir ki ilişkilerde geceleri ağlayarak uyurken sabah uyandığında yüzünde gülümsemeyle hayata devam etmek zorunda kalır insan, ve öyle bir zaman gelir ki, o sahte gülüş ve mutluluk bastıramaz olur içinizdeki gerçek kişiyi. Tabiri caizse artık huzur değil, ızdırap vermektedir ilişki. Peki hayat boyu çekilir mi bu ıstırap? Sürekli mutsuz olmak, bir de bunu ömür boyu yaşamak, her gün her saniye yüreğinizin kanaması öldürür yavaş yavaş.
O zaman çözüm ne? Tek kelimeyle, Gitmek! Evet kolay değildir gitmek ama yapılması gereken odur artık… Gitme zamanınız geldiğinde, yani artık siz size zarar vermeye başladıysanız eğer, cesaretinizi toplayıp gidin! Nereye olursa olsun, bir alternatifin olması gerekmez her zaman, gidin sadece…
Giderseniz belki çok canınız yanar, o eski alışkanlıklarınız eski anılarınız yakar, kül eder sizi ama sonra Anka Kuşu gibi yeniden doğarsınız küllerinizden. Ama unutmayın sakın, gitmezseniz de sürüm sürüm sürünürsünüz, o süreç değişmez hiçbir zaman ve bilin ki sürünmek, ölmekten de beterdir…
Gitmekten bahsettik, kalmaktan da… İkisi de acıtır insanı ama en kötüsü vardır bir de… Ne gidebilmek ne de kalabilmek…
Gidemezsin, çünkü içinde o cesaret yoktur, yaşadıklarını unutmak istemezsin, acı çekmeye razısındır. İlişkinin sonuna kadar sürmeyeceğini bilirsin ama bırakan ben olmayayım diye bırakamazsın ya… İçin gitmek, dışın kalmak ister…
Kalamazsın da, çünkü mutsuzsundur. Karşına bir daha çok zor çıkacağını bildiğin seni gerçekten anlayan biri çıkar, insanlar mutlu mutlu çılgınca eğlenirken etrafında sen aylarca hatta yıllarca sahte gülümsemelerle idare etmeye çalışırsın. O seni anlamıyordur bile. Artık sohbet bile edemezsin onunla… Bir yanın her zaman gitmeye meyilli olduğundan kendinizi ilişkiye veremezsin, tartışmalarınız devam eder ve çözümünü bulamazsın bir türlü. Sevgin gitgide azalır ve sonunda senin de hissettiğin ayrılık vakti geldiğinde asıl üzüldüğün şey, o kararı zamanında neden vermediğin olur…
İşte en zor durum budur, ne gidebilmek, ne kalabilmek… Kalan, gidemediği için iyice geçinilmez olur kısaca.
Kararlı olmak lazım bu yüzden. Bazen zor olan ama yapılması gereken işleri çok vakit kaybetmeden mutlaka yapmak gerek…
Doğa kuralı gereği, yaşayabilmek için öldürmek zorundayız, unutmamak lazım. Ve işte o kangren bizi öldürmeden önce bizim onu kesip atmamız gerekir…(tüm yazılarıma melihatasever.blogspot.com dan ulaşabilirsiniz...)
Doğru kararları vermeniz dileğiyle…


Şu günlerde kimle sohbet etsem, kimin yazılarını okusam herkes bir yerlere gitmek istiyor; mutlu olan da mutlu olamamışlar da… Herkes bulunduğu ortamdan uzaklaşayım istiyor. Bahar geldi evet hatta yaza doğru ilerliyoruz, bahar ayları öyledir de zaten değil mi? Bahari temizlik mevsimidir yani…
Gitmek üzerine düşünürsek; zordur gitmek… Her şeyden vazgeçmek, belki çok daha iyileri için, belki de değil… Mutsuzlar, en çok hakedenlerdir gitmeyi, onlarla ilgilenmemiştir hayat, hep bir şeyler önlerine geçmiştir, sabretmişlerdir ve sonunda o sıranın gelmeyeceğini anlamışlardır. Mutluların gitmeyi istemeleri de aslında mutlu olmadıklarını göstermez mi? Eğer bir insan halinden mutluysa neden değiştirmek istesin ki?…
Gitmek zordur gerçekten, bütün her şeyden vazgeçebilmek, vazgeçtikten sonra elde edeceğinin garantisi olsa bile, geçirdiğin onca zamana, verdiğin onca emeğe acır insanın içi, başka bir şeye değil… Bir sebebi olmalı insanın gitmesi için… Yeni bir başlangıca zorlayan sebepler silsilesi… Uğruna savaştığınız şeylerin bir sonu yoksa eğer, güvendiğiniz dağlara karlar yağmışsa, eğer sizi gerçekten anlamıyorsa artık, kısaca siz her şeye rağmen mutlu olmak için çırpınırken, içinizde sürekli bir şeyler kırılıyorsa gitmelisiniz tabiki.
Gitmekteki en zor şey, insanın yüreğini burkan geride bırakmaktır, isteseniz de istemeseniz de geride bıraktıklarınız zorlar içinizi, geçirilen onca zaman, harcanan onca emek üzeri silinecek o kadar anı… Öteki yandan kalmak da kötüdür, bazen öyle bir zaman gelir ki o biriktirdiğiniz gözyaşları artık gözlerinizden değil, kalbinizden akmaktadır, ve geride bırakamadıklarınızla sürüklenmeye başlarsınız, yani bu sefer iki kişi birden ölür bu kavgada, iki kişilik yalnızlık başlar böylece…
Kalmak üzerine söyleyelim bir kaç şey bu sefer… Bazen öyle zamanlar gelir ki ilişkilerde geceleri ağlayarak uyurken sabah uyandığında yüzünde gülümsemeyle hayata devam etmek zorunda kalır insan, ve öyle bir zaman gelir ki, o sahte gülüş ve mutluluk bastıramaz olur içinizdeki gerçek kişiyi. Tabiri caizse artık huzur değil, ızdırap vermektedir ilişki. Peki hayat boyu çekilir mi bu ıstırap? Sürekli mutsuz olmak, bir de bunu ömür boyu yaşamak, her gün her saniye yüreğinizin kanaması öldürür yavaş yavaş.
O zaman çözüm ne? Tek kelimeyle, Gitmek! Evet kolay değildir gitmek ama yapılması gereken odur artık… Gitme zamanınız geldiğinde, yani artık siz size zarar vermeye başladıysanız eğer, cesaretinizi toplayıp gidin! Nereye olursa olsun, bir alternatifin olması gerekmez her zaman, gidin sadece…
Giderseniz belki çok canınız yanar, o eski alışkanlıklarınız eski anılarınız yakar, kül eder sizi ama sonra Anka Kuşu gibi yeniden doğarsınız küllerinizden. Ama unutmayın sakın, gitmezseniz de sürüm sürüm sürünürsünüz, o süreç değişmez hiçbir zaman ve bilin ki sürünmek, ölmekten de beterdir…
Gitmekten bahsettik, kalmaktan da… İkisi de acıtır insanı ama en kötüsü vardır bir de… Ne gidebilmek ne de kalabilmek…
Gidemezsin, çünkü içinde o cesaret yoktur, yaşadıklarını unutmak istemezsin, acı çekmeye razısındır. İlişkinin sonuna kadar sürmeyeceğini bilirsin ama bırakan ben olmayayım diye bırakamazsın ya… İçin gitmek, dışın kalmak ister…
Kalamazsın da, çünkü mutsuzsundur. Karşına bir daha çok zor çıkacağını bildiğin seni gerçekten anlayan biri çıkar, insanlar mutlu mutlu çılgınca eğlenirken etrafında sen aylarca hatta yıllarca sahte gülümsemelerle idare etmeye çalışırsın. O seni anlamıyordur bile. Artık sohbet bile edemezsin onunla… Bir yanın her zaman gitmeye meyilli olduğundan kendinizi ilişkiye veremezsin, tartışmalarınız devam eder ve çözümünü bulamazsın bir türlü. Sevgin gitgide azalır ve sonunda senin de hissettiğin ayrılık vakti geldiğinde asıl üzüldüğün şey, o kararı zamanında neden vermediğin olur…
İşte en zor durum budur, ne gidebilmek, ne kalabilmek… Kalan, gidemediği için iyice geçinilmez olur kısaca.
Kararlı olmak lazım bu yüzden. Bazen zor olan ama yapılması gereken işleri çok vakit kaybetmeden mutlaka yapmak gerek…
Doğa kuralı gereği, yaşayabilmek için öldürmek zorundayız, unutmamak lazım. Ve işte o kangren bizi öldürmeden önce bizim onu kesip atmamız gerekir…(tüm yazılarıma melihatasever.blogspot.com dan ulaşabilirsiniz...)
Doğru kararları vermeniz dileğiyle…

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"

BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILARIN YASAL HAK VE SORUMLULUKLARI YAZARLARA AİTTİR.