* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği Yönetim Kurulu'ndan 1MK'ya Özel


Çocuğa yönelik cinsel istismar olaylarına ilişkin görüşlerimiz

Çocuğun cinsel istismarına ilişkin olarak medyada giderek artan sayıda haber yer almaktadır. Bu durum haklı olarak birçok kimsede ülkemizde çocukların daha fazla istismar edildiğini düşündürmektedir. Bu olayların bazılarında istismarı uygulayanların da çocuk olması, çocuklarda şiddet ve suç davranışlarının da arttığı kaygısını yaratmakta, ‘Toplumumuza ve onun geleceği olan çocuklarımıza neler oluyor?’ sorusunu sordurmaktadır.

Çocuğun cinsel istismarı ülkemizde giderek artıyor mu?
Cinsel istismar, cinsel gelişimini tamamlamamış olan bireyin (çocuğun / ergenin) bir erişkin tarafından cinsel gereksinimlerini karşılamak için kullanılması olarak tanımlanmaktadır. Bu eylem, çocuk ya da ergenle kan bağı olan ya da ona bakmakla yükümlü bir kimse tarafından yapılmışsa ensest olarak adlandırılmaktadır. Cinsel istismar zorla, tehdit yoluyla ya da kandırarak gerçekleştirilebilir.

Cinsel istismarın ülkemizdeki sıklığını belirleyen epidemiyolojik çalışmalar bulunmamakla birlikte, lise ve üniversite öğrencileri gibi görece küçük klinik ve toplum örneklemlerinde yapılan çalışmalar, istismar sıklığının % 10-30 olduğunu göstermektedir. Bu rakamları bir buzdağının suyun üzerinde kalan bölümüne benzetmek tüm dünyada artık gelenekselleşmiştir ve ülkemizde saptanabilen oranlar için de geçerlidir. Dolayısı ile kanımızca, cinsel istismar haberlerinin sayısındaki artış istismarın değil, bildirilen olgu sayısının arttığını göstermektedir.

Fail çocuksa ne olacak?
Bazı olgularda, istismarın faillerinin de 18 yaşından küçük olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 1. Maddesine göre, ulusal yasalarca daha genç yaşta reşit sayılma hariç 18 yaşının altındaki birey çocuktur.

Çocuk bedensel, zihinsel ve ruhsal olarak gelişmekte olan bir varlıktır. Zekâ ve düşünce gelişimi zihinsel gelişim kapsamında olup karmaşık yüksek düzey işlevlerdir. Bu nedenle gelişimleri en azından ergenlik dönemi boyunca sürmektedir. Yargılama yani doğruyu yanlıştan ayırt etme becerisi düşünce gelişiminin en önemli boyutlarından birisidir.

Sonuç olarak çocukta en iyi koşullarda bile yargılama becerisinin gelişimi henüz tamamlanmamıştır. Kaldı ki gerek istismarın gerekse de ruhsal bozuklukların risk etmenlerine maruz kalmış çocuklarda yargılama ve dürtü denetiminin daha da yetersiz olacağı açıktır. Çocuk eğitim düzeyinin düşük olduğu bir aileden geliyorsa, cinsel eğitim almamışsa, zekâ düzeyi düşükse, dürtü denetimini bozan bir ruhsal-gelişimsel bozukluğu varsa, kendisi de istismara maruz kalmışsa, okul dışı zamanını sağlıklı denetimli ortamlarda geçirecek (spor vd.) olanaklardan yoksunsa ve içinde yaşadığı toplumda suç davranışı olağanlaşmış ise, suç davranışına yönelmesi olasılığı artmaktadır.

Medyanın sorumluluğu
Çocuk istismarı olaylarının bugünkü ortamda haber değeri taşıdığı açıktır. Gizliliğin istismarı beslediği, sürmesine ve artmasına yol açtığı da bilinen bir gerçektir. Özellikle cinsel istismarda failler eylemin gizli kalması için çocukları tehditle baskı altına almaktadırlar. İstismarın sürmesi çocukta yaşam boyu sürebilecek ruhsal bozukluklara, gebeliğe, bedensel hastalık ve sakatlıklara, hatta ölüme yola açabilir ve mutlaka durdurulmalıdır. Bu nedenle istismarın toplumda tartışılan, varlığı kabul edilen ve mücadele edilen bir olgu durumuna gelmesi baş etme yolundaki ilk adımdır. Konunun uzmanlarının halkı ve meslek gruplarını eğitme çabalarının en önemli nedenlerinden birisi de budur. Ancak istismar davranışının açığa çıkmasıyla çocuk için çok zor bir sürecin başladığı da unutulmamalıdır.

Çocuklar bu süreçte öncelikle kendi aileleri sevdikleri tarafından yalan söyleme ya da istismarı davet etmekle suçlanabilmektedirler. Olay duyulduğunda akraba, arkadaş, okul ve mahalle çevrelerinde damgalanmaktadırlar. Yasal süreçte olayı doktorlara, emniyet görevlilerine, savcıya, hâkime, adli tıp komisyonuna yeniden ve yeniden anlatmak zorunda kalmaktadırlar. Onlarla konuyu görüşen kişilerin bir kısmı çocuklarla görüşmenin incelikleri konusunda eğitim almamış olduğundan görüşmelerde çeşitli biçimlerde duygusal olarak da örselenmektedirler. Birçoğu ifadesini geri çekmeye zorlanmakta, baskı ve tehdit altında kalmaktadırlar. Koruma altına alınan çocuklar aileleri ve evlerinden koparılmakta, kurumda yaşamaya uyum sağlamak zorunda kalmaktadırlar. Aileleri de aynı damgalanmaya maruz kalmakta ve sıklıkla yaşadıkları yeri terk etmektedirler.



Bu noktada istismarın çocuk, ailesi ve yardım etmeye çalışan uzmanlar ve görevliler için bir çıkmaz olduğunu görüyoruz. Medyanın konuya ilişkin attığı adımlarda bu gerçekleri göz önünde bulundurması gerekir. Olayın duyurulması sırasında çocuğun mağduriyetini artıran adımlar atılmamalı, çocuğun kimliğinin gizli kalmasına azami önem verilmelidir. İstismarı belgeleyen yazı ve fotoğrafların gerek mağdurları gerekse de başta çocuklar olmak üzere toplumun genelini olumsuz etkileyecek biçimde sunulmasına izin verilmemelidir. Medya konuya olabildiğince ciddi ve kararlı ama aynı zamanda da ölçülü yaklaşmalı, haberin verilme biçiminde kaliteden ödün vermemelidir. Aksi durumda haber ciddiyetini yitirdiğinden toplumda zaten var olan duyarsızlığa katkıda bulunulmaktadır.


İstismar konusunun istismarına dikkat!

Toplumda güçlü duygularla karşılanan istismar olaylarından çıkarılacak sonuçlara dikkat etmeli ve konunun yanlış yönlendirilmesine izin verilmemelidir. İstismara ilişkin haberler toplumun çocuk istismarına ilişkin bilgilendirilmesi, çocuk ve erişkin toplumun (aileler, eğitim kurumları personeli, emniyet görevlileri, ilgili bakanlıkların uzmanları ve yasa koyucuların) eğitilmesi, istismarın sağlıklı yollarla önlenmesi sonuçlarını doğurmalıdır. Bu çok önemli toplum sağlığı konusu, çocukların daha ciddi istismarı ve ihmaline yol açacak sonuçlara yol açacak biçimde kullanılmamalıdır. Örneğin, son dönemde YİBO öğrencileriyle ilgili olarak yapılan haberler kolaylıkla ailelerin çocuklarını, özellikle de kız çocuklarını okullardan çekme eğilimini yaratabilir. Oysa ki YİBO’lar, birçok bölgede yoksul ailelerden gelen çocukların çağdaş örgün eğitim alabilmeleri için tek olanaktır. Benzer biçimde karma eğitimin cinsel istismara risk yaratıp yaratmadığı gibi sorular dahi gündeme getirilmiştir ki, bu tartışmalar konunun son derece kötüye kullanılabileceğini göstermektedir. İstismardan kurumların değil sistemin ve bireylerin sorumlu tutulması gerektiği akıldan çıkarılmamalıdır.

Çabamız her krizin bir fırsat olduğunu anımsayarak hepimizi derinden yaralayan çocuk istismarı olaylarının azaltılması; konuya ilişkin haberlerin daha bilgili, çağdaş ve etkin bir toplum yaratma yolunda kullanılması yönünde olmalıdır.

Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği Yönetim Kurulu

Bizi de Okusana ;) × +