Babam, en iyi arkadaşım



Bu yazıyı okuyanlardan önce ana babalara, sonra da evlatlara bir sözüm var. Ana baba iseniz eğer ve çocuklarınız bunu söyleyebiliyorsa ne mutlu size. Çünkü severek yetiştirdiğiniz, sakınarak büyüttüğünüz, uykusuz gecelerde ona bir şey olur diye aklınızın çıktığı evlatlarınızın büyümesinden sonra olası kuşak çatışmalarını aşacak mutluluk reçetesini bulmuşsunuz demektir. Bu reçete aynı zamanda sizi çocuklarınızla birlikte genç dinamik bir aile reisi yapmıştır çoktan.

Eğer bir evlat iseniz ve Ana babanız hakkında böyle diyebiliyorsanız siz de şanslı, bahtiyar gençlerden birisiniz demek ki. Yaşınız kaç olursa olsun ana babanızla olan iletişiminizin güzel olduğunun da işaretidir bu.

Her anne baba neslinin devamı olarak çocuklarını görür. Hayatta başarılarının devamı, başarısızlıklarını da aşmak, kendi hatalarının rövanşını almak için çocuklarına tutunur. Öyle sıkı tutunur ki bazen, onun ayrı bir birey, ayrı düşünebilecek ve ayrı şeylerden hoşlanabilecek bir canlı olduğunu unutuverir. Onun kendi isteği doğrultusunda hareket etmesini, istediği okullara gitmesini, istediği işi yapmasını bekler. Onun kaderini kendi çizmek ister adeta.

Hiçbir ana baba bunu yaparken de evladından bir şey sakınıyor değildir. Onu sevmiyor değildir. Kendi sigara içen bir çok babanın çocuklarına sigara içirmediğini bilirsiniz. Her aile ben yandım sen yanma misali hayatta çocuklarının başına gelebilecek tehlikelerden onları uzak tutmak isterken ölçüyü kaçırır ve çocuklar isyan eder.

İsyan eden çocuk gerek gençliğin verdiği isyancı ruh, gerek o yaşlarda kendini beğenme ile beğenmeme arasındaki gel gitler yüzünden ailesi ile sorunlar yaşar. Bu sorunlar en çok ergenlik döneminde görülür. Ergenlik dönemi çocukların hayatında en büyük sıçrama tahtalarından biridir. İyi ve kötü alışkanlıklara o dönemde sahip olur. O dönemde özentilerini gerçekleştirmeye çalışır. Arkadaşlarından beğendiklerini taklit eder, onlardan daha iyi veya daha kötü birisi olmak için çaba sarf eder. Erkek çocukları ailesi ve özellikle babası ile çatışırken, kız çocukları evde annesi ile sorunlar yaşar.

Aileler hayatın bu aşamasında çocukları ile diyalog kuramaz, onların içe kapanık veya saldırgan olmalarına daha sert tepkiler verirlerse çocuklar sorunlu birer fert olarak yetişir. Okulda da problemler başlar. Öğretmenleri ile çatışır. Son dönemde büyük şehirlerde görülen okul çetelerine karışması, sigaraya başlaması ve daha zararlı alışkanlıklar edinmesi bu dönemde zirveye ulaşır.

Benim tüm velilere tavsiyem çocukları ile arkadaş olmayı, dost olmayı becerebilmeleri, onları bu dönemlerinde yalnız bırakmamalarıdır. Gerekirse aileler bu konuda eğitilmelidir. Çocukların küçük hataları, kendi istediğini yapma çabaları, isyanları hoş görülmeye çalışılmalı ama olabildiğince onlarla konuşulmalı, nasihat verirken bir öğretmen edası ile değil, kendi yaşadığınız gençlik dönemlerini aklınıza getirerek bir arkadaş gibi onlara yaklaşmalısınız.

Bu dönemde çocuklarınızla beğenileriniz çelişecek hazır olun. Dinlediği müzikler, ilgilendiği insanlar, siyasal görüşleri, hayata bakışları sizden farklılaşacak bunu kabul edin. En iyi metot örneklemektir. Çocuğunuzun yapmasını istediklerinizi yaparak, yapmasını istemediklerinizi de yapmayarak işe başlayın.

Öfkenizi kontrol edin, onlara kolayca kızmayın, sahipsiz bırakmayın, ezmeyin, hayatın sıkıntılarını bahane gösterip üzmeyin. Çocuklarınızın kahve köşelerinde sigara dumanı altında okulu asarak serserice davranışlar sergilemelerini istemiyorsanız sizde duman altı kahve köşelerinden, kumar masalarından uzak durun. Sigara, içkiden zararlı alışkanlıklardan uzak durun.

Evi asıp ömrünüz çoğunu işte, işten artan zamanınızı da kahve köşelerinde tüketmeyin. Çok baskı altında kalmış çocuklar pısırık, aileleri tarafından ilgilenilmeyen çocuklar potansiyel bir serseri olur. Bu dengeyi korumaya çalışın.

Ölüp toprağın altına girmeden çocuklarını yetim ve öksüz gibi sahipsiz bırakmayın. Ve yaşları kaç olursa olsun onları ne kadar sevdiğinizi uygun bir dil ile gösterin.

Sözüm daha çok babalara gibi oldu ama annelerde bu yazıdan istedikleri payı çıkarabilirler. Nasıl toplumumuzda erkeklerin bitiremediği bir sigara, kahve köşesi problemi varsa, kadınlarımızın da bitiremediği gelin-kaynana problemi var. Bu problemin temelinde de aile içinde kızların anneleri ile didişerek geçirdikleri bir ergenliğin de katkısı var diye düşünüyorum.




Bu yazıyı okuyanlardan önce ana babalara, sonra da evlatlara bir sözüm var. Ana baba iseniz eğer ve çocuklarınız bunu söyleyebiliyorsa ne mutlu size. Çünkü severek yetiştirdiğiniz, sakınarak büyüttüğünüz, uykusuz gecelerde ona bir şey olur diye aklınızın çıktığı evlatlarınızın büyümesinden sonra olası kuşak çatışmalarını aşacak mutluluk reçetesini bulmuşsunuz demektir. Bu reçete aynı zamanda sizi çocuklarınızla birlikte genç dinamik bir aile reisi yapmıştır çoktan.

Eğer bir evlat iseniz ve Ana babanız hakkında böyle diyebiliyorsanız siz de şanslı, bahtiyar gençlerden birisiniz demek ki. Yaşınız kaç olursa olsun ana babanızla olan iletişiminizin güzel olduğunun da işaretidir bu.

Her anne baba neslinin devamı olarak çocuklarını görür. Hayatta başarılarının devamı, başarısızlıklarını da aşmak, kendi hatalarının rövanşını almak için çocuklarına tutunur. Öyle sıkı tutunur ki bazen, onun ayrı bir birey, ayrı düşünebilecek ve ayrı şeylerden hoşlanabilecek bir canlı olduğunu unutuverir. Onun kendi isteği doğrultusunda hareket etmesini, istediği okullara gitmesini, istediği işi yapmasını bekler. Onun kaderini kendi çizmek ister adeta.

Hiçbir ana baba bunu yaparken de evladından bir şey sakınıyor değildir. Onu sevmiyor değildir. Kendi sigara içen bir çok babanın çocuklarına sigara içirmediğini bilirsiniz. Her aile ben yandım sen yanma misali hayatta çocuklarının başına gelebilecek tehlikelerden onları uzak tutmak isterken ölçüyü kaçırır ve çocuklar isyan eder.

İsyan eden çocuk gerek gençliğin verdiği isyancı ruh, gerek o yaşlarda kendini beğenme ile beğenmeme arasındaki gel gitler yüzünden ailesi ile sorunlar yaşar. Bu sorunlar en çok ergenlik döneminde görülür. Ergenlik dönemi çocukların hayatında en büyük sıçrama tahtalarından biridir. İyi ve kötü alışkanlıklara o dönemde sahip olur. O dönemde özentilerini gerçekleştirmeye çalışır. Arkadaşlarından beğendiklerini taklit eder, onlardan daha iyi veya daha kötü birisi olmak için çaba sarf eder. Erkek çocukları ailesi ve özellikle babası ile çatışırken, kız çocukları evde annesi ile sorunlar yaşar.

Aileler hayatın bu aşamasında çocukları ile diyalog kuramaz, onların içe kapanık veya saldırgan olmalarına daha sert tepkiler verirlerse çocuklar sorunlu birer fert olarak yetişir. Okulda da problemler başlar. Öğretmenleri ile çatışır. Son dönemde büyük şehirlerde görülen okul çetelerine karışması, sigaraya başlaması ve daha zararlı alışkanlıklar edinmesi bu dönemde zirveye ulaşır.

Benim tüm velilere tavsiyem çocukları ile arkadaş olmayı, dost olmayı becerebilmeleri, onları bu dönemlerinde yalnız bırakmamalarıdır. Gerekirse aileler bu konuda eğitilmelidir. Çocukların küçük hataları, kendi istediğini yapma çabaları, isyanları hoş görülmeye çalışılmalı ama olabildiğince onlarla konuşulmalı, nasihat verirken bir öğretmen edası ile değil, kendi yaşadığınız gençlik dönemlerini aklınıza getirerek bir arkadaş gibi onlara yaklaşmalısınız.

Bu dönemde çocuklarınızla beğenileriniz çelişecek hazır olun. Dinlediği müzikler, ilgilendiği insanlar, siyasal görüşleri, hayata bakışları sizden farklılaşacak bunu kabul edin. En iyi metot örneklemektir. Çocuğunuzun yapmasını istediklerinizi yaparak, yapmasını istemediklerinizi de yapmayarak işe başlayın.

Öfkenizi kontrol edin, onlara kolayca kızmayın, sahipsiz bırakmayın, ezmeyin, hayatın sıkıntılarını bahane gösterip üzmeyin. Çocuklarınızın kahve köşelerinde sigara dumanı altında okulu asarak serserice davranışlar sergilemelerini istemiyorsanız sizde duman altı kahve köşelerinden, kumar masalarından uzak durun. Sigara, içkiden zararlı alışkanlıklardan uzak durun.

Evi asıp ömrünüz çoğunu işte, işten artan zamanınızı da kahve köşelerinde tüketmeyin. Çok baskı altında kalmış çocuklar pısırık, aileleri tarafından ilgilenilmeyen çocuklar potansiyel bir serseri olur. Bu dengeyi korumaya çalışın.

Ölüp toprağın altına girmeden çocuklarını yetim ve öksüz gibi sahipsiz bırakmayın. Ve yaşları kaç olursa olsun onları ne kadar sevdiğinizi uygun bir dil ile gösterin.

Sözüm daha çok babalara gibi oldu ama annelerde bu yazıdan istedikleri payı çıkarabilirler. Nasıl toplumumuzda erkeklerin bitiremediği bir sigara, kahve köşesi problemi varsa, kadınlarımızın da bitiremediği gelin-kaynana problemi var. Bu problemin temelinde de aile içinde kızların anneleri ile didişerek geçirdikleri bir ergenliğin de katkısı var diye düşünüyorum.


BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"