18 Ağustos 2012 sabah 6:00’da
kalkıp Pinsaqui çiftliği bahçesinde yürüyüş yapıp tavus kuşlarını, güzel atları,
temiz hava işareti likenler sarkan ağaçları fotoğraflayan “abla” grubu kahvaltıdan
sonra, bağımsızlık savaşı sırasında Pinsaqui güçlerinin Ekvador güçlerine
katılması belgelerini, tarafların resimlerini görüp Simon Bolivar’ın 1 No.lu, geniş
bir oturma bölümü de bulunan -tuvalet
masası ile zarif desenli seramik lavabosu pek güzel- odasını ziyaret eder.
Günün ilk
durağı Cotacachi Krater Gölü: Deri
ürünleriyle tanınan, aynı adlı, henüz uyanmamış kasabanın bakımlı meydanı
kıyısında, bir deri işçisi, iki çalgıcı ve ayağı toplu bir sporcudan oluşan
modern bir heykel grubu var.
Ulusal
Park içinde çevreye uygun, alçakgönüllü ahşap binalarla inşaat sürmekte. Dingin
gölü çevreleyen patikada yapılan yürüyüş muhteşem manzaraya hâkim taraçada
sonlanırken Cristian anlatır: “Ekvador’daki
24 eyaletten, bol göllü Imbabura’dayız,
Cotacachi Krater Gölü’nde iki ada var. Eskiden adalarda çok sayıda vahşi Guinea
Pig yaşarmış, ismi buradan geliyor, sonra hapishane olarak kullanılmış. İnka
geleneğinde hapis yok. Karılarını aldatanları, yalan söyleyen, soygun yapanları
adaya koyup izole etmişler. Volkanik olduğu için gölde hayat yok, çevrede beyaz
ve siyah ayılar yaşıyor.”
Kıpırtısız
mavi ile yeşilin derin tonlarındaki gölü fon alan fotoğraf faslı biter, grup çember
çizerek arabaya ulaşır, yola koyulur. Cristian
“Otavalo
eskiden yerlilerin yaşadığı bir yerken şimdi halkı Mestizo” diye anlatır, “Otavalolular hem çok iyi müzisyendir, hem
de ahşap, seramik, taş, tekstil, triko el işi ürünlerde çok başarılıdırlar…”
Kasaba
girişinde grubun dikkati, evinin bahçesinde kestiği domuzu bahçe kapısına asmış,
derisini yüzen aileye yönelince şoför Vincent, fotoğraf için yavaşlar. “…kızarmış muz, patates yanında kızarmış
domuz eti sokakta satılan, severek yenilen bir yiyecektir” diyen Cristian,
Otavalo Pazarı’na yaklaşırlarken devam eder: “Erkekler beyaz pantolon, beyaz gömlek altına alpargatas (Quechua) denen
sandaletler giyerler, bekâr kadınlar küçük, evli kadınlar iri boncuklu
-yaşlılar gerçek- altın kolyeler takarlar. Pazarlık edebilirsiniz, %30 indirim
yaparlar.”
Arabadan
inilirken buluşma saati ve yeri konusunda talimat alan grup bir anda, -bir önceki yıl gittikleri Peru’da ayak
bastıkları ilk pazar(Pisac)da çarpılmış “abla” küçük grubu gibi- her şey
yanı sıra, çoluk çocuk daracık sıralarda iştahla karın doyurulan yiyecek bölümü
de olan çok zengin, renkli pazara dağılır, gözden kaybolur. Hızlarını
Peru-Bolivya’da almış “abla” grubunun Giritli kökenleri dolayısıyla yönelip
inceledikleri ot tezgâhı dışında, daha ufak çaplı alışveriş ettiği sınırlı zaman
çabuk tükenir; pazar dönüşü buluştukları araba, boyunları sıra sıra minik altın
boncuk kolyeli Cecilia ve kız kardeşi –Quechua
çiçek anlamında- Sisa ile yola koyulur. Uzun yolculuklar yapan
Otavaloluların, yaşamlarını, geleneklerini anlattıkları şarkılardan bir kaçını
seslendiren kardeşler, kasabanın çıkışına yakın vedalaşıp inmeden, önce,
ailelerinin karşı çıkması yüzünden 1 dakika içinde görüşüp evlerine dönmek
zorunda olan âşıkların öyküsünü, sonra bir meyve üzerine olanını söylerler.
“Abla”
grubunun Peru, Titicaca Gölü’nde yaşayan Uros Ada halkından bildiği tortora denen sazdan, yatak altına
hasır örüp çatılara bereket için konan hayvancıklar yapan yol üstü
dokumacısında fotoğraf için duraklayan Vincent yola koyulduğunda Cristian
anlatır: “Yöre köylüleri, her Haziran’da
valinin katıldığı hasat şenliklerinde çok iddialılar, kutlama yemeği için
gereken tavuk, Guinea Pig, taze tüketilen tipik And içkisi chica için mısır
sağlarlar… Yerel doktor şaman, ilaç için bitkilerden yararlanır. Teşhiste
Guinea Pig’in özellikle siyah olanını hasta bedene sürter, yarım saat içinde
hayvan ölürse hastalığın hayvana geçtiği düşünülür; şaman, ölü hayvanın iç
organlarına bakarak hastalığın ne olduğunu söyler. Bir diğer teşhis yöntemi de,
genç çiçekleri derin derin koklandığında vizyon gördüren Ayahuasca’dır.”
Araba öğle
yemeği için Molino San Juan’a girer:
Değirmenin çok kalın kütükler, çarklar, kayışlardan oluşan mekanizması
dekorasyon amacıyla aynen korunmuş. Koskoca bir körüğün ortada sehpa işlevi
gördüğü salon, tablolar, sanatsal objeler, post ve kilimlerle süslü.
Ev sahibesi
hanımın konuşması: “Evime hoş geldiniz,
iyi geziler diliyorum. Ülkemiz küçük ama birçok güzel şey barındırıyor.
Büyükbabadan kalan bu tarihi bina ev değil, eski bir su değirmeni, Ekvador’da
önemli; hidrolik mekanizmayı, duvarda, alt kattaki tribünleri döndüren basınçlı
suyun izlerini görüyorsunuz. 1864’te toprak reformu sonrası su paylaşılınca
değirmeni çalıştıracak debi sağlanamadı. Büyükbabanın çok değerli bir yüzüğü
varmış, bu değirmenin makinelerini Fransa’dan, onu satarak almış. Ve Guayaquil’den
buraya eşeklerle, uzun zamanda çok zahmetle getirebilmiş.”
Yemek
salonu duvarları cam, seramik eski yemek takımları ile süslü, bir pencere
üzerinde porselen çay takımı çakılı, aralarda ise azizlerin yağlıboya
tabloları. Ev sahibesi hanım, sıcak havlu servisine bir jest daha ekler,
duvarları eski kapkacakla süslü mutfağı meraklı turistlere açar. Tropik meyve
suyu seçeneklerine bu defa blackberry eklenmiş.
Eski süt
güğümlerinin çöp kutusu, lavaboların saksı olarak değerlendirildiği değirmen
restaurant’tan memnun ayrılan grup, Ekvador’un önemli ihraç ürünlerinden, bir
gül çiftliğine doğru yola çıkar.
Üzerinde
kazların salındığı ağaçlı gölcük kıyısındaki Rosen Pavillion firmasının 45 hektarlık alana yerleşmiş serasında,
her yatakta 350, toplam 10.000 adet fidan var. Firma çalışanı, örnekle nasıl
fidan ıslah edildiğini anlatırken kıvırcık esmer asabî köpeği koşuşturur. “Her yatağa damlama yoluyla günde 5 lt su
verilir, dibindeki saman fazla suyu dengeler. Fidanlar ortalama 17 yıl
dayanıyor. Sevgililer, Anneler Günlerinde satış daha fazla; Avrupa, Amerika,
Avustralya ve Rusya’ya ihracat yapılıyor. Gül gonca iken kesilir, 3 derece
soğukluktaki odada suya konur neredeyse dondurulur, aynı sabit ısıda ihracat
yapılır, ısı bir derece bile artsa gül açar, iade edilir.”
Grup soğuk
odaya girer; yola çıkmayı bekleyen 12’şerli gül paketlerini, Amerika, Avrupa ve
Rusya size’ının belirlendiği, seçilip besin eklenerek ambalajlandıkları
masaları görür. Bir kısmı simli rengârenk güller, başka bitki köklerinden elde
edilen toz boyalarla renklendirilmekte.
Ellerinde
hediye güllerle grup, “abla”nın bayıldığı ışıklı bulut resimleri arasında yol
alırken, bir de gökkuşağı! 5 yıl turizm rehberlik okumak üzere Quito’ya giderken,
Cristian’ın geride bıraktığı köyünün yakınından geçilir. “Pichincha Eyaleti’nde Amazon’a giden yol üzerindeyiz. Yol genişletme
çabaları yüzünden trafik sıkışık. Yollar genişledikçe 100 km hız sınırı aşıldığından
kazalar arttı. Hapis ve para cezası ile önlenmeye çalışılıyor… 4000 metreye
doğru yükseliyoruz. Yüksek doğal alanlar (Paramos)
aynı zamanda su kaynağı…”
Rehberin
üşenmeyip inerek yol kıyısından aldığı, gövdesini kat kat kaplayan,
böceklendiğinde kâğıt inceliğindeki katmanı attığı için iç rahatlığıyla ev
yapımında kullanılan endemik Paper Tree elden ele geçirilerek incelenir.
“Burası aynı zamanda akbabaların yaşadığı
bölge, iki yılda bir yumurtladıkları için sayıları giderek azalmakta. Andların
tipik otu, sert olduğu için hayvanların yemediği, su geçirmez Paha, -Quechua
Colchasa denen- yuvarlak, 15 kişinin bir arada yaşadığı yerli evlerinde
kullanılıyor, evi sıcak tutuyor. Çiftçilik için iş gücüne ihtiyaç var.” Katılımcıların “Peki cinsellik?” sorusu üzerine
Cristian’ın yanıtı, “Cinsellik ev
dışında…”
Sürücülerin
Koruyucu Meryemi’ne adanmış minyatür kilisecik geçilir; “4000 m .den
inişe geçtik ama” der Cristian, “konaklayacağımız
yer, bir gece öncekinden yüksek olacak, yavaş hareket etmenizi öneririz.”
Termas Papallacta’ya
yaklaşırken girilen, alabildiğine bozuk yolda, yağış atında araba bir sağa bir
sola yatarken Cristian hızlandırılmış İspanyolca dersi vererek grubu oyalar.
Akşam
yemeğinden sonra gecenin karanlığında, grubun neredeyse tamamı, 5-6 derece
soğuğa aldırmaz, pürneşe, hemen odalar önünden birkaç basamakla inilen, beden
sıcaklığının biraz üzerindeki ısıdaki termal havuzlara girerler.
Pinsaqui
Hacienda:
Otavalo
görselleri:
Molino San
Juan:
0 Yorumlar