
Şşşşştttt… Sana bakıyorlar…
Ve mümkün müdür bir insanın bir diğerine bakarken, zihninden o kişiyle ilgili bir şeyler geçmemesi?.. Yok yok… Değildir! Hele bir de biraz tanıyor, azıcık biliyorsa o kişiyi, bir şeyler parlayıverir içerisinde bir yerlerde…
Ve mümkün müdür bir insanın bir diğerine bakarken, zihninden o kişiyle ilgili bir şeyler geçmemesi?.. Yok yok… Değildir! Hele bir de biraz tanıyor, azıcık biliyorsa o kişiyi, bir şeyler parlayıverir içerisinde bir yerlerde…
İyi ama nedir onlar?.. Ne doğar bir insan bir başkasına bakarken zihninde. Ve o yeni doğanlar ne kadar hayırlıdır?.. Ve kim sebep olur, tabiri caiz ise kim ebesi olur bu yeni doğanların?.. O yeni doğanların özelliklerini, eğrisini-doğrusunu, iyisini-kötüsünü kim belirler?.. Ve kim koyar onların ismini?.. Küfür-iltifat, dua-beddua, samimiyet-sahtelik ve nihayetinde sevgi-nefret gibi isimleri seçmesinde kim yardımcı olur bu isim koyana?.. Velhasıl birisi bakarken bir diğerine, içinde kopan kıyametlerin, ona atfettiği değerlerin, ondan bekledikleri ve beklemediklerinin sebepleri kimden hâsıl olur? Onun ne yapacağını ve yapamayacağını ve de neyi yapmayacağını nereden bilir bakan?.. Nereden gelir bu kısmi kahinliğin kuvveti?..
Şşşşştttt… Sana bakıyorlar. Ve sana bakarken sen ne istersen onu görüyorlar, farkında değil misin? Sen iyi bir insan olmak isteyince, iyi görüyor onlar da seni. Sen adaleti isteyince, adalet istiyorlar senin için. Sen ezilenlerin hakkını savunursan samimiyetini görüyorlar. Yok, sen ezenlerin haksızlığından yana isen “o yan”da bırakıyorlar seni ve geçmiyorlar o yana.
Şşşşştttt… Sana bakıyorlar… Ve sen, sende ne görünmesini istiyorsan onu görüyorlar…
Evet evet… Komik gelmesin sana: Sen bir “ebe”sin. Yukarıda merak ettiğin ebe sensin. Sen doğurtuyorsun sana bakanların zihnindeki fikirleri. Sen dünyaya getiriyorsun. Dünyaya getiriyor ve adlarını koyuyorsun bir bir… Senin samimiyetine bakıp takdir edenlerin zihnindekileri doğurup kulağına fısıldıyorsun adını: “İltifat” diye. Ama sen samimiyetten uzak gafil bir amaca hizmet ederken; bu arada da “farkında olarak” acıtırken birilerini, yine aynı kişilerin zihinlerinde senin için hazır ettiklerini doğurmak ve adını “küfür” koymak zorunda kalıyorsun. Sen dua ettikçe mazlumlara, dualarla yaşıyor, "dua"larla anılıyorsun. Ama eğer “bed” yaşadıysan sen, seninle giden olsun, peşinden gelen olsun, “bed” oluyor duan da. Sen iyiyi kovalarken ve bu süreçte çelişmezken kendinle, yeni bir şey doğuyor o zihinlerde; “samimiyet” koyuyorsun adını. Ve yine sen çeliştikçe kendinle ve “çıkar” olunca asıl amacın –ne kadar itici olsa da, sen koydun yine- “sahte” oluyor yeni doğanın ismi. Ve sen bu 2 gruptan hangisine dahil olanları doğurtursan o grubun geneline de bir isim koyuyorsun ki işte o isim anlatıyor aslında her şeyi: “Sevgi” mi, “nefret” mi?..
Şşşşştttt… Sana bakıyorlar. Unutma bu kısmi kâhinlik erkini sen dağıtıyorsun çevrene. Sen istiyor, yapıyorsun. Ve doğurtup isim koyuyorsun. Yalnızca yetişip serpiliyor insanların içlerinde bu hisler, o kadar. Onun dışında kalan tüm yetkiler senin elinde.
Ve yine unutma: Herkes kendisine ait bir “doğan”dan sorumlu oluyor. Ve onu seviyor. Ya da kan kusturuyor sahibine bu doğan. Şimdi… Dikkat et sana bakıyorlar: Nasıl yaşamak, nasıl hatırlanmak, nasıl anılmak, ne ile nitelenmek istiyorsan onu doğurt. Neyi büyütmek istiyorsan onu doğurt. Ve sana ait doğanı sevmek mi istiyorsun yoksa kan mı kustursun sana o?.. İyi düşün ve ona göre doğurt…
0 Yorumlar