"
Emir, demiri keser. " derler büyüklerimiz.. Bu söz hakikattir..
Bugün, emir, Demir'i kesti ve ben profesyonel mesleğim olan ayakçılık işini yapmak için Haydarpaşa'ya gittim.. Benim eski işyerimde, geçici görevle, yeni bir arkadaşın nakil olduğunu öğrendim.. Geçirdiği kaza sonrası, bir gözünü kaybeden bu arkadaşımız, gözüne tekrar kavuşmak için Şehr-i İstanbul'un yollarına düşmüş.. Tedavi süreci çok uzun olacağından, devlet baba, babalığını göstererek, bu arkadaşımızı uzun tedavi sürecinde işsiz bırakmamış ve istifa etmesi yerine geçici bir nakil emri çıkartmış..
Arkadaşımızla tanışıp da kısa süre zarfında hayat hikâyesini dinleyince,
keşke Kadıköy'e gitmeseydim diye düşündüm önce.. İçim burkuldu, üzüldüm, insanlara olan güvensizliğim arttı.. Ama sonra Türk Filmi tadında olan bu hikâyeyi yaşayan insanı tanımak ve kısa süre zarfında da olsa duygularını anlamak, bugünün, benim için paha biçilmez bir gün olmasını sağladı..
Arkadaşımız otuzüç yaşında.. Bir iş sırasında, gözüne asit dökülüyor ve asit dökülen gözünü kaybediyor.. "
Gözünü kurtarabiliriz" diyen doktorlar, gözüyle o kadar oynuyorlar ki, göz daha fazla kapanıyor.. Sonunda birkaç günlüğüne İstanbul'a geliyor.. Buradaki doktorlarla görüşüyor.. Burada görüştüğü doktorlar da gözündeki görme yetisinin hepsini olmasa da bir kısmını yeniden kazandırabileceklerini söyleyince, gerekli yazışmalardan sonra soluğu bu güzel şehrimizde alıyor..
Bu ağabeyimiz, kaza sonrası başından geçenleri anlattıktan sonra birbirimizi tanımak için özel sorular sormaya başladık..
Nerelisin, yaş kaç, evli misin, çoluk-çocuk var mı ve buna benzer sorularla birbirimiz hakkında bilgi alışverişinde bulunduk.. Otuzüç yaşında neden hâlâ evlenmemiş olduğunu sordum;
kazadan önce nişanlı olduğunu, kaza sonrası nişanı atmak zorunda kaldığını söyledi.. Anlatırken acı çektiği her halinden belli olduğu gibi, ses tonu, karşısındaki insana da acı çektiriyordu.. Çok detaya inmedi ama nişanlası olan kadın, kaza sonrası, gözünü kaybeden ağabeyimize karşı tavır almaya, olur olmaz şeylerde gerginlik çıkarmaya, evlilik işini yokuşa sürmeye başlamış.. Gözü ve göz çevresi asit ile yanan, bu haliyle kötü bir görüntü arzeden ağabeyimiz, durumu anlamış ve kadına ayrılmalarının doğru olacağını söyleyerek, nişanı atmak zorunda kalmış..
Arkadaşımız, kadına haksızlık yapmak, o yokken onu asıp-kesmek istemiyordu.. "B
unda da bir hayır vardır, demek ki kişiliğimizi beğenmedi" diyerek kötü söz söylemeden anlatıyordu ama biz dinleyenler, neyin neden olduğunu çok iyi anlıyorduk..
Bu nasıl bir iştir arkadaşlar ya..? Bu nasıl bir dünya, bu nasıl bir düşüncedir..? Biliyor musunuz, bu adam gerçekten iyi bir adam.. Kısa süre konuştuk ama ben o adamın iyi bir adam olduğuna dair yemin bile edebilirim.. Kadınlar veya erkekler hep nasıl bir eş istediği sorulduğunda "
iyi ruhlu, güzel karakterli, huzur ve güven verici biri" diyorlar ya, bu adam sahiden tüm bu şartlara uyan bir adam ama görüyoruz ki hayattaki uygulama hiçbir zaman söylediğimiz gibi olmuyor..
Hayır, yemin ederim, ben tüm bu yazdıklarımı, engelli olduğum ve bunları bire bir yaşadığım için yazmadım.. "
Biz ne haldeyiz, görün, artık empati kurun" gibi salakça bir düşünce içinde de değilim.. Engelli bir birey olarak değil, sıradan ve normal bir birey olarak, ne halde olduğumuzu bir kez daha gözler önüne sermek için yazdım..
Biz ne haldeyiz arkadaşlar..? Allah âşkına, bizim bu halimiz nedir..? Maneviyattan bu kadar kopmuş, maddiyatın bu kadar esiri olmuş bir şekilde, Allah'ın huzuruna çıkıp da, bize yaptıklarımız sorulduğunda, ne diyecek, kendimizi nasıl savunacağız.. ?
Ben, o kadını suçlamıyorum.. Olaya onun gözüyle bakarsak, elbetteki ona da hak veririz.. Ama bir çevrenize bakın, hayatta neler neler oluyor, biz ne büyük bir pisliğin içindeyiz, görün, farkedin..
Korkuyorum, inanın insanlardan korkuyorum.. Ahmetten, mehmetten, ayşeden, kezbandan bireysel olarak değil, bir cins olarak insandan korkuyorum..
8 Yorumlar
Rabbim yarattığı her kuluna başka bir şekil vermiş, ah sorgulamanın bize düşmeyeceğini bir anlayabilsek..
Kendi akıl ve beden sağlığımızın da elimizden gitmeyeceğine dair bi garantimiz yok, neye güveniriz bilmem ki.
Eline sağlık çocuk. Bu satırlarla bi kez daha farkına vardım.
Sevgiler..
Ama sen yinede kimseye iyi insandır diye kefil olma bence:)))
ışık.
"Sanırım" demişsin ama o kelimenin yerine "kesinlikle" kelimesini koyman daha doğru olacak kannımca.. Çünkü başka bir hiç canlı, bizim kadar tutarsız değildir.. İradesi olan her canlının, tutarsız olması normaldir.. Ki keşke öyle olmasaydı..
Sen, istisnaların varlığı ile rayatlayanlardansın yorumundan anladığım kadarıyla.. Ben, istisnaların azlığından şikâyetçiyim..
Köpek gibi herifimdir.. 6. hissim çok kuvvetlidir.. Bugüne kadar o konuda yanılmadım.. Yüz yüze sohbet ettiğim her insan hakkında 10 dakikalık sürede o insan hakkında yargım oluşur ve hiç yanılmadım.. Gerçi bendeki his, altıncı his bile değil.. Yıldızlı altıncı his gibi bir şey:)
Madem "azınlıkta" olan biziz, kafamızda birbirimizi çeşitli gruplara ayırmak yerine birbirimize destek çıksak daha mantıklı bir eylemde bulunmuş oluruz sanırım.
İnşaallah yaptıklarımız, yazdıklarımız gibidir.. Yani seninki kesinlikle öyledir de inşaallah benimkisi de öyle olur..