
yine bir seyahat...
istanbul a dönüyorum.yol ayrımında tereddüt ettim,yanlışlıkla eski sahil yoluna girdim,fatsa ya doğru gidiyorum.yoldan biri el kaldırdı,otostop anlamında.enini,boyunu süzdükten sonra,durdum ve aldım otostopçuyu.
bu ifade şık durmadıysada...
neyse,tanıştık; ismi yanılmıyorsam halil di.ben yaşlarda babacan bir tip.sağdan-soldan sohbet etmeye başladık.
-buralımısınız? diye sordum ben.
-evet,fatsa lıyım.
-komünizmin kalesi :) he! diye takıldım kendisine.
güldü:
-öyle,öyleydi;ama şimdi daha çok hizmet verene meylediyor fatsalı. dedi.
biraz siyaset yaptık.elektriğimiz tutmuştu.kamyoncuymuş aslında,iki kamyonu varmış,zamanında da büyük bir arazisi.konu konuyu açtı...çoluk çocuk muhabbetlerine girdik.o arada sağ tarafta tepede bir çay bahçesi ya da kafeterya gösterdi;
-burası buraların en ünlü çaycısıdır,hem arkadaşım.dedi ancak ben geçmiş bulunmuştum.
neyse,ne demiştik; çoluk çocuk muhabbetine girmiştik;yaşına göre çocuklarının yaşı küçüktü,iki çocuğu varmış,benim gibi.
-geç mi evlendiniz? diye sordum.
-yok !
-çocuğumuz olmuyordu bizim! dedi.
-sana,ilginç gelecektir,ama anlatayım hikayemizi, deyip başladı anlatmaya.
-benim bir abim var.bundan on yıl kadar birden ortadan kayboldu.japonyalara,korelere gitmiş,herkesten habersiz.yani kaçmış aslında.bankalara borçlanmış,ödeyemeyince bunalıma girip,taa oralara kadar gitmiş.evliydi,yengem bunalıma girdi,bankaların tacizinden bunaldı.bizim de çocuğumuz olmuyordu.eşime dedim ki ;-ya,hanım,bizim çocuğumuz olmuyor,şu bizim araziyi satsak da yengemi rahat ettirsek,borçlarını ödesek,nasıl olsa bizim çocuğumuz olmuyor,yani bize oranın parası bizden sonrakilere lazım olmaz.-eşim de sağolsun,hiç ikilemedi,-olur- dedi.biz araziyi sattık,abimin borçlarını kapattık,yengem rahat etti,abim döndü,filan.sonraa...sonra, dokuz yıldan sonra bizim çocuğumuz oldu.sonra bir tane daha.hiç ümit yoktu,doktorlar öyle demişti oysa.ne diyeyim,kurban olduğum Allah ın işi işte.Allah yaptığımı ödüllendirmişti.
böyle muhabbet ederek,fatsa ya kadar gittik,otostopçu yolcum,tutturdu "sana yemek ısmarlayayım!" diye,anadolu insanı işte.yemek için beni razı edemedi,ama çaya ikna oldum.park ettim arabayı,fatsa nın ortasında açık havada taburelere oturduk,meydan çay ocağından çay söyledi,sohbetimiz iyiydi yani.o ara birine seslendi,seslendiği kişinin elinden tuttu,tabureye oturttu.yanımıza oturan kişi ama idi.onun da ilginç hikayesi vardı.bir akşam televizyonda maç seyretmiş ve yatmış,sabah kalktığında gözleri görmüyormuş,o ara eşi hamileymiş,çocuğu şimdi üniversitede okuyormuş ancak hiç çocuğunun yüzünü görememiş.
o akşam iki ilginç hikaye dinledim,gerçekten enteresandılar.çaylarımızı içtikten sonra,ben yola koyuldum,bir daha karşılaşmak isterdim ama kim öle,kim kala...
bu gerçek bir hikayeydi.
0 Yorumlar