
Deyim tam düşündüklerimi anlatmıyor aslında. Hani iki dost arasında kalan bir insanı ya da iki cami arasında beynamazı anlatıyor değilim. Araf’ta kalmak deyimi düşüncelerimi tanımlamaya yeter mi, onu da bilmiyorum.
Anlatmak istediğim, insanın bir yanının geçmişin hesabı ile boğuşurken, diğer yanının olmadık hayaller peşinde geleceği kurmakla meşgul olması ve tam o esnada bugünü kaçırmasıdır.
Bugün sahip olduğunuz hayatı, bu hayata ait güzellikleri elinizden kaçırmayın. Ne dün yaptıklarınız ve yapmadıklarınızın hesabı ile kendinizi yiyip bitirin, ne geleceğin düşleri ile bu günleri heba edin.
Mutlaka insan dünün muhasebesini yapar. Yarının düşünü kurar. Ancak oralara takılır kalırsanız bugünü kaçırırsınız. Ülkemizde bugünü kaçıran insanların oranı azımsanmayacak kadar çoktur. Hep bir gün şöyle böyle yapacağım diyerek geleceğin dünyasını kurar kafasında ama bakarsınız o günler gelip geçmiş, yaş kemale ermiştir.
Veya düne takılıp kalanlarımız vardır. "Ah şunu yapmasaydım bu başıma gelmezdi." "Böyle yapsaydım şöyle olmazdı" derken bugün yine elden uçup gider. İşler ertesi güne ertelenir, yığılır altından kalkılmaz hale gelir. İnsan bezgin bir ruh hali ile kendinden geçer.
Oysa biz tüm bunlarla meşgulken kırlarda çiçekler açar, "bir gün pikniğe gideceğiz" diye diye bakmışsınız koca yaz 2 kere kırlara açılmamışsınız. Göçmen kuşlar gelmiş geçmiş, "bir gün ziyaretine gideceğim" dediğiniz hasta dostlar göçmüş, daha dün kucağınızdaki evlatlar çoktan yuvadan uçmuştur.
Ne yaparsanız yapın yaşadığınız zamanın kıymetini bilin. Ne gelecek kaygısı, ne geçmişin hüznü ile bugünlerinizi heba etmeyin. Gün gelip geçmekte ömür tükenmektedir. Sevdiklerinizin, birlikte hayatı paylaştığınız ailenizin, arkadaşlarınızın kıymetini bilin. Onları özleyip arayacağınız günler geldiğinde en azından hafızalarınızda yaşanmış güzel anılarınız olsun.
Dün asla geri gelmeyecek ve yarın belki biz bu dünyada olmayacağız.
0 Yorumlar