* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

ATM (2011)



Korku/gerilim türüne ilgimden dolayı zaman zaman gafil avlanıyorum. Gösterime yeni girecek korku filmlerini (özellikle yaz aylarında sağlam filmlerin sayısı azaldıkça) seyretmek için merakla ekran başına geçiyorum. ABD yapımı ATM de bu kategori içine giren bir filmidir. David Brooks ilk kez yönetmen koltuğuna otururken, “Buried” filminin senaristi Chris Sparling hikayeyi kaleme alıyor. “Buried” deyince ister istemez heyecan artıyor. Hatta blogumun ilk filmi şansa o olmuştu! 90 dakikalık projenin baş rolleri ise genç bir kadrodan oluşuyor: Alice Eve, Josh Peck, Brian Geraghty. Film, Türkiye’de 13 Temmuz’da gösterime girecektir. Siz benim sözümü dinleyin ve filmle ilgili yorumuma göre adımınızı atın J

David bir parti çıkışı, hoşlandığı Emily’i eve bırakmak ister. David’in arkadaşı Corey ise bu ikiliyi yalnız bırakmaz ve hep beraber arabaya binerler. Yolda bir ATM’ye uğrarlar. Tam para çekecekken dışarıda yüzü belli olmayan gizemli bir adamın onlara baktığını görürler. Dışarı çıkmaya çekinirler. ATM artık onların kilitsiz hapishanesi olur!


Teknoloji çağının vazgeçilmezi ATM’nin mekan olarak seçilmesi çok ilgi çekici geliyor. Sonuçta tek mekan filmlerine alışığız ve her daim merak uyandırır. Bildiğim kadarıyla daha önce baş mekanın ATM olduğu bir proje çıkmamıştı gün yüzüne. Klişelerle dolu bir giriş sonrası "Asıl konuya geliniyor!" diyerek eller ovuşturuluyor, sahneler ardı ardına geliyor. Gerilim artıyor; senaryonun vasatlığı bir şekilde kabul ediliyor (malum korku gerilim türünde çok sağlam senaryoyla karşılaşmak mucize gibidir). Filmin tavan yapması gereken sahne ise bir türlü gelmiyor. O heyecanla bekleyiş Nil Karaibrahimgil’in “Bu mudur?” şarkısının adı gibi havada kalıyor. Giden 90 dakikanıza mı yanarsınız, yoksa heyecanla bekleyişinize mi? “Buried”den dolayı gerçekten fena sayılmayacak bir senaryo, kurgu beklerken hayal kırıklığım üst seviyelere çıkıyor. Mekan, dekor zaten sınırlı. Diyaloglar oldukça doğal, çok üstünde durulmamış gibi kaleme alındığı belli. Zekice bir söz, cümle, uyarı bulmak imkansız. Karakter detaylandırması arasam da bulamadım. Hepi topu 3 ana karakter varken hiç mi azıcık derine inilmez? O da yok. Gerilmeye yeltendiğim sahne sayısı ise bir iki taneyi geçmez; onların sebebi de gerilmeye kendimi hazırlamamdır. Yönetmenin ilk deneyimi umarım son olmaz; umut fakirin ekmeğidir ne de olsa.
IMDB’den 4.8, Rotten Tomatoes’tan 11, Metacritic’ten de 34 alan filme gelen eleştirileri hala merak ettiğinizi sanmıyorum! Edenler için de yazabileceğim şey daha trajikomik: Ortada doğru düzgün yorum/eleştiri de yok. Seyredenler az, beğenenler yok. Yaz aylarının kaçınılmaz 2. sınıf korku filmleri listesinde yer almaya mecbur kalacak sanırım. Üzücü tarafı ise ilginç bir konuyu değerlendirememeleridir. Biraz uğraşılsa eminim ki daha güçlü bir senaryo, kurgu çıkardı. Belki oyuncu seçimi daha doğru yapılsaydı, korku/endişe/gerilim seyirciye de geçerdi!

1975 ABD doğumlu Brian Geraghty, 25’ten fazla projede yer almış; yaşına oranla pek çok meslektaşından daha şanslı bir oyuncudur. “The Hurt Locker” ile kariyer basamaklarını çifter çifter çıkarken son filmi ATM’ye bakılınca hayal kırıklığı yaşamamak imkansız. Performansını hiç inandırıcı bulamadım. O gerilimi seyirciye aktaramıyor. Neyse ki yalnız değildi. 1982 Birleşik Krallık doğumlu Alice Eve en az Geraghty kadar başarısızdır. Hatta rol yapamadığı o kadar belliydi ki filmden bile soğuttu. Gerçi ben beğenmemiş olsam da 18 sinema/televizyon projesinde yer almıştır. Göremediğim bir şeyler var demek ki… Tüm bu olumsuz eleştirilerime rağmen oyunculardan umudum kesmiyorum. Neden mi? Channing Tatum gibi bir adam "Dear John"daki halinden sonra "The Vow"daki gibi performans çıkarabiliyorsa herkesin bir şansı vardır!

http://seyirci-koltugu.blogspot.com/


Bizi de Okusana ;) × +