* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

50 First Dates (2004)



50 İlk Öpücük
Kaç kere izlediğimi hatırlamıyorum. Her izleyişimde o aşkın gerçek olma ihtimaline kendimi kaptırıyorum. 99 dakikalık bir hayale kapılıp mutlu olmayı çok görmemek lazım, değil mi? “Anger Management”, “The Longest Yard” filmlerinin yönetmeni Peter Segal yönetmen koltuğunda otururken, George Wing de senaryoyu kaleme almaktadır. ABD yapımı romantik komedinin baş rollerinde Adam Sandler, Drew Barrymore, Rob Schneider, Sean Astin, Kusia Strus, Blake Clark, Dan Aykroyd yer almaktadırlar. 75 milyon $ bütçesine karşılık 200 milyon $’a yakın hasılat elde etmiştir.

Veteriner Henry, Hawaii’nin ünlü çapkınıdır. Birine bağlanma arzusu hiç yoktur. Ta ki Lucy'yle tanışına kadar! Tüm düşüncelerini alt üst eden Lucy’nin ise dünyada çok nadir görünen bir rahatsızlığı vardır: Hergün bir önceki gün yaşadıklarını unutur; kısa dönem hafızası silinir. Henry bunu duyduğunda yıkılsa bile vazgeçmeye hiç niyeti yoktur.

The Wedding Singer”, “Big Daddy”, “Home Alone 4”, “Anger Management”, “My Boss’s Daughter”, “The Longest Yard” filmlerinin müzik çalışmalarını yapan Teddy Castellucci, bu filme de çok keyifli müzikler hazırlamıştır. Ağırlıklı 1980lerin havasını hissettiriyor. Hatta Hawaii gibi bir mekanda müzik daha ön plana çıkıyor. Filmin ilk düşünülen adı “50 First Kisses” olsa da (ki bence asıl olması gereken buydu) Brew Barrymore’nun “Never Been Kissed” filmiyle karışma ihtimaline karşılık “Kisses” “Dates” olarak değiştirilmiş. Neyse ki Türkçe’ye çevrilirken olması gerekeni kullanıyoruz. Hawaii’de anlatılan bir hikayenin mekan, dekor, kostüm detayları hele de romantik komediyse çok renkli ve canlı hayal edilir. Filmde bunu fazlasıyla görebilirsiniz. Her sahnede ayrı bir heyecan ve ferahlık hissediyorsunuz. Sahil, evler, yollar, eğlence mekanları hepsi birbirinden güzel tasarlanmıştır (ya da zaten öyledir?). Görüntü ve ses teknolojisinde ayrı bir başarı aranmıyor; türünden olsa gerek.
Senaryoya gelindiğinde ise; olması imkansıza yakın bir aşk hikayesi izleyiciyi hem mutlu ediyor, hem şaşırtıyor hem de hayallere kaptırıyor. “Henry’nin yerinde olsam ne yapardım?” gibi sorular kafanızı kurcalamazsa filmden keyif alacağınız kesin. Karakter detaylandırmaları ise Adam Sandler’ın çoğu filmi gibi çok başarılı değil. Ne tam karakterlere yoğunlaşılmış ne de konuya. Hepsinden bir tutam alınıp harmanlanmış bir senaryoyla karşı karşıyayız. Gereksiz karakterlerin çokluğu Sandler filmlerinde alışılagelmiştir. Filmi ne kadar çok sevsem de her defasında Henry’nin çok çocuklu garip arkadaşına hiç ısınamadım, ısınmaya da niyetim yok. Bana manasız bir karakter geliyor.

IMDB’den 6.8, Rotten Tomatoes’tan 44, Metacritic’ten de 48 alan filme gelen eleştiriler puanlardan görüleceği gibi iç güveysinden hallicedir. Konu ilgi çekici görünse de senaryonun zayıflığı bu olumsuzluğun ilk sebebi sayılıyor. Gerçi bu eleştirileri yapanların hasılata göz atmadığına inanıyorum. Seyirci beğenmişken fazla takılmamak lazım. Bir iki senede mutlaka bir kez seyretmeye devam edeceğim.

Blogta daha once hem Drew Barrymore’a hem de Adam Sandler’a yer vermiştim. Sandler filmleri genellikle aynı türde, aynı akrakter ve oyuncularla ilerler. İnsanı çok şaşırtmaz. Gene de seyrettirir. Daha once Barrymore’la beraber “The Wedding Singer” filminde bir araya gelmişlerdir. Bu iki filmin ön plana çıkmasında Sandler’dan çok Drew Barrymore’un etkisi olduğuna inanıyorum.

Bizi de Okusana ;) × +