50/50 (2011)

Taze taze Altın Küre adayları açıklanmışken; en iyi film (komedi/müzikal) ve en iyi erkek oyuncu (komedi/müzikal) dallarında öne çıkan 50/50’ye yer verme zamanı gelmişti. Genç yönetmen Jonathan Levine filmi seyirciye ulaştırırken, senaryoyu Will Reiser kaleme alıyor. Projeyi ilginç kılan ise öykünün Will Reiser’ın hayatından esinlenilmesidir. Reiser'ın bu deneyimi mizahi yönden yazması belki de en kilit nokta olarak karşımıza çıkıyor. 100 dakikalık ABD yapımının baş rollerinde Joseph Gordon-Levitt, Seth Rogen, Anna Kendrick, Bryce Dallas Howard ve Anjelica Huston yer almaktadır. 8 milyon $ bütçe ile çekilen filmin hasılatı şimdilik 36 milyon $’ı geçmiş durumda. Türkiye’de gösterim tarihi henüz kesinleşmedi.


27 yaşındaki genç Adam metin yazarlığı yaparak hayatını sürdürmektedir. Bir gün çok nadiren görülen kanser türüne yakalandığını öğrenir. Şansı da tıpkı filmin adı gibidir. Bu süreci en yakın arkadaşı, annesi ve terapisti ile atlatmaya çalışırken hayatını yeniden değerlendirmeye başlar.

Hayatımızın epeyce içinde olan Michael Giacchino, bu filmdeki müzik çalışmaları ile hem mizahı hem de çaktırmadan dramı çok etkileyici şekilde bize sunuyor. Konunun ağırlığı daha doğrusu zorluğu müzikte hafifletiliyor ve bu seyirciyi mutlu da ediyor. “The Incredibles”, “The Family Stone”, “Mission: Impossible III”, “Ratatouille”, “Star Trek”, “Up”, “Let Me In”, “Cars 2”, “Super 8” gibi pek çok filmleri ve “Alias”, “Lost”, “Six Degrees”, “Fringe” televizyon dizileri ile görselliğin yanında bu projelerin kulağa hitap etmesini sağlamıştır. Üstelik Emmy, Grammy, Altın Küre ve Bafta’da bir çok ödül alırken “Up” ile de Oscar’ı kucaklamıştır.

Bir insanı (üstelik 27 yaşında) kansere yakalandığı an itibari ile izleme düşüncesi bile yürek burkarken, filmde bunun çok doğal bir süreç olduğunu görüyorsunuz. Hemen hemen her sene kış aylarında gribe yakalanan biri olarak bile kendime daha fazla eziyet çektirdiğimi hissettim ve utandım. Adam ise bu duruma gayet herkesin başına gelebilir edasıyla yaklaşıyor. Önünde hayatını seçme şansı var: 50/50! Böyle bir durumda çoğu kişinin çökmesi beklenirken o tedavi sürecine başlıyor seyirciler önünde ve olaylar gelişiyor. Filmin sonunda başarıp başaramadığından öte bu yola baş koyması takdire şayan geliyor. İzlerken Adam’ın çevresindeki kişilere zamanla kızabiliyorsunuz ya da aksine hayranlık duyabiliyorsunuz. İnsan ister istemez empati kuruyor çünkü. Bir de aşama aşama tedavi sürecine dahil olmak garip bir etki yaratıyor. Hatta bunu komedi türünde anlatması, diyalogların doğallığı ve sevimliliği çok keyifli geliyor. Bir yandan gözler doluyor, bir yandan durum komedisi edasıyla gülmeden yapamıyorsunuz. Kafanızdaki yükü boşaltıyor. Zaten izlerken mekan, dekor, kostüm gibi detaylara çok dikkat etmiyorsunuz. Senaryo alıp başını yürüyor. Karakter sayısının çok fazla olmaması doğru bir seçim görünüyor. Filmin ideal süresi içinde konuyu aşırı dağıtmadan tek noktada sabit tutmak ve seyircinin ilgisini koparmamak adına her karaktere yeteri kadar yer verilmesi kurgunun etkisini ortaya çıkarıyor.
IMDB’den 8.2, Metacritic’ten 72 ve Rotten Tomatoes’tan 93 puan alan proje olumlu eleştiriler alarak hem filmde emeği geçenleri hem seyirciyi tatmin ediyor. Senaryonun doğallığı kadar oyuncular da göz dolduruyor. Şimdiye kadar çok dikkatimi çekmeyen 1981 doğumlu Bryce Dallas Howard, “The Help” ve bu filmle birlikte bir anda ekrana aslında ne kadar yakıştığını gösterdi. Kanadalı oyuncu ve filmin yapımcıları arasında bulunan 1982 doğumlu Seth Rogen, yer aldığı komedi filmleri ve animasyonlardaki seslendirmesiyle sinemaseverlerin gönlünü kazanıyor. Bunlardan sadece bir kaçı ise şöyle: “The 40-Year-Old Virgin”, “You, Me and Dupree”, “Knocked Up”, “Kung Fu Panda”, “Kung Fu Panda 2”, “Family Guy”, “The Simpsons”. Tür olarak sadece komediyi içeren filmleri ve sadece komedide yer alan oyuncuları çok sevemesem de Rogen bu projeye ve role yakışıyor.

Bu kadar genç ve başarılı oyuncu kadrosunu bir arada görmek çok keyifli oluyor. 1981 ABD doğumlu baş rol oyuncusu Joseph Gordon Levitt, şimdiden en iyi erkek oyuncu Altın Küre adayı olunca eminim merakınız biraz daha artmıştır. Gerçi daha önce “500 Days of Summer” filmi ile en iyi erkek oyuncu Altın Küre adayı olmuştu fakat ikinci kez aday olması kariyerini üst sınıflara çıkarıyor. Filmdeki sakin oyunculuğu ve güzel gülümsemesi canlandırdığı karaktere ayrı bir ruh katıyor. Baştan aşağı sadelik kokan film için uygun bir seçim görünse de aslında bu rol daha önceden James McAvoy’a teklif edilmiş ve son ana kadar onun oynayacağı düşünülmüş. Sonradan çocuğunun doğumu nedeniyle rolü reddeden McAvoy, Levitt’e büyük bir şans vermiş görünüyor.


Taze taze Altın Küre adayları açıklanmışken; en iyi film (komedi/müzikal) ve en iyi erkek oyuncu (komedi/müzikal) dallarında öne çıkan 50/50’ye yer verme zamanı gelmişti. Genç yönetmen Jonathan Levine filmi seyirciye ulaştırırken, senaryoyu Will Reiser kaleme alıyor. Projeyi ilginç kılan ise öykünün Will Reiser’ın hayatından esinlenilmesidir. Reiser'ın bu deneyimi mizahi yönden yazması belki de en kilit nokta olarak karşımıza çıkıyor. 100 dakikalık ABD yapımının baş rollerinde Joseph Gordon-Levitt, Seth Rogen, Anna Kendrick, Bryce Dallas Howard ve Anjelica Huston yer almaktadır. 8 milyon $ bütçe ile çekilen filmin hasılatı şimdilik 36 milyon $’ı geçmiş durumda. Türkiye’de gösterim tarihi henüz kesinleşmedi.


27 yaşındaki genç Adam metin yazarlığı yaparak hayatını sürdürmektedir. Bir gün çok nadiren görülen kanser türüne yakalandığını öğrenir. Şansı da tıpkı filmin adı gibidir. Bu süreci en yakın arkadaşı, annesi ve terapisti ile atlatmaya çalışırken hayatını yeniden değerlendirmeye başlar.

Hayatımızın epeyce içinde olan Michael Giacchino, bu filmdeki müzik çalışmaları ile hem mizahı hem de çaktırmadan dramı çok etkileyici şekilde bize sunuyor. Konunun ağırlığı daha doğrusu zorluğu müzikte hafifletiliyor ve bu seyirciyi mutlu da ediyor. “The Incredibles”, “The Family Stone”, “Mission: Impossible III”, “Ratatouille”, “Star Trek”, “Up”, “Let Me In”, “Cars 2”, “Super 8” gibi pek çok filmleri ve “Alias”, “Lost”, “Six Degrees”, “Fringe” televizyon dizileri ile görselliğin yanında bu projelerin kulağa hitap etmesini sağlamıştır. Üstelik Emmy, Grammy, Altın Küre ve Bafta’da bir çok ödül alırken “Up” ile de Oscar’ı kucaklamıştır.

Bir insanı (üstelik 27 yaşında) kansere yakalandığı an itibari ile izleme düşüncesi bile yürek burkarken, filmde bunun çok doğal bir süreç olduğunu görüyorsunuz. Hemen hemen her sene kış aylarında gribe yakalanan biri olarak bile kendime daha fazla eziyet çektirdiğimi hissettim ve utandım. Adam ise bu duruma gayet herkesin başına gelebilir edasıyla yaklaşıyor. Önünde hayatını seçme şansı var: 50/50! Böyle bir durumda çoğu kişinin çökmesi beklenirken o tedavi sürecine başlıyor seyirciler önünde ve olaylar gelişiyor. Filmin sonunda başarıp başaramadığından öte bu yola baş koyması takdire şayan geliyor. İzlerken Adam’ın çevresindeki kişilere zamanla kızabiliyorsunuz ya da aksine hayranlık duyabiliyorsunuz. İnsan ister istemez empati kuruyor çünkü. Bir de aşama aşama tedavi sürecine dahil olmak garip bir etki yaratıyor. Hatta bunu komedi türünde anlatması, diyalogların doğallığı ve sevimliliği çok keyifli geliyor. Bir yandan gözler doluyor, bir yandan durum komedisi edasıyla gülmeden yapamıyorsunuz. Kafanızdaki yükü boşaltıyor. Zaten izlerken mekan, dekor, kostüm gibi detaylara çok dikkat etmiyorsunuz. Senaryo alıp başını yürüyor. Karakter sayısının çok fazla olmaması doğru bir seçim görünüyor. Filmin ideal süresi içinde konuyu aşırı dağıtmadan tek noktada sabit tutmak ve seyircinin ilgisini koparmamak adına her karaktere yeteri kadar yer verilmesi kurgunun etkisini ortaya çıkarıyor.
IMDB’den 8.2, Metacritic’ten 72 ve Rotten Tomatoes’tan 93 puan alan proje olumlu eleştiriler alarak hem filmde emeği geçenleri hem seyirciyi tatmin ediyor. Senaryonun doğallığı kadar oyuncular da göz dolduruyor. Şimdiye kadar çok dikkatimi çekmeyen 1981 doğumlu Bryce Dallas Howard, “The Help” ve bu filmle birlikte bir anda ekrana aslında ne kadar yakıştığını gösterdi. Kanadalı oyuncu ve filmin yapımcıları arasında bulunan 1982 doğumlu Seth Rogen, yer aldığı komedi filmleri ve animasyonlardaki seslendirmesiyle sinemaseverlerin gönlünü kazanıyor. Bunlardan sadece bir kaçı ise şöyle: “The 40-Year-Old Virgin”, “You, Me and Dupree”, “Knocked Up”, “Kung Fu Panda”, “Kung Fu Panda 2”, “Family Guy”, “The Simpsons”. Tür olarak sadece komediyi içeren filmleri ve sadece komedide yer alan oyuncuları çok sevemesem de Rogen bu projeye ve role yakışıyor.

Bu kadar genç ve başarılı oyuncu kadrosunu bir arada görmek çok keyifli oluyor. 1981 ABD doğumlu baş rol oyuncusu Joseph Gordon Levitt, şimdiden en iyi erkek oyuncu Altın Küre adayı olunca eminim merakınız biraz daha artmıştır. Gerçi daha önce “500 Days of Summer” filmi ile en iyi erkek oyuncu Altın Küre adayı olmuştu fakat ikinci kez aday olması kariyerini üst sınıflara çıkarıyor. Filmdeki sakin oyunculuğu ve güzel gülümsemesi canlandırdığı karaktere ayrı bir ruh katıyor. Baştan aşağı sadelik kokan film için uygun bir seçim görünse de aslında bu rol daha önceden James McAvoy’a teklif edilmiş ve son ana kadar onun oynayacağı düşünülmüş. Sonradan çocuğunun doğumu nedeniyle rolü reddeden McAvoy, Levitt’e büyük bir şans vermiş görünüyor.


BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"