* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Masumiyet (1997)

Türk sinemasına başka pencereden ışık tuttuğu kabul gören Zeki Demirkubuz, seyirciye sunduğu 8 film ile hak ederek takdir toplamış bir yönetmen, senarist, yapımcı ve oyuncudur. Bu hafta, hasılat derdi olmayan Demirkubuz’un bağımsız projelerine yer vermeyi düşündüm; 1990 sonrası Türk fillerini biraz daha öne çıkarmak adına. Tabi ki Masumiyet’e geçmeden önce Demirkubuz hakkında kısaca bilgi vermek lazım ki yapımlarına daha iyi odaklanalım.

1964 Isparta doğumlu Zeki Demirkubuz, lise eğitimini yarıda bırakarak fabrika ve atölyelerde çalışmıştır. 1980 darbesinden sonra üç yıl hapis yatmıştır ve bu süre zarfında edebiyata olan ilgisini keşfetmiştir. Liseyi dışarıdan bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne girmiştir. 1986 yılında Zeki Ökten’in asistanlığını yaparak sinemaya adım atmıştır. 1994 yılından itibaren “C Blok”, “Masumiyet”, “Üçüncü Sayfa”, “İtiraf”, “Yazgı”, “Bekleme Odası”, “Kader” ve “Kıskanmak” adlı 8 sinema filmine imza atarak Türkiye ve dünyada pek çok festivallerde ödül kazanır. Dostoyevski’nin onda yarattığı etkiler her projesinde ağırlıklı olarak hissedilir. Hatta bunu projelerin içinde de gösterir. Karakterlerini uzun süreli konuşturmayı tercih eder. Yeni dönem Türk sinemasında sıkça rastlanılan uzun sessiz sahneler Demirkubuz projelerinde çok yer almaz. İzlediğiniz her filmi sonrasında içinizden “Keşke önce kitabını okusaydım” düşüncesi geçebilir. Her ne kadar projeler uyarlama olmasa da çok yoğun bir edebiyat hissiyatı uyandırır. Sanki anlatmak istediklerini bir kitapla daha iyi aktarabilir düşüncesini kafanızdan atamazsınız. Diğer yandan da derdini seyirciye aktarmakta güçlük çekmeyen, sadece seyircilerin daha dikkat etmesi gereken sahnelere ve diyaloglara yer verir.

Gelelim Masumiyet’e… Yönetmen-senarist-yapımcı üçlemesinde Zeki Demirkubuz olan 105 dakikalık dramın başrollerinde Derya Alabora, Haluk Bilginer ve Güven Kıraç yer alır. 34. Altın Portakal Film Festivali’nde Halk Jürisi Avni Tolunay Ödülü, en iyi kadın oyuncu ödülü (Alabora) ve en iyi yardımcı erkek oyuncu (Bilginer) ödülü; 10. Ankara Film Festivali’nde en iyi kadın (Alabora) ve en iyi erkek oyuncu (Bilginer) ödülü; 11. Adana Altın Koza Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu (Alabora), en iyi erkek oyuncu (Bilginer), en iyi yönetmen ve en iyi kurgu ödüllerini almıştır.

Yusuf mahkumiyetinin ardından cezaevinden çıkar. Ablasını ziyaret etmek için İzmir’e gider fakat yaşadığı bir olayın tekrar su yüzüne çıkması nedeniyle oradan da ayrılmak zorunda kalır. Ucuz ve viran bir otele gider. Ne yapacak bir işi, ne de gidecek bir yeri vardır. Çaresizliğin dibine vurduğu sırada Bekir, Uğur ve çocukları Çilem ile tanışır. Bu aile Yusuf’u tekrardan hayata bağlarken, kaderini de değiştirir.
En başta belirtmeliyim; Masumiyet filmi ile ilgili sayısız makaleler ve yazılar bulunmaktadır. Çoğu da Dostoyevski etkileri barındırdığını anlatır. Yazılanların sayısı kadar doğruluk payı da çok olduğu için bir de burada aynı şeyleri tekrarlama lüzumu görmüyorum. Zaten filmin adına bile baktığınızda bir derinlik hissine ulaşabilirsiniz. Demirkubuz’un karakterleri detaylandırması o kadar başarılıdır ki, kafanızda hem soru işareti bırakır, hem de bunu filmin devamında anlatarak izleyiciyi rahatlatır. Yaşananlar, yapılanlar, duygular açıktır, nettir. Çaresizliğin ve hatta ezikliğin içine gömülmüş Uğur, Bekir, Yusuf (ve hatta Çilem) 105 dakika boyunca sizi kendine çeker ve asla bırakmaz. Kullandıkları dil sokakta, çevrenizde ve belki sizin bile kullandığınız dille aynı sayılabilir. Bu yüzden gerçekçiliği üst seviyeye taşıyor. Anlamları ağır olan cümleler için ağdalı kelimeler yerine bu sokak ağzının tercih edilmesi ve karakterlere harika bir şekilde uyması izlenirliği keyifli hale getiriyor. Konu dram olsa da yaşananlar zaman zaman gerilime dahi sürüklüyor. Diğer yandan, asosyalliğin içinde kaybolmuş çaresiz insanların en büyük sosyallik aracı olarak televizyonu kullanması (özellikle Türk filmleri ve bu filmlere inanılıp sinirlenilmesi ya da mutlu olunması) (ki bu “Üçüncü Sayfa” filminde de çok yoğun sahnelenmiştir) size hiç tanıdık gelir mi? Buna en yakın ispat sayısız dizilerin peşinde fıldır fıldır dönen, yemek ve hatta uyku saatlerini bile dizilere göre ayarlayan bir çoğunluk olabilir mi? Kabullenmişliği bu kadar basite indirgeyen de bu sessiz çoğunluk değil midir zaten?

Demirkubuz, projelerinde detaylara oldukça önem veren, çaktırmadan semboller de yükleyen bir sanat adamıdır. Yusuf karakterinin otel odasındaki Yılmaz Güney posterleri, bir türlü kapanamayan kapı, karakter isimleri kafanızda çığ gibi büyüyebilir. Filmin adı da olan masumiyet her karakterde aranırken, tahmin edilenlerde var olup, diğerlerinde yok olur. Masum görünenler masum olmayanlarla birlikte kendi saflıklarını da kaybederler. Duygular, inançlar, hayranlıklar, nefretler süzgeçten tek tek geçer. Geriye kalan ise nedir???

--- SPOILER --- Her projesini keyifle inceleyen biri olmakla beraber, beni rahatsız eden bir durum var. Nedendir bilmem, Demirkubuz’un kadınlarla ilgili bir sorunu olduğunu hissettirir her yapımı. Masumiyet’te kadının adı unisex bir isimdir: Uğur! Kızının adı ise çaresizliği betimlercesine Çilem. Bekir’in hayatını yerle bir eden Uğur, peşinden onu sürükler. Erkekler sadece safça aşık olurlar. Bu aşk katıksızdır, masumdur. Ama kırmızı ojeli kadın bir çılgınlık uğruna hayatını şehirden şehre dolaşarak geçirir. Bekir’in ya da Yusuf’un aşkı safken Uğur’unki çılgınlık, saplantı görünür (Gerçi “Kader” filminde bu saplantılık biraz Bekir’de de beliriyor). Yusuf’un ablası ise eşini aldatmıştır; lekelidir. Buna rağmen onu olduğu gibi kabul eden kocası vardır. Üstelik kocası onu döverken bile ses çıkarmamaktadır. Anne babasının bile cenazesine gitmeyecek kadar yoldan çıkmıştır kadın. Hor görülmeyi de zaten hak ediyordur. Sağır ve dilsiz Çilem ise kaderin ona vermediklerini kabullenircesine televizyondan gözünü ayırmamaktadır; çilesini adı gibi çekmektedir. Hatta gene televizyon izlenilen bir sahnede, Hale Soygazi ve Kartal Tibet’in başrollerini paylaştığı 1973 yapımı “Bir Demet Menekşe” gösterilmektedir. O filmde Nesrin (filmi birkaç izlediğim için biliyorum) zengin bir iş adamını ayartan kız olarak hor görülür ve hatta dışlanır! Bu gibi rahatsız edici detaylar diğer filmlerinde de yer alıyor. Belki de sadece beni rahatsız ediyordur, bilemem. Ama sırası geldiğinde içimde tutamayarak kafamı kurcalayan bu durumu yazacağım J --- SPOILER ---

Bu kadar başarılı bir anlatım ve aktarımda kostüm, mekan, dekor ve müziklerin etkisi büyük görünüyor. Ucuz ve harap otel, Uğur’un kostümleri, ojeleri, Yusuf’un sonuna kadar iliklediği gömlek, Bekir’in sakalı abartıdan uzak duruyor. Kadronun erkek ağırlıklı olması ise Demirkubuz projelerinde çok yabancı gelmeyecek bir özelliktir. Zamanla göz de alışıyor gönül de…

Demirkubuz filmlerine ön yargılı bakanlardan iseniz, Masumiyet bu ön yargıyı kırabilecek en başarılı filmdir. Bunu da usta oyuncuları ile pekiştirdiği için tadından yenmez. Haluk Bilginer’in devleştiği performansına bırakın şapka çıkarmayı, oturup tekrar tekrar izlemek için fırsat kollarsınız. Ekran karşısına mıh gibi saplar sizi. Derya Alabora ile olan pek çok sahnesinde ise birbirleriyle paslaşmaları o kadar başarılı ki Demirkubuz bu ikiliyi bir filmde bir araya getirdiği için alkışı ayrıca hak ediyor. Alabora ve Bilginer’in yanında Güven Kıraç arka planda görünse bile (ki aslında bir kesim de en başarılı oyuncu olarak Kıraç'ı görüyor) oldukça tatmin edici bir canlandırmayla şaşırtıyor.

1959 İstanbul doğumlu Derya Alabora, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Anasant Dalı mezunudur. Aynı bölümde öğretim görevlisi olarak da çalışan Alabora, ünlü oyuncu Uğur Yücel ile evlidir. “İz”, “Yengeç Sepeti”, “Salkım Hanımın Taneleri”, “Adem’in Trenleri”, “Pandora’nın Kutusu”, “Karanlıktakiler” gibi pek çok sinema filminin yanında tiyatro oyunları ve dizilerle de seyircilerin gönlüne taht kurmuştur. Ankara Film Festivali, Adana Altın Koza Film Festivali, Siyad, Afife Tiyatro Ödülleri, Yeşilçam Ödülleri’nde birçok ödülünün sahibi olmuştur.

Reklamlar

Bizi de Okusana ;) × +