* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Üçüncü Peru gününde “abla” grubu, Nazca çizgileri üzerinde uçar.

30 Ağustos 2011, serin kuru Salı sabahı kahvaltı sonrası yola koyulan grubun ilk hedefi Nazca Platosu. Dışına doğru daha da yoksullaşan kasabada eski otobüsler, tüm Peru’da olduğu gibi, külüstürlüklerine inat rengârenk; çiçek resimleri, motifler ve plakalarını belirten iri harflerle süslü.

“Ica Eyaleti’nde 800.000 kişi yaşıyor, Nazca’nın nüfusu 30.000” diye anlatmaya başlar Elisa,“600 metrede, kıyı ile dağlığın sınırındayız, kuraklık problem, nehirler kışın kuru, yağmur yazın, dağlardan gelen yağış kutlamalarla karşılanır, yörede pamuk, chili, paprika, avokado yetiştirilir.”

Yaşamını Nazca* çizgilerini incelemeye, korumaya vakfetmiş matematikçi arkeolog Maria Reiche, burasının astronomik bir takvim olduğuna inanıyormuş. Çizimlerin ekim, hasat dönemlerinde platoda dans eden yerliler aracılığıyla çizilmeye devam ettiğini söyleyenJohan Reinhard ve daha birçokları, taşlaşmış çizgilerle kilometrelerce alanı kaplayan dikdörtgen ya da yamukların, futbol sahası iriliğinde maymun, balina, bülbül, örümcek, akbaba, lama, bir çift el, ağaç, köpek, papağan, köpekbalığı, bir kayaya işlenmiş astronot türünden stilize motiflerle ilgili pek çok teori üretmişler ise de “abla”nın gönlü, belli yükseklik dışında kesinlikle bir şey anlaşılmayan çizimlere ilişkin Erich von Danikenaçıklaması, “Uzay ve Uzaylılar”dan yana…

Çok kuru iklimden de kuru tepeler arasındaki alçakgönüllü havaalanında beş şirket, pilot ve yardımcısı hariç 6’şar kişilik Cessna tipi küçük uçaklarla, sis ve rüzgârın engellemediği günlerde, ardı ardına konup kalkarak 500 kilometrekare alanı kaplayan çizgiler üzerinde, plato üzerinde dönenmekte.

Gruptan gelen bugün bayramın birinci günü hatırlatması üzerine, bir zamandır sakince konuşmakta olan sekiz kadın aniden –sıra bekleyen turist gruplarının şaşkın bakışları önünde- birbirlerine sarılıp öpüşerek bayramlaşırlar. Teyze hazırlıklıdır, İrlanda’da bir seminere katılan torununun getirdiği, üşenmeyip ta buralara kadar taşıdığı çikolatayı bayram şekeri sıfatıyla ikram eder.

Peru’ya yola çıkmadan epey önce gruba, “Nazca için kilolarınız?” başlıklı bir mail atan grup rehberinin “işte o an!” diyerek katılımcıları tartıya çıkmaya davet etmesiyle sıraya giren hanımlar, kilolarına göre dağıtılırlar. Pasaport, bilet kontrolü ardından sütyen balenindeki metalle bile öten kapıdan geçirilerek alındıkları bambu koltuklu küçük bekleme salonundan, kibar uçuş görevlisinin mihmandarlığıyla uçağa götürülür, pilotun arkasındaki sıradan kuyruğa doğru hafifleyerek dizilen -bir yolcu eksiğiyle- beş kişi yerleşir, kemerler bağlanır, kulaklıklar takılır, havalanılır, bir saatlik tur başlar.

Yanağında OB 1917 yazılı küçük uçak, dağıtılan broşürlerde belirtilen rota üzerindeki her bir figür için, sağda oturan yolcular görsün diye sağa, solda oturan yolcular için bir de sola yatarak -ancak o yükseklikten bir anlam kazanan figürler üzerinde- uçarken “abla”, son 15 dakikayı, saniyeleri sayıp önündeki kusma torbalarına ihtiyaç duymamak için dualar ederek tamamlar. Yere ayak bastıklarında benizlere hâkim olan yeşilimsi sarı renge bakılırsa, pilotun imzalayıp ellerini sıkarak verdiği sertifikalar alın teriyle hak edilmiştir.

Aralarında kapısı önüne koyduğu özel masaj koltuğuyla hizmet sunanın bile bulunduğu, usta el işi ürünleriyle dolu barakaları tarayan grup yola koyulduktan az bir zaman sonra durur; “abla” ile birkaç katılımcı, platodan dikenli telle ayrılmış çok katlı bina yüksekliğindeki iskeleye tırmanır. “Eller” ve “ağaç”, elbette bir bölümleri, bir de bu yükseklikten gözlenir, fotoğraflanır.

Öğle yemeği için Huacachina**da mola veren, muhabbet kuşu dolu oda iriliğindeki kafesli, palmiyeli, çiçekli bahçeyi çepeçevre saran sundurma altına sıralı sallanan koltuklarla yeni sezona hazırlanan kolonyal binanın verandasına varan grubu muhteşem bir vaha manzarası karşılar.

Üzerinde kayık sefası yapan, kuytularında suda serinleyenlerle kalabalık gölü, bir sarsıntıyla ya da esintiyle örtüverecekmiş gibi duran kum tepelerinden, sık palmiye, tropik çiçek ve bitki örtüsü ayırmakta.

Peru’da çok yerde rastladıkları gibi, servis kâsesi iriliğindeki çanaklarda çorba içen grup yemek sonrası, çölde safari niyetiyle, gelişlerinden beri kendilerini elindeki sörf resimleri dolu albümle kollayan adamın peşine düşer; teyze dâhil tam kadro, sağlam iskelet ve çok iri dört tekerlekten ibaret görünen tuhaf araca binerler.

Koltukların altına sabitlenmiş, bacaklar arasından yükselip omuzlardan gelen kayışla göğüste buluşup kilitlenen emniyet kemerlerini kuşanırken dağıtılan, ambalajından çıkarıp kumdan korunmak amacıyla taktıkları gözlükleriyle, tehlikesiz sempatik böceklere dönüşen katılımcılar, neye uğradıklarını anlamadan kendilerini yüksek bir kum tepesinden aşağı feryat figan inerken bulurlar.

Hızla gidip, neredeyse 90 derece diklikteki kum tepelerinden haldır huldur inme işine ara verdikleri bir tepeden, grubun –“abla” dörtlüsü dışındaki- yarısı, sörf tahtalarına yüzükoyun yatıp, şoförün iteklemesiyle bayır aşağı kayarak kum sörfü deneyimi yaşarlar. Farklı diklikte üç ayrı tepeden daha iniş yapan, yaptıkça yapası gelen katılımcıları indikleri noktalardan toplayan araç, egzostun incecik siyah tülle örttüğü çölün genişliği yüzünden, ötede beride kendileri gibi minicik görünen “bug”larla yolları neredeyse hiç kesişmeksizin, uzaktan muhteşem bir seraba benzeyen vahaya doğru dönüşe geçer.

Gece konaklamak üzere dört saatlik Lima yoluna düşmeden, su alışverişi yaptıkları büfeden,–merak ettiği tadı hakkında sonradan “bildiğimiz gazoz” açıklaması yapan- “abla”nın talebi üzerine alınan sarı renkli Inca Cola, bir Cola karşıtı tavır ürünü ise de sonradan, tüm pet su şişeleri etiketlerine adını basmış Cola, Inca Cola’yı da satın almış.

Minibüsün tekerlekleri ilk turunu tamamlamadan sesi kesilen, bir plato üzerinde uçup, bir çölde kumda debelenmekten yorgun grubun, ayakkabılarına, giysilerine, saçlarına dolan kumlardan tümüyle kurtulabilmeleri birkaç gün alacaktır.

Bizi de Okusana ;) × +