* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Gişe Memuru (2010)

Mayıs ayında gösterime girerken adını duyurmasına rağmen çok fazla rağbet göremeyen Gişe Memuru, son dönemlerdeki az çok aşina olduğumuz Türk filmlerinin özelliklerini taşımaktadır. 96 dakikalık bu dramın senaryosu ve yönetmenliği Tolga Karaçelik’e ait. Dizilerden tanıdığımız yüzlerin rol aldığı filmin oyuncu kadrosu Serkan Ercan, Zafer Diper, Nur Aysan, Nergis Öztürk, Büşra Pekin ve Ruhi Sarı’dan oluşuyor.

Gişe memuru olarak çalışan Kenan, oldukça monoton bir hayata sahiptir. Yaşlı ve hasta babasıyla yaşar. Evden işe, işten eve geçen hayatında neredeyse kimseyle konuşmaz ve çevresine çok mesafeli durur. Kendi halinde yaşamayı ve sıradan da olsa hayalini kurduğu şeye kavuşmayı bekler. Ama bunun için de çok çaba gösteremez. Bu sıradan hayatı, Çatalca gişelerine atanan yeni işletme şefinin denetime geldiği gün yeni bir boyuta atlamasına sebep olacaktır.
Yeni dönem Türk filmlerinde en çok şikayetçi olduğum durumlardan biri burada da karşımıza çıkıyor: Müzik eksikliği! Televizyon dizilerinde, uzun soluklu filmlerde ve hatta reklamlarda ekrana bizi en çok bağlayan ve sürekliliği sağlayan müzik değilmiş gibi yeni dönemde müzik kıtlığı yaşanıyor projelerde. “Babam ve Oğlum”, “Issız Adam”, “Kaybedenler Kulübü”, “Aşk Tesadfüleri Sever” gibi yapımlarda müziğin ne kadar ön plana çıktığını kabul etmemek imkansız. E peki niye bu göz önüne alınmıyor? Tamam, sessizlik senaryonun ve karakterlerin daha çok düşünülmesini sağlıyor. Ama zaten bu tür dramlarda çok fazla diyalog da olmadığı için karakter karşınızda sessiz, siz sessiz ortada garip bir gerginlik yaşanıyor. Gerçi bu Kenan karakterinin ruhsal bunalımını size daha çok yansıtabiliyor. Kenan nasıl sessiz ve bunalımlıysa siz de onun gibi sessiz ve ruhsal bir çöküntü haline girebiliyorsunuz. Aynı özellik “Çoğunluk” filminde de bize yansıtılmıştı. Orada da tepki göstermiştim. İzleyici müzik istiyor ey yapımcılar!

Müzik dışında senaryo ve yönetmenlik ilk film özelliği taşımasına rağmen oldukça başarılı ekrana yansıyor. OGS sayesinde sayıları azalsa da eskiden daha çok hayatımızda olan gişe memurlarının hayatını izlemek insanda merak uyandırıyor. Değişik bir konu olduğu için artı puan kazandırıyor. Filmin uzunluğu da sıkılmanıza sebep olmuyor. Huysuz baba karakteri o kadar güzel yazılmış ki Kenan’a çok acıyorsunuz. Genelde yan karakterlere gerektiği kadar önem verilmediğinden yakınırım. Bu filmde de aynı durum söz konusu fakat bu sefer yan karakterlerin “yan tarafta” durması seyirciyi rahatsız etmiyor. Hayatlarına fazla girilmeden ana karakterleri besliyorlar. Geçmişe dönüş sahnelerinin (eğer Türkçe ifade edilebiliyorsak flashback denmesini sevmiyorum J) zamanlaması oldukça kaliteli seçilerek ekrana aktarılıyor. Bunun yanında, müzik sorunu ile beraber filmin bunalım hali biraz sıkabiliyor. Eğer bu türün sizi bunaltmayacağından eminseniz gönül rahatlığı ile seyredebilirsiniz çünkü ben bu sıkıntıyı zaman zaman yaşadım ve çok fazla odaklanamadım.

Kenan karakterini çok etkili bir performansla canlandıran 1975 doğumlu Serkan Ercan, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı mezunu genç bir sinema ve tiyatro oyuncusu. “Şellale”, “Sır Çocukları”, “Anlat İstanbul”, “Peri Tozu”, “Gölge” gibi bir çok sinema filminde rol alan oyuncu, “Kaygısızlar”, “Yılan Hikayesi”, “Azad”, “Bir İstanbul Masalı”, “Eşref Saati”, “Halil İbrahim Sofrası” dizileriyle TV seyircisinin de beğenisini kazanmıştır. 2008 yılında “Gölge” filmi ile 15. Adana Altın Koza Film Festivali’nde en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülü ve 2010 yılında bu film ile 47. Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi erkek oyuncu ödülünü almıştır. 47. Altın portakal Film Festivali’nde ayrıca en iyi ilk film ödülünü de alan filmin diğer oyuncuları da en az Serkan Ercan kadar takdir topluyorlar.

seyirci-koltugu.blogspot.com

Bizi de Okusana ;) × +