KURTULUŞ KAPISINI AÇMAK



Sevgili kardeşlerim ve değerli okuyucular insanoğlunu yeryüzüne, hikmetinden sual olunmaz yüce rabbimin lütfüyle bir imtihan vesilesiyle yaratıldık ve yeryüzüne gönderildik. Bu gönderiliş tabiî ki, sorgusuz sualsiz yaşayıp heva ve heveslerimizin peşinde koşmak için değildir. Nefislerimizin isteklerine göre değil, rabbimin razı olacağı şekilde ve doğru bir hayatı yaşamak peşinde olmalıdır.

Yani onun emirlerine uygun, yasaklarından uzak durarak yaşanacak bir hayatı tercih etmek peşinde olmalıdır. Buna kısaca salih amel ve güzel ahlakla donatılmış bir hayatı yaşamanın yanında kötülüklerden uzak, nefislerimize, komşularımıza ve diğer tüm canlılara zarar verecek olan her türlü eylemden ve işten uzak durmanın peşinde olmalıdır.

Ancak bu salih amellerin ve güzelliklerin bize Ahirette faydası olması için, Rabbimizin rızasını kazanabilmemiz için, önce onun varlığını idrak edip, ona iman ve teslimiyet göstermek gerekir. Aksi takdirde işlediğimizi ameller, yaşantımızdaki güzel ahlak bizlerin ve dolayısıyla toplumumuzdaki ve dünyadaki huzurumuzun ve güvenliğimizin sağlanmasına katkıda bulunsa da; Ahirette bize bir faydası olmaz.

Bunun için öncelikle yüce yaratanımız olan, bizleri ve tüm canlı cansız varlıkları yoktan var eden varlıkların sahibi ve maliki olan Allah’a giden kapıyı amcalıyız. Bu kapıyı açmakta onun dinine girmekle, yani “Allahtan başka ilah yoktur, Muhammed (s.a.v.) onun kulu ve elçisidir” sözünü ve inancını hem kalben hem de dil ile söylemekle olur. Bunu söyledikten sonra az önce bahsetmiş olduğumuz salih amel, güzel ahlak ve insanlara ve diğer canlılara iyilik etmelerimiz Allah nazarında anlam kazanır.

Birde şöyle bahaneler buluruz kendimize; ben çok kötülük ettim. Artık beni Allah affetmez, benim için çok geç, gibi bahaneler üretiriz kendimize. O kapı bize oktan kapanmıştır. Ya da daha yaşım genç biraz hayatımı yaşayayım da sonra bakarız filan gibi öteleyen bahanelerin arkasına saklanırız. Ya da efendim din ve İslam kıldan ince ve kılıçtan keskin, biz nerde uygularız, tam olarak yaşayamayız, en iyisi hiç uğraşmayalım gibi düşüncelere kapılanlar olabilir. İşte bunlar nefis ve şeytan denen insanın kendi has düşmanlarının argümanlarıdır.

Bunlardan kurtulmak için zararın nesrinden dönersek kardır deyip, bir daha bilerek hataya düşmemek üzere öncesi için tövbe edip Allahın ipine, yani kuran ve Rasülüllah’ın sünnetine sarılmalıyız. Ancak o zaman bize artık kilitli dediğimiz hak kapısı ardına kadar açılacaktır bundan emin olmalıyız. Bunu zaten “ben kuluma şahdamarından daha yakınım” diyerek yüce rabbim kendisi beyan ediyor Kuran-ı Kerimde.

Şu ünlü sihirbazın hikâyesini hepimiz duymuşuzdur. Hani şu ismi Harry Houdini olan sihirbazın adını duymuşuzdur. Duymamış iseniz de internette bu adla yapacağınız bir aramada çıkan sonuçlar size onun ününün büyüklüğünü ispatlayacak ve isterseniz bu hikâyeyi okumanızı sağlayacaktır.

Şimdi gelelim hikâyeye;
İşte bu kilit açma ustası, yanına hiçbir gereç almadan, yalnızca giysileriyle girdiği herhangi bir hapishaneden bir saatten önce kurtulacağını iddia eder ve hep bununla övünürmüş. İngiliz Adalarındaki küçük bir kasabadaki bazı insanlar Houdini´yi iddiasını ispat etmeye davet eder. Houdini kasabanın yeni hapishanesine geldiğinde, hapishanedeki bir hücreye yerleştirilir. İnsanlarda heyecan dersen doruklardır. Kapılar kapandığında kasabalılar hariç herkes onun o hücreden nasıl çıkabileceğini merak etmektedir. Houdini öyle kilitler açmıştı ki bunları açmaması şaşılacak bir durum olurdu. Ama kasabalıların yine de çıkamayacağına dair bir ümitleri vardı...

Houdini´nin kemerinde yirmi beş santimlik bir çelik parçası vardı ve bütün kilitleri onunla açardı. Ancak bütün maharetine rağmen bu kez zorlanmıştır. Anlayamadığı bir şekilde kilit açılmamakta direniyordu...

Yarım saat uğraştıktan sonra, kendine güveni yok olmaya başlamıştı. Bir saat dolduğunda artık kan ter içinde kalmıştı.

İkinci saatin sonunda artık pes etti ve kapının üzerine yığıldı. Ve kapı o anda kendiliğinden açılıverdi.

Kasabalılar hinlik edip kapıyı kilitlememişlerdi. Kapı yalnızca Houdini´nin kafasında kilitliydi. Biraz itse açılacaktı ama kapının kilitli olduğunu düşündüğü için bunu denemeyi düşünmemişti bile. Karşımıza öyle kapılar çıkıyor ki bazen dünyanın koşuşturmacasından bu kapıların kilitli mi yoksa açık mı olduğuna bakmak aklımızdan bile geçmiyor... Eğer bir kilidi açmak size imkânsız gibi geliyorsa biraz düşünmeye vakit ayırın ve gerçek kilidin o olmadığını fark edin...

Hayatın kapıları da aynen böyledir. Kilitli olduklarını düşünüp, açmayı denemediğiniz sürece kilidi açmak için gereksiz ter dökersiniz. Bazen yapmanız gereken tek şey, sadece, şöyle hafifçe dokunuvermektir kapıya...

Bizim için artık çok geç demek yerine bir samimi tövbeyle rabbim bizi affediverecektir. Kilitlidir dediğimiz tövbe ve samimi dua kapısıyla yeniden girmemiz gereken kurtuluş kapısından giriveririz. Ya da bize yıllardır dargın olan komşularımız, dostlarımız ve diğer insanlarla ilişkilerimiz düzelmez diye düşünürken, bir selam vermekle, bir merhaba demekle açılmayacak dediğimiz dostluk, akrabalık ve komşuluk kapıları açılıverecektir. Kim bilir belki zaten kapı açıktır da itilmeyi beklemektedir.

Ne kadar doğrudur, ne kadar yanlıştır bilinmez ama bu hikâyenin insanın kendi başarısını nasıl etkileyeceğini, hayatına nasıl ve ne şekilde istikamet vermesi gerektiğini göstermesi bakımından önemi çok büyüktür. Bence bu aklımızdan hiç çıkarmamamız gereken ibretlik bir hikâyedir.

Yaşamın içinde ibretlik öykülerimiz insanoğlu var olduğu sürece olmaya devam edecek... Kilitsiz bir ömür geçirmeniz dileğiyle... Yüce rabbimin selamı, rahmeti ve bereketi üzerimize olsun. Allah yar ve yardımcımız olsun…

Feyzullah Kırca
Akbaşlar Köyü / Dursunbey


Sevgili kardeşlerim ve değerli okuyucular insanoğlunu yeryüzüne, hikmetinden sual olunmaz yüce rabbimin lütfüyle bir imtihan vesilesiyle yaratıldık ve yeryüzüne gönderildik. Bu gönderiliş tabiî ki, sorgusuz sualsiz yaşayıp heva ve heveslerimizin peşinde koşmak için değildir. Nefislerimizin isteklerine göre değil, rabbimin razı olacağı şekilde ve doğru bir hayatı yaşamak peşinde olmalıdır.

Yani onun emirlerine uygun, yasaklarından uzak durarak yaşanacak bir hayatı tercih etmek peşinde olmalıdır. Buna kısaca salih amel ve güzel ahlakla donatılmış bir hayatı yaşamanın yanında kötülüklerden uzak, nefislerimize, komşularımıza ve diğer tüm canlılara zarar verecek olan her türlü eylemden ve işten uzak durmanın peşinde olmalıdır.

Ancak bu salih amellerin ve güzelliklerin bize Ahirette faydası olması için, Rabbimizin rızasını kazanabilmemiz için, önce onun varlığını idrak edip, ona iman ve teslimiyet göstermek gerekir. Aksi takdirde işlediğimizi ameller, yaşantımızdaki güzel ahlak bizlerin ve dolayısıyla toplumumuzdaki ve dünyadaki huzurumuzun ve güvenliğimizin sağlanmasına katkıda bulunsa da; Ahirette bize bir faydası olmaz.

Bunun için öncelikle yüce yaratanımız olan, bizleri ve tüm canlı cansız varlıkları yoktan var eden varlıkların sahibi ve maliki olan Allah’a giden kapıyı amcalıyız. Bu kapıyı açmakta onun dinine girmekle, yani “Allahtan başka ilah yoktur, Muhammed (s.a.v.) onun kulu ve elçisidir” sözünü ve inancını hem kalben hem de dil ile söylemekle olur. Bunu söyledikten sonra az önce bahsetmiş olduğumuz salih amel, güzel ahlak ve insanlara ve diğer canlılara iyilik etmelerimiz Allah nazarında anlam kazanır.

Birde şöyle bahaneler buluruz kendimize; ben çok kötülük ettim. Artık beni Allah affetmez, benim için çok geç, gibi bahaneler üretiriz kendimize. O kapı bize oktan kapanmıştır. Ya da daha yaşım genç biraz hayatımı yaşayayım da sonra bakarız filan gibi öteleyen bahanelerin arkasına saklanırız. Ya da efendim din ve İslam kıldan ince ve kılıçtan keskin, biz nerde uygularız, tam olarak yaşayamayız, en iyisi hiç uğraşmayalım gibi düşüncelere kapılanlar olabilir. İşte bunlar nefis ve şeytan denen insanın kendi has düşmanlarının argümanlarıdır.

Bunlardan kurtulmak için zararın nesrinden dönersek kardır deyip, bir daha bilerek hataya düşmemek üzere öncesi için tövbe edip Allahın ipine, yani kuran ve Rasülüllah’ın sünnetine sarılmalıyız. Ancak o zaman bize artık kilitli dediğimiz hak kapısı ardına kadar açılacaktır bundan emin olmalıyız. Bunu zaten “ben kuluma şahdamarından daha yakınım” diyerek yüce rabbim kendisi beyan ediyor Kuran-ı Kerimde.

Şu ünlü sihirbazın hikâyesini hepimiz duymuşuzdur. Hani şu ismi Harry Houdini olan sihirbazın adını duymuşuzdur. Duymamış iseniz de internette bu adla yapacağınız bir aramada çıkan sonuçlar size onun ününün büyüklüğünü ispatlayacak ve isterseniz bu hikâyeyi okumanızı sağlayacaktır.

Şimdi gelelim hikâyeye;
İşte bu kilit açma ustası, yanına hiçbir gereç almadan, yalnızca giysileriyle girdiği herhangi bir hapishaneden bir saatten önce kurtulacağını iddia eder ve hep bununla övünürmüş. İngiliz Adalarındaki küçük bir kasabadaki bazı insanlar Houdini´yi iddiasını ispat etmeye davet eder. Houdini kasabanın yeni hapishanesine geldiğinde, hapishanedeki bir hücreye yerleştirilir. İnsanlarda heyecan dersen doruklardır. Kapılar kapandığında kasabalılar hariç herkes onun o hücreden nasıl çıkabileceğini merak etmektedir. Houdini öyle kilitler açmıştı ki bunları açmaması şaşılacak bir durum olurdu. Ama kasabalıların yine de çıkamayacağına dair bir ümitleri vardı...

Houdini´nin kemerinde yirmi beş santimlik bir çelik parçası vardı ve bütün kilitleri onunla açardı. Ancak bütün maharetine rağmen bu kez zorlanmıştır. Anlayamadığı bir şekilde kilit açılmamakta direniyordu...

Yarım saat uğraştıktan sonra, kendine güveni yok olmaya başlamıştı. Bir saat dolduğunda artık kan ter içinde kalmıştı.

İkinci saatin sonunda artık pes etti ve kapının üzerine yığıldı. Ve kapı o anda kendiliğinden açılıverdi.

Kasabalılar hinlik edip kapıyı kilitlememişlerdi. Kapı yalnızca Houdini´nin kafasında kilitliydi. Biraz itse açılacaktı ama kapının kilitli olduğunu düşündüğü için bunu denemeyi düşünmemişti bile. Karşımıza öyle kapılar çıkıyor ki bazen dünyanın koşuşturmacasından bu kapıların kilitli mi yoksa açık mı olduğuna bakmak aklımızdan bile geçmiyor... Eğer bir kilidi açmak size imkânsız gibi geliyorsa biraz düşünmeye vakit ayırın ve gerçek kilidin o olmadığını fark edin...

Hayatın kapıları da aynen böyledir. Kilitli olduklarını düşünüp, açmayı denemediğiniz sürece kilidi açmak için gereksiz ter dökersiniz. Bazen yapmanız gereken tek şey, sadece, şöyle hafifçe dokunuvermektir kapıya...

Bizim için artık çok geç demek yerine bir samimi tövbeyle rabbim bizi affediverecektir. Kilitlidir dediğimiz tövbe ve samimi dua kapısıyla yeniden girmemiz gereken kurtuluş kapısından giriveririz. Ya da bize yıllardır dargın olan komşularımız, dostlarımız ve diğer insanlarla ilişkilerimiz düzelmez diye düşünürken, bir selam vermekle, bir merhaba demekle açılmayacak dediğimiz dostluk, akrabalık ve komşuluk kapıları açılıverecektir. Kim bilir belki zaten kapı açıktır da itilmeyi beklemektedir.

Ne kadar doğrudur, ne kadar yanlıştır bilinmez ama bu hikâyenin insanın kendi başarısını nasıl etkileyeceğini, hayatına nasıl ve ne şekilde istikamet vermesi gerektiğini göstermesi bakımından önemi çok büyüktür. Bence bu aklımızdan hiç çıkarmamamız gereken ibretlik bir hikâyedir.

Yaşamın içinde ibretlik öykülerimiz insanoğlu var olduğu sürece olmaya devam edecek... Kilitsiz bir ömür geçirmeniz dileğiyle... Yüce rabbimin selamı, rahmeti ve bereketi üzerimize olsun. Allah yar ve yardımcımız olsun…

Feyzullah Kırca
Akbaşlar Köyü / Dursunbey

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"