* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

EMİR HAYALİ ÇELEBİ (Gülce-Bahçe)















Derin sevgi harmanında, harmanlanır nice canlar
Serin, bölge ormanında, gölgelenir tüm insanlar
Narin ellerde yunanlar, büyür ter temiz hanlarda
*
Şair ve eren
Mısırda yetişen
Namı Ahmet verilen
Şemseddin diye bilinen
Büyür gelişirde kendisi
Ebü’s Safa okunur künyesi
Babasıdır ki; İbrahim Gülşenî
Meşhur velinin oğlu ve halifesi
Bu eserin, Emir Hayali çelebisi…
*
Bayındır şehirlerden, diyarı Tebriz ilinde
Miladi bin dört yüzün, seksen beşli yılında
Bu gün İran bilinen, Türk Azeri elinde
Narin ellerde yundu, ak kundağına kondu…

Doğduğunda babası, gezer idi attaydı
Allah yoluna davet, vaaz ve irşattaydı
Dede Ömer Rûşenî, hazretse hayattaydı
Narin ellerde yundu, pak kundağına kondu…

Babasının hocası, Dede Ömer Rûşenî
Küçük yaşta göründü, ona bebekler şeni
Velilerden olacak, artır baba neşeni
Dedi müjdeyi sundu, hak kundağına kondu

İlim öğrenip ondan, hazineler bulacak
Ferasetiyle dolup, âlem müştak olacak
Kendisinden çok kimse, nice feyizler alacak
Dedi müjdeyi sundu, bak kundağına kondu
…Akıl yaşta değil baştayken
….Henüz daha çocuk yaştayken
…..Başından geçen hadiseler
…...Onun bu güzel hasletlerini
……Dede Ömer Ruşenî hazretlerini
…….Sözleri istikametinde doğruluyordu…

Eşkıyalar türedi, Sultan Rüstem devrinde
Evleri yağmaladı, ay karanlık her gece
Buna çare olmadı, fevkalade fevrinde
Tedbirler de alındı, çare olmaz şer güce

İbrahim Gülşenî'ye, Tebriz halkı geldiler
Bu bela nasıl kalkar, yardım eder bildiler
Dua destek isterler, yalvar yakar dildiler
İbrahim Gülşenî’den, çare bulmaz şer güce…

“Onlar bu işlerinde, durmadan devam eder
Bu haramilik böyle, bir müddet sürer gider
Zarar bize dokunsa, yakalanırlar biter…
Tedbir budur biliniz, çare almaz şer güce”
…O zaman bir bey, başka bir yere gitmişti.
….Altınlarım, çalınır diye
…..Hanımının içi, pırpır etmişti…

İbrahim Gülşenî'ye, derin bir güven duyup
Tüm mücevheratını, küçük sandığa koyup
Başkaları da dâhil, kollasın da koruyup…
Harami yol bulmasın, çare kalmaz şer güce
…Diye emanet bıraktılar.
*
(H) aramiler bunu duyup, sağa ve sola baktılar
M(A) lı toptan götürmeye, şeytanca fikirler yaktılar
İb(R) ahim Gülşenî hazretlerinin evini bastılar.
Har(A) miler onu öldürmeye, sessizce eve aktılar
Yete(M) edi kılıçları, kılıçları onun hiç canını yakmadı
İbrah(İ) m Gülüşeni’nin gözleri hiç iyi bakmadı
*
Çoluk çocuğu alıp, dışarıya çıktılar
Ahmet Hayali daha, küçücük bir çocuktu
Uyuyorken uykuda, o halde bıraktılar
Hizmetçi yanındaydı, gözler mavi boncuktu
…Kaldıramayınca hiçbir eşyayı yerinden
….Haramiler; İbrahim Gülşenî'ye emanet edilen,
…..Şaşkınlıkları ayyuka çıktı, şok oldular derinden.

…Hizmetçi Onlara;
“Bu kadar denediniz, bir şey alamadınız
Efendime emanet, bir toz çalamadınız
Kendinizde bu gücü, dahi bulamadınız
Hala aklı başında, insan olamadınız”
….Deyince ona saldırdılar
…..Bu sırada yaptıkları gürültüyle
……Uyumakta olan küçük çocuk
…….Emir Hayali’yi uykudan kaldırdılar…

“Başladı bağırmaya babam nerede? ” diye
Babası hemen geldi, cop verdi hizmetçiye
Dedi “git çıkar hemen, onları dışarıya”
“Bismillah” der hizmetçi, vururda haramiye

Başlayacak dediler, başta delik açmaya
Haramiler korkuyla, başladılar kaçmaya
Kaçarken yeltendiler, neredeyse uçmaya
Emir Ahmet Hayali, savururda arkadan
…Elindeki bıçağı;
….Vurur çocuk onunla, bir kaçağı
…..Haramilerden birinin ayağı
……İsabet almıştır da, boşalır kan aşağı…
…….Ayakkabısı düşüp orada kalakalıyor…
*
Ertesi gün olayı duyan emanet sahipleri
E(M) anetlerinin durumunu sordular
Em(İ) ndiler, eşyalarına bir şey olmadığına
Zara(R) görmediğini, çalınmadığını gördüler…

Hayret ki, İbrahim Gülşenî’nin
T(A) lebelerinden bazılarının, bazı eşyaları çalınmış,
Ni(Y) e ki, diğerlerine bir şey olmayıp, onların kiler alınmış?
Cev(A) bı ve hikmeti, İbrahim Gülşenî'den soruldu:
‘Yaka(L) anacak hepsi yarın tez elden
Kesil(İ) p birer uzuvları, mahrum kalacak hepsi birer elden’ denildi.

Çarçabuk yakalandı, ertesi gün haramîler,
G(E) rçekten kimisi öldürüldü,
Öy(L) e ki; kiminin ayağı, kiminin eli kesildi.
Ahm(E) d Hayali; “Yaraladığım kişinin ayağına baksınlar.
Gari(B) im şaşmış haramiyi, bana bıraksınlar” deyince verildi,
Dileğ(İ) kabul gördü, çocuk yaşta Emir Hayali’nin.
*
Adam kendisine bağışlandı
Suçu affetmekte güzel işlerden
Vardır bir bildiği, diyerek hoşlandı,
Harami tövbe etti, oldu dervişlerden…
*
Toplanmıştı çapulcular Şah İsmail çevresinde
Akkoyunlu Devletinin merkezi Tebriz’e yürür
Önce İbrahim Gülşenî, uykuda bir rüya görür
İşi gücünü bırakmış, zalimler kem devresinde

Tebriz’i işgal ederler, gözlerini kan bürümüş
Şah İsmail ve ordusu, ederler her evi talan
Yakarak yıkıyorlardı, olmuyordu sağlam kalan
Nefisleri şeytan olmuş, ta derinlere yürümüş

Yakınlarına anlattı, gördüğü korkunç rüyayı;
“Bela gelmeden gidelim” deyince çıktılar yola
Talebe ve yakınları, hem çok az verdiler mola

Tedbir için almışlardı, çoğu oklarıyla yayı
Hicrete koyulmuşlardı, çocuklar at terkisinde
Kırlar çiçeğe durmuşta, göz çiçeğin nergisinde
*
…Babası İbrahim Gülşenî;
….'Evlâdım, korkuyor musun? ' dedi.
…..Oğul Emir Ahmed Hayalî;
'Babacığım mademki, sizinle beraberim;
Endişe etmiyorum, yok korkudan haberim
Rabbine iman edip, âbid olursa kullar
Onun güvencesinde, diyordu peygamberim”

…İbrahim Gülşenî hazretleri;
….“Yüce Allah’ım seni, korkulardan korusun
…..Arkana bakma!
……Korkuya ışık yakma!
…….İhlas Suresini okumaya devam et” dedi.
Bundan sonrasını da, Emir Hayali söyler:
“Ondan sonra rahatlar, kalbim hep huzur eyler
Artık hiç endişem yok, kalmaz korkuya yollar
Kalbimde yeni bir nur, oluştu güzel şeyler
…İhlâsı her okuyuşumda, kalbim daha bir selamet.

Bir araziye geldik, hep beraber giderken,
Atının terkisinde, binmiştim gidiyordum
Babam yoruluyordu, benle meşgul olurken
Ona hayli sıkıntı, veriyorum diyordum

…Kalbimden;
Keşke şimdi burada, olmasaydım yanında
Rahat etseydi babam, diye de iç geçirdim
Ben bunu düşünürken, döndü bana anında
Pür dikkatle sözünü, kulağıma içirdim

“Ahmetçiğim istersen, birkaç gün ayrıl bizden
Namazını kılasın, terk etmeyesin sakın
Su bulamazsan yolda, az içeri git izden
Su ve yemek bulursun, düşman olursa yakın
…Bu sayede kurtulursun,
….Hem böylece bana ulaşırsın” deyip

Beni oracıkta attan indirdi.
Atını koşturup kaybolup gitti
Geceyse kendine siyah bindirdi
Sahrada karanlıkta, kalmama yetti
…Kâh ayrılık üzüntüsü,
….Kah ne yöne gideceğimi bilemedim.

Şaşkınlık içinde bakıp giderken
Biraz yol gidince, bir ateş gördüm
Daha yaklaşınca, köyden çıkarken
Son ev olan eve, yolumu sürdüm

Ev sahiplerine hemen seslendim
Kapıya çıktılar, misafir oldum
Ben kimim sordular, öyle hislendim
Babamı tanırlar, çok hürmet buldum

Bende hatırladım, sonradan onları
Tebriz’e babama, misafir geldiler
Hediyeler sundu, bize dost yanları
Süt ve kaymak verip, mindere ildiler.

Misafirlik bitip, geriye dönerken
Babamda onlara, hediyeler vermiş;
“Sizler garipsiniz, bilin ki gün erken,
Bakarsınız oğlum, Ahmet size ermiş
…Sizin garibiniz oluverir” demişti.

Kimse anlamadı, bir şey bu sözlerden
Babamdan keramet, dediler bu hale
Daha bir hürmetle, döküldü yüzlerden
Güler yüz yanında, birer parça hale
…Annemin Tebriz’den, ayrılmadan önce
….Kuşağıma koyduğu, altınlardan birini

Ev sahibine çıkarıp verince
Diğerleri de altını görünce
Aralarında fısıltı başladı
Kızgın baktılar, fısıltı durunca

Paranın hırsıyla, üstümü soydular
Eski bir elbise, bulup giy dediler
Otuz altınımı, ceplere koydular
Gece çıkıp gittim, gitmiş hey dediler

Babamdan tarafa, koşa koşa gittim
Peşimden çıktılar, beni çağırdılar
Hızlıca koşarken, yorgunluktan bittim
Bulabilmek için, bana bağırdılar
…Niyetleri kötüydü çok belli ettiler,
….Umutları kesilince, dönüp gittiler.
*
Tam bu sırada
B(E) yaz bir kuzu çıktı önüme
Ta(B) iîdir ki; sevinç düştü gönlüme
Sah(R) ada düştüm onun peşine
Kend(İ) sini göremediğimde, kayıp eyleyerek
Koyma(Z) dı merakta, belli ederdi yerini meleyerek.
*
Yine önüme düştü, bir ormanlığa vardım
Rabbim göndermeseydi, onu ben ne yapardım

Kalbim rahatlamıştım, sabaha kadar gittim
Bir çeşmeye varmıştım, namaza niyet ettim
Kuzuyu da suladım, su isterdi hissettim
Yine önüme düştü, bir ormanlığa vardım

Öğlen olmuştu oldu, su bulduk iki yetim
Abdestimi aldım da, namazaydı niyetim
Kuzu otlardan yedi, ben onunla ot yedim
Rabbim göndermeseydi, onu ben ne yapardım
*
İkindi oluncaya, devam ettikte yola
Namaz için yeniden, verdiydik yine mola
Namazdan sonrasında, yola tekrar koyulduk
İki taze ekmekle, birde peksimet bulduk
…Sahibini bilmediğim için almak istemedim
….Kuzu yanıma yaklaşıp geldi
…..Peksimeti verdim yemeyip geri çekildi
……Ekmeği uzattım yedi.
…….Peksimeti de ben yedim.
……..Ücret olarak sahibi gelirse
………Külahımı veririm dedim.

Yoluma devam ettim, akşam namazı kılıp,
Kuzu yanıma geldi, acayip sesler salıp
Sürtündü kedi gibi, yumuşacık tüylüydü
Sevdim onu, okşadım, kucağıma da alıp
…Yatsı vakti olurdu
….Kuzu yolun bir kenarında durdu
…..Başı ile işaret ederek ‘buradan git’ diye buyurdu.
……Bir lütuftu bu, anladım rabbimden
…….Yoksa bir kuzu ona bakarken
……..Bir anda nasıl kaybolurdu.
*
Gösterdiği yöne dosdoğruca gittim
Kalbime gelmedi hiç ki hiçte korku,
Gece yarısında, bir sestir işittim
Biterdi şüpheler, meraklıca sorgu
…Önden giden üç kişiye yavaşça
….Arkadan yaklaşıp dinlediğim de.

Söylediğim gibi de, kuruttum merakımı
Biri benim hocamdı Muslihuddîn Efendi
Diğerleri dostları, hem yarenlik takımı
Yaklaştım selam verdim, aleykesselam dendi
…Sesimden tanıdılar, elbiseme şaşırdılar
….Anlattım kuzudan başkasını
…..Çünkü; ve başımdan geçen hali sordular.
*
Yatsın su bulamadık, namazı kılacaktık
Aklıma geliverdi, hemen babamın sözü
Dağın ardına döndük, giderken aştık düzü
Önce abdest almaya, bir çeşme bulacaktık

Hem ateş yanıyordu, bu çeşmenin önünde
Abdest aldık, ısındık, imamla namaz kıldık
Dilinmiş ekmek bulduk, yedik uykuya daldık
Yine yola koyulduk, o gecenin gününde

Otuz kadar süvari, çıktılar yolumuza
Birisi öne gelip, hemen halimiz sordu
Hocam; ‘Karaahmed’e, yolcuyuz biz’ diyordu

Belli ki göz dikmezler, para ve pulumuza
‘Kafilemiz önceden, hızlı gidip aktılar
Bizimde yetişmemiz, lazım dedi’ baktılar
*
O kimse hocamı sesinden tanıdı
Öğrendik ki onlar, beni arıyordu
Hocam da tanırdı, bu işin kanıtı
Gördünüz mü diye, bize soruyordu
…‘Onu babası bana emanet etmişti’ dedi.
….Hocam da ‘İşte budur’ diyerek beni gösterdi.

Atından indi de benimle tokalaştı
Bana atını verdi başka bir ata bindi
Hocam yürüyecekti, bana fena bir işti
Ona da at verdi de, benim gönlüme sindi

Bana biraz parayla, verdi bir küçük mendil
‘Eğer olursa yolda, sizlere bir saldıran
Bu mendili gösterin, Mirza Hasan verdi bil
Kimse bir şey yapamaz, olur buna aldıran’

Deyince yolumuza, hızla devam etmiştik.
Babamın kafileye, en tezinden gitmiştik.
…..Onun kafilesini de, Rafızi Eşkıyaları çevirmişler
……Babamı sorup, gözlerini oraya buraya evirmişler
…….Fakat onu görüp dururken, görememişler
……..Kafilesi yola devam ederken buluştuk,
………Birlikte Diyâr-ı Bekir'e ulaştık” diye anlatır…
*
Zulme akıl ermedi
Orda da aman vermedi,
Şah İsmail ve adamları…
Babasıyla birlikte durmadı
Mısır’a yönelmişti adımları...
Mısır’daki Memluklu halkı ve sultan
Kansugavri çok hürmet ve tevazu etti.

Sultan Kansugavri;
İbrahim Gülşenî’ye
Güzel bir medrese yaptı
Onun ilim ve irfanından
Senelerce orada insanlar
Feyizle manevi hayat buldular.

Mısır’a gelince
Yavuz Sultan Selim Han
Gülşenî ile görüştü
Muhabbet ettiler iki can
Birbirlerine hürmet örüştü…

Dört tane de halife
Kırk icazetli talebe
Biri Emir Ahmet Hayali
Bir diğeri de Hasan Zarifi
Anadolu Hisarında metfundur.
Sadık Ali Efendi Diyarbakır’da
Âşık Musa Efendi’de Edirne’dedir.

İbrahim Gülşenî;
Bin beş yüz otuz üçte
Taun’da vefat ederek,
Yüceler yücesine göçtü.
Babasının vefatından sonra
Oğlu Emir Ahmet Hayali geçti
Kendisinin makamına rücû ederek…
*
Tasavvuf ve olgunlaşma yolunda,
Yolunda ilerlemek için yedi gün
Yedi gün kendi halinde
Kendi halinde yalnız kalarak,
Kalarak yüce Allah’ı zikirle
Zikirle, fikirle tevekkül ederek meşgul oldu.
Meşgul olup yedi gün dolduktan sonra
Sonra irşat ve doğru yolu tebliğ makamına oturdu

Makamında oturup babasının
Babasının talebeleri ve sevenleriyle
Sevenleriyle birlik içinde ve beraber olmaya
Beraber olup parçalanmamaya davet etti.
Daveti alan halife ve dervişlerin bir kaçı,
Bir kaçı hariç hepsi bağlılıklarını arz etti.
Etmeyenlerden biriydi Nahifi Halifeydi.
*
Bu konuda Nahifi, bakın ne söylemiştir;
“Hayali’nin babası, vefat edip göçünce
Hayali babasının, makamına geçince,
Karar veremeyerek, gönlümü eylemiştim.

Babasına bağlılık, elinde tövbe yeter
Başka bir lidere, bağlılık lazım gelmez
Demiştim de hocamız, rüyama geldi gülmez
Bu durum geldi bana, ölümden bile beter

Beyaz elbise giymiş, beyaz sarık sarmıştı
Beyaz değil siyahlar, giyer dedim içimden
Niye vazgeçti acep, her dem siyah seçimden

Hatırımdan geçenin, hem farkına varmıştı;
‘Orda siyah giymenin, bil sebebi niçindir
Onun tersine bugün, beyaz giymek içindir’
*
Mübareğin ellerini, öpmek istedim eğilip
Yüzünü çevirdi benden, öptürmediler elini;
‘Hayalinin elini öp, git dinle onun dilini
Yetişecek talebeler, yanlarında eğitilip…

Seninde ondan feyizler, alman lazım’ buyurdular
Tekrar baktığımda gördüm, beyazlar giymiş olan zat
Emir Ahmet Hayalî’nin, kendisi olmuştu bizzat
Bağlılığımı bildirdim, sözümü duyup durdular

Bu yanlışımı gösteren, güzel rüyadan uyandım
Niyet ettim talebesi, hem halifesi olmaya
Tasavvufun merhalesi, yüksek derece bulmaya

Sabaha kadar sabredip, beklemeye zor dayandım
Gördüğüm rüyayı bildi, dikkatle baktı şu göze;
‘Babamdan işaret aldın, yoksa gelmiyordun bize’
*
Diye eğilip söyledi, bildiğini kulağıma…
Başkaların başına da, geldi bunun gibi haller
Birkaç tanesini duydum, anlatıyorlardı diller
Kulağımı kabartımda, soluma ve de sağıma…”

…Emir Ahmet Hayali
Bin beş yüz kırk iki de, hac yoluna yürüdü
Hac görevini yaptı, gönlü huzur bürüdü

Peygamberimizin, kabrini de ziyaret etti
Onu bu ziyaret, sevinçlere boğmaya yetti.
Bin beş yüz elli beşte, acaba nasıl şehir?
Diye merak ederek, İslam bol şehre gitti
…Kudüs, Şam ve Halep yoluyla
….İstanbul’a gelerek, altı ay ikamet etti.
…..Sonra tekrar Mısır’a döndü…..
*
Bin beş yüz altmış dokuz yılında
İman ve ihlâsın nuru alında
Bu fani olan kısa hayat yolunda
Memluklu halkının sevgi dolu kolunda
Mısır diyarında, yüce Mevla’ya kavuştu
*
Hayattayken her zaman, güzel şey anışmıştır
Faydalı konularda, tesirli konuşmuştur
Sözlerinde incelik, zarafet uçuşmuştur
Manası derin olan, dilden manzum savuştu
…İnce manalı ve ilahiyat imalı şiirleri
….Şiirlerinin bulunduğu Divan’ı vardır…
…..İşte bizim böyle de Çelebilerimiz vardır.
……Yanlış ve hatalarımızdan dönmez isek
…….İzlerinde gitmez isek, iki dünya bize dardır…

Feyzullah Kırca
Akbaşlar Köyü / Dursunbey

Bizi de Okusana ;) × +