30. İstanbul Film Festivali onuncu gününde "abla" iki film izler: Elisa K, Çınar Ağacı

11 Nisan 2011 Pazartesi günü 11:00 seansı boş "abla", kendisini grafikçi olarak etkilemiş ustalardan biri Mengü Ertel'in 80. doğum 11. ölüm yıldönümü dolayısıyla, Yapı Kredi'de, 23 Nisan'a dek açık, "tepe tepe kullanıyorum hülyalarımı" başlıklı sergiyi gezer. Pakistan İslamabad'daki Şah Faysal Camii'nin 23m x 60m ölçekli, rahmet ve bereket konulu kıble duvarı taslakları, -şimdiki grafikçilerin akıl sır erdiremeyeceği ustalıkla elle yazılmış, çizilmiş, renklendirilmiş- logolar, kitap kapakları, tiyatro afiş ve dekorları... önlerindeki camekanlara yerleştirilmiş eskizleriyle birlikte sergilenmekte.

Ustanın iki yeleği yanısıra, kullandığı
-yan yüzündeki etikette ETİKETLER - KLİŞELER - SPATÜL BANTLAR yazılı, turuncu kapaklı Agfa-Gevaert fotoğraf kâğıdı kutusu, kamış kalemler, boyalar, şablonlar, mozaik etkili İstanbul Film Festivali afişi için kullandığı renkli bantlar... her türden- malzeme, Mengü Ertel'in '48-49'da akademiye girişinden 10 yıl sonra Dünyaya gelen "abla"yı derinden etkiler.

TV2'nin Sanat İnsanları programında konuşurken, -her ikisi de "abla"nın hocası olmuş- "Sabri Berkel ve Edip Hakkı Köseoğlu atölyeleri aynı salondaydı, ortadan tebeşirle çekilen bir çizgiyle ayrılırdı..." diye anlatır Ertel, "...şövaleler birbirine o kadar yakın dururdu ki, desenini çizdiğimiz heykeli ancak 15 cm'lik aralıktan görebilirdik." Adalet Cimcoz'un kurduğu Maya Sanat Galerisi'nin yarattığı sanat ortamından söz ederken "...bugün bakıyorum," der usta, "iletişim olanakları o kadar gelişmiş ki insanlar bir araya gelemiyor."

İspanya 2010 yapımı Elisa K: Yönetmenler Judith Colell ve Jordi Cadena, oyuncular Aina Clotet, Clàudia Pons, Lydia Zimmermann... Film öncesi perde önüne gelen Judith Colell, "dolu salon görmek çok etkileyici" der, "eşim Cadena ile birlikte bir film yönetmek istiyorduk ama stillerimiz çok farklıydı, Elisa K'da birlikte çalıştık; eşim siyah-beyaz, ben renkli bölümleri yönettim, film geçen sene San Sebastian'da Jüri Özel Ödülü alınca çok memnun olduk."

Beethoven'in tanınmış bestesi Für Elise ile başlayıp biten filmin, siyah beyaz ilk kısmı, ağabeyi ve kızkardeşiyle, taşradaki annelerinden kentteki babalarının yanına gittikleri hafta sonlarından
birinde, babasının arkadaşının tecavüzüne uğrayan 10 yaşlarındaki Elise'yi anlatır. Ağlayan Elise'yi susturmak için adam, susarsa ona gümüş bir bilezik vereceğini söyler.

Olayı hemen, tamamiyle unutan Elisa, yurtdışına okumaya gittiği kentte, bir gün TV'de duyduğu müzik üzerine 14 yıl, 4 ay, birkaç gün önceki tecavüzü birden hatırlar; bir sinir krizi ardından yatıştığında annesini arar "bana yardım et!" der, "korkunç bir şey hatırladım..."

Film sonrası söyleşi için yeniden perde önüne gelen
Judith Colell, ilk, "bu filmi yaparken nereden yola çıktınız, sizce yeni bir bakış açısı getirdiniz mi?" sorusunu, "Lolita B...'nin kitabı sadece çocuk istismarını değil, aklımızın da nasıl çalıştığını anlatıyor. Eşimle okuduğumuzda daha başta, 5. sayfada bizi şoke eden Elisa biraz sonra tecavüze uğrayacak ve bunu hatırlamayacak! cümlesi üzerine filmi çekmeye karar verdik. Festivallerde benim de başıma geldi diyenler oluyor... Biz bir genç kızın nasıl hatırladığını işledik."

"Film öncesi çocuk istismarı hakkında ne düşünüyordunuz, şimdi ne düşünüyorsunuz?"
sorusunu "önce de sonra da en korkunç şey olduğunu düşünüyorum, çünkü insanın çocukluğunu mahveden birşey,
ben bu kadar yüksek bir oran, İspanya'da %20, olduğunu bilmiyordum... Tacize uğrayan insanlar, bazen hatırladıkları halde utanıp konuşmuyorlar, bu konuda bir şey yapabilecek güçlü insanlar da fazla konuşmuyor" diye yanıtladıktan sonra İngilizcesi için özür dileyen yönetmen, "festivallere katıldıkça gelişiyor..." der.

Filmde kızın ailesinin tepkisini az bulan izleyici, kitapta da böyle olup olmadığını sorar; yönetmen "kitapta da aynı, babaları daha çok rahatsız ediyor, anneler de açık bir şey olmadığı için ne yapacaklarını bilemiyorlar, çocuklar sessizleşiyor, okula gitmek istemiyorlar. Genç Elisa'nın, babasına Martin Luther King'den, onun yürekli bir adam olduğundan söz etmesi bir işaret, hatırladın mı? sorusu ise, o zamanı hatırladın mı? anlamında..." diye yanıtlar.

"Küçük Elisa'yı oynayan oyuncuya konuyu, onu koruyarak nasıl anlattınız?" bilmek isteyen izleyici, yönetmen tarafından "çok akıllı bir kızdı, biz anlatırken, Elisa tecavüze uğradı, ben de aptal değilim dedi. Kızlar daha akıllı, oğlumun haberi yokken kızım herşeyden haberli..." diye yanıtlanır.

Son, "çok rahatsız eden bir hikâye, tecavüzcünün ağzından anlatılsa, zamanla suçluluk duyar mıydı, onu nasıl cezalandırırdınız?" sorusu, yönetmence, "bence çok iğrenç, korkunç bir adam, hakkında bir film yapılmasını haketmiyor" diye yanıtlanır, "benim için öyle ama yine de böyle düşünmek istemiyorum, herkesin iyi ve kötü yanları var, bence böyle bir şey yaptığını hiçbir zaman hatırlamayacak..."

İki haftadır Atlas'ın yanıbaşındaki CineMajestic salonunda kaç kişiye oynadığını kestiremediği filmin, Beyazperde sitesindeki yorumlarına bakan "abla", %60 gülen surat, %9 asık surat ve %31 de kararsız surat ile kabaca fikir veren Türkiye 2011 yapımı Çınar Ağacı'nı kızkardeşiyle izler. Jürinin yerini aldığı tıklım tıklım salonda, Ulusal Yarışma adayı filmin gösterimi öncesinde perde önüne gelen yönetmen Handan İpekçi, "umarım samimi duygularım size de geçer" der, "benim için sinema her şeyden önce yönetmenin duygularını aktarmalıdır". Oyuncular Nurgül Yeşilçay, Celile Toyon, Deniz Deha Lostar, Settar Tanrıöğen, Ragıp Savaş, Nejat İşler...

Babam Askerde ile Büyük Adam Küçük Aşk filmleri beğendiği İpekçi'nin bu son filmi, hem "abla" hem de kızkardeşi için hayâlkırıklığıdır:
Sandığındaki teneke kutuda aşk mektuplarını sakladığı, halâ sevdiği ama ne mekân(lar)da ne de çocuklarının anılarında yeri olmayan sevgili kocasının değil, sabahları karşısında selam durduğu Paşa'nın koca fotoğrafını oradan oraya sürükleyen, hem olgun bilge bir anne, hem kötü kaynana, hem söz dinlemeyen güvenilmez bir ihtiyar, hem salıncak sırasını torununa vermeyen şakacı anneanne; bir ihtiyarla ilgili ne kadar yargı varsa -sanki- birer post it'e yazılmış, karakterin/oyuncunun üzerine yapıştırılmış.

Biri solcu, diğeri sümsük iki erkek, biri ev hanımı, diğeri bir kaç dil bilir iki kız, d
ört evlât, dengeleyemedikleri kendi yaşamlarında oradan buraya taşıdıkları anneleri için sonunda, -kadının elini öpüp çıktıkları bahçede dördü birden ağlaşırlarsa da- bakımevi seçeneğinde birleşirler. En küçük torun, filmin -tribüne oynayan- önemli kozu Barış'ın protestosu anneanneyi bakımevinden "kurtarır"sa da, artık çok geçtir!
11 Nisan 2011 Pazartesi günü 11:00 seansı boş "abla", kendisini grafikçi olarak etkilemiş ustalardan biri Mengü Ertel'in 80. doğum 11. ölüm yıldönümü dolayısıyla, Yapı Kredi'de, 23 Nisan'a dek açık, "tepe tepe kullanıyorum hülyalarımı" başlıklı sergiyi gezer. Pakistan İslamabad'daki Şah Faysal Camii'nin 23m x 60m ölçekli, rahmet ve bereket konulu kıble duvarı taslakları, -şimdiki grafikçilerin akıl sır erdiremeyeceği ustalıkla elle yazılmış, çizilmiş, renklendirilmiş- logolar, kitap kapakları, tiyatro afiş ve dekorları... önlerindeki camekanlara yerleştirilmiş eskizleriyle birlikte sergilenmekte.

Ustanın iki yeleği yanısıra, kullandığı
-yan yüzündeki etikette ETİKETLER - KLİŞELER - SPATÜL BANTLAR yazılı, turuncu kapaklı Agfa-Gevaert fotoğraf kâğıdı kutusu, kamış kalemler, boyalar, şablonlar, mozaik etkili İstanbul Film Festivali afişi için kullandığı renkli bantlar... her türden- malzeme, Mengü Ertel'in '48-49'da akademiye girişinden 10 yıl sonra Dünyaya gelen "abla"yı derinden etkiler.

TV2'nin Sanat İnsanları programında konuşurken, -her ikisi de "abla"nın hocası olmuş- "Sabri Berkel ve Edip Hakkı Köseoğlu atölyeleri aynı salondaydı, ortadan tebeşirle çekilen bir çizgiyle ayrılırdı..." diye anlatır Ertel, "...şövaleler birbirine o kadar yakın dururdu ki, desenini çizdiğimiz heykeli ancak 15 cm'lik aralıktan görebilirdik." Adalet Cimcoz'un kurduğu Maya Sanat Galerisi'nin yarattığı sanat ortamından söz ederken "...bugün bakıyorum," der usta, "iletişim olanakları o kadar gelişmiş ki insanlar bir araya gelemiyor."

İspanya 2010 yapımı Elisa K: Yönetmenler Judith Colell ve Jordi Cadena, oyuncular Aina Clotet, Clàudia Pons, Lydia Zimmermann... Film öncesi perde önüne gelen Judith Colell, "dolu salon görmek çok etkileyici" der, "eşim Cadena ile birlikte bir film yönetmek istiyorduk ama stillerimiz çok farklıydı, Elisa K'da birlikte çalıştık; eşim siyah-beyaz, ben renkli bölümleri yönettim, film geçen sene San Sebastian'da Jüri Özel Ödülü alınca çok memnun olduk."

Beethoven'in tanınmış bestesi Für Elise ile başlayıp biten filmin, siyah beyaz ilk kısmı, ağabeyi ve kızkardeşiyle, taşradaki annelerinden kentteki babalarının yanına gittikleri hafta sonlarından
birinde, babasının arkadaşının tecavüzüne uğrayan 10 yaşlarındaki Elise'yi anlatır. Ağlayan Elise'yi susturmak için adam, susarsa ona gümüş bir bilezik vereceğini söyler.

Olayı hemen, tamamiyle unutan Elisa, yurtdışına okumaya gittiği kentte, bir gün TV'de duyduğu müzik üzerine 14 yıl, 4 ay, birkaç gün önceki tecavüzü birden hatırlar; bir sinir krizi ardından yatıştığında annesini arar "bana yardım et!" der, "korkunç bir şey hatırladım..."

Film sonrası söyleşi için yeniden perde önüne gelen
Judith Colell, ilk, "bu filmi yaparken nereden yola çıktınız, sizce yeni bir bakış açısı getirdiniz mi?" sorusunu, "Lolita B...'nin kitabı sadece çocuk istismarını değil, aklımızın da nasıl çalıştığını anlatıyor. Eşimle okuduğumuzda daha başta, 5. sayfada bizi şoke eden Elisa biraz sonra tecavüze uğrayacak ve bunu hatırlamayacak! cümlesi üzerine filmi çekmeye karar verdik. Festivallerde benim de başıma geldi diyenler oluyor... Biz bir genç kızın nasıl hatırladığını işledik."

"Film öncesi çocuk istismarı hakkında ne düşünüyordunuz, şimdi ne düşünüyorsunuz?"
sorusunu "önce de sonra da en korkunç şey olduğunu düşünüyorum, çünkü insanın çocukluğunu mahveden birşey,
ben bu kadar yüksek bir oran, İspanya'da %20, olduğunu bilmiyordum... Tacize uğrayan insanlar, bazen hatırladıkları halde utanıp konuşmuyorlar, bu konuda bir şey yapabilecek güçlü insanlar da fazla konuşmuyor" diye yanıtladıktan sonra İngilizcesi için özür dileyen yönetmen, "festivallere katıldıkça gelişiyor..." der.

Filmde kızın ailesinin tepkisini az bulan izleyici, kitapta da böyle olup olmadığını sorar; yönetmen "kitapta da aynı, babaları daha çok rahatsız ediyor, anneler de açık bir şey olmadığı için ne yapacaklarını bilemiyorlar, çocuklar sessizleşiyor, okula gitmek istemiyorlar. Genç Elisa'nın, babasına Martin Luther King'den, onun yürekli bir adam olduğundan söz etmesi bir işaret, hatırladın mı? sorusu ise, o zamanı hatırladın mı? anlamında..." diye yanıtlar.

"Küçük Elisa'yı oynayan oyuncuya konuyu, onu koruyarak nasıl anlattınız?" bilmek isteyen izleyici, yönetmen tarafından "çok akıllı bir kızdı, biz anlatırken, Elisa tecavüze uğradı, ben de aptal değilim dedi. Kızlar daha akıllı, oğlumun haberi yokken kızım herşeyden haberli..." diye yanıtlanır.

Son, "çok rahatsız eden bir hikâye, tecavüzcünün ağzından anlatılsa, zamanla suçluluk duyar mıydı, onu nasıl cezalandırırdınız?" sorusu, yönetmence, "bence çok iğrenç, korkunç bir adam, hakkında bir film yapılmasını haketmiyor" diye yanıtlanır, "benim için öyle ama yine de böyle düşünmek istemiyorum, herkesin iyi ve kötü yanları var, bence böyle bir şey yaptığını hiçbir zaman hatırlamayacak..."

İki haftadır Atlas'ın yanıbaşındaki CineMajestic salonunda kaç kişiye oynadığını kestiremediği filmin, Beyazperde sitesindeki yorumlarına bakan "abla", %60 gülen surat, %9 asık surat ve %31 de kararsız surat ile kabaca fikir veren Türkiye 2011 yapımı Çınar Ağacı'nı kızkardeşiyle izler. Jürinin yerini aldığı tıklım tıklım salonda, Ulusal Yarışma adayı filmin gösterimi öncesinde perde önüne gelen yönetmen Handan İpekçi, "umarım samimi duygularım size de geçer" der, "benim için sinema her şeyden önce yönetmenin duygularını aktarmalıdır". Oyuncular Nurgül Yeşilçay, Celile Toyon, Deniz Deha Lostar, Settar Tanrıöğen, Ragıp Savaş, Nejat İşler...

Babam Askerde ile Büyük Adam Küçük Aşk filmleri beğendiği İpekçi'nin bu son filmi, hem "abla" hem de kızkardeşi için hayâlkırıklığıdır:
Sandığındaki teneke kutuda aşk mektuplarını sakladığı, halâ sevdiği ama ne mekân(lar)da ne de çocuklarının anılarında yeri olmayan sevgili kocasının değil, sabahları karşısında selam durduğu Paşa'nın koca fotoğrafını oradan oraya sürükleyen, hem olgun bilge bir anne, hem kötü kaynana, hem söz dinlemeyen güvenilmez bir ihtiyar, hem salıncak sırasını torununa vermeyen şakacı anneanne; bir ihtiyarla ilgili ne kadar yargı varsa -sanki- birer post it'e yazılmış, karakterin/oyuncunun üzerine yapıştırılmış.

Biri solcu, diğeri sümsük iki erkek, biri ev hanımı, diğeri bir kaç dil bilir iki kız, d
ört evlât, dengeleyemedikleri kendi yaşamlarında oradan buraya taşıdıkları anneleri için sonunda, -kadının elini öpüp çıktıkları bahçede dördü birden ağlaşırlarsa da- bakımevi seçeneğinde birleşirler. En küçük torun, filmin -tribüne oynayan- önemli kozu Barış'ın protestosu anneanneyi bakımevinden "kurtarır"sa da, artık çok geçtir!

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"

BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILARIN YASAL HAK VE SORUMLULUKLARI YAZARLARA AİTTİR.