HAMDULLAH HAMDİ ÇELEBİ (Gülce-Bahçe)















Dil şakıyan kekliktir, duy! Sesi dağlar döşer
Tarihin sahnesine, üçler beşler yediler
Allah dostu erenler, nice yarenler düşer
Birisi daha geçti, geçer bak çelebiler
…Bin dört yüz kırk dokuz yılında
….Doğduğu yer Bolu’nun Göynük kasabası
…..İstanbul’un manevi fatihi
……Akşemseddin hazretleriydi babası

Osmanlı âlimlerinden Hamdullah Hamdi Çelebi
Akşemsettin oğulların, sevgili küçük kardeşi
Hazreti Ebu Bekir’e ulaşır soyu nesebi
Devrinin öncülerinden, âlimlerinden ündeşi
Babası seviyesine çıkmak bilginlik payesi
Hayırlı bir evlat olmak, her şeyden önce gayesi
‘Muhammed Hamdullah Hamdi’ diye bilinir künyesi
Yedi kat gökleri delmek, hakka varmak nihayesi…

Babası Akşemsettin özel alaka verdi
İlimlerden bin ilim, güzel ahlakta derdi
Bildiğini önüne, hem ki ardına serdi
Kalanı bulsun diye, ufkuna yol gösterdi

*

İlk
Ve temel
Eğitimini
Alırken babasından
Baba sevgisi alıyorken
Dünyalık sevgilerin en hasından

On
Belki de
On iki yaşı
Hayatının baharı
Fani ömrünün daha başı
Babasının vefatı üzerine
Dökülmüştü, damla damla gözyaşı…

Son
Görevde
Hüzün yüklendi
Titreyen sözlerine,
Yeni siyahlaşmakta olan
Kaşları birbirine kilitlendi…

*
Sen ki benim babamsın, yolum gösteren elsin

Osmanlı devletine, kapılar açan dilsin
Rabbim cümle kullara, sonsuz hidayet versin
Gösterdiğin hak yolda, ruhum göğe yükselsin
…Dediği babasından yetim kalsa da
….Maddi ve manevi zorluklara düçar olsa da
…..Her şeye rağmen
……Mükemmel bir tahsil almayı başardı.

Yaşanacak günlere göğüs gerdi sağıyla soluyla
Hizmet etti insanlığa, mübarek eliyle koluyla
Âlim, arif ve şair olacağını keşif yoluyla
Babası Akşemseddin çok önceleri haber vermişti.
…Babasının öngörüsüne erişmeye
….Yüzünü kara etmemeye
…..Tüm emeğini çabasını dermişti.
……Din ve fen ilimleriyle
…….Edebiyat ve şiirde söz sahibi oldu
……..Kendine has ve özgün diliyle…

Bursa da eğitim vermekte olan ilim yuvaları
Çelebi Sultan Mehmet ve Yıldırım Beyazıt Hanların
Adlarını taşıyan güzide medrese mekânların
Müderrisliğinde yapmıştı tasavvuf inzivaları
…Mesnevîleri hazırlamaya buralarda başlamıştı
….Aşkın dehlizlerinden çıksın diye
…..Ufukların dalgalarını denizi taşlar gibi
……Kalemiyle diliyle, gece gündüz taşlamıştı….
*
Mirasyedi ömrümüzün, içinden gelip geçerken
Haylaz vakitleri bırak, hayat felsefeni danış,
Gönlümüzde yankılanır, yankılarıyla aldanış
Güneşli bahçelerinden, geçelim daha yol erken

Mahşerin atlısı gibi, gelmesin peşlerden hüzün
Hangi yana kaçsak da, varışımız yaratan yar
Bize o rahmandan başka, gideceğimiz her yer dar
İlahi mabudu aşka, varmaya yaş dolsun gözün

Yaşamın tam ortasında, duaya dursun hep diller
Nur ışıklı gecelerde, sonsuz aşkları koyarak
Zikirler yükselsin arşa, özlemle tespih sayarak

Vuslat gününe varmaya, yansın kalplerde kandiller
Gönül derinlerimizde, karanlık düşler gezerken
Kendimizi kandırmayıp, biz bize gelelim erken

*
Aşka
Gelelim
Dercesine
Kendini verdi,
Tasavvufa girdi.
Özünde yetişmeye
Yanıp yanıpta pişmeye,
Gönlü gönlünü yercesine;
Rabbin dostluğuna erişmeye,
Bilimlerde seyyah olup gezmeye,
Sevda sarnıcına koşmaya başladı.


Bir gece
Rüyasında
Gerçek gibice,
Babasını gördü.
Sebep oldu aldığı
Bu rüyasındaki özlü
Ve yol gösteren nasihatler
Görünmez âleme seyahatler
Onun inzivaya çekilmesine…
Hızla tükenen kısacık ömürde
Sevdaya hızlı koşmaya başlamasına…
*
…Sebep oldu.
….Babası Akşemseddin ona;
Ahret hazırlığına artık koşulmasını
Gönülden alçalarak cana doyulmasını
Bunu içinde hemen yola koyulmasını
Hemen de Kayseri’ye tez ulaşılmasını,
…Şeyh İbrahim Tennüri’ye varıp
….Teslim olmasını nasihat etmişti.
…..Hamdullah Hamdi Çelebi, rüyasından uyandığında
……Adeta kendinden geçmişti,
…….Bu rüya gönlünün daha çok yanmasına yetmişti.

Kayseri’ye gitmek için, hazırlıklara başladı.
Yolculuğa çıkmak için, gönülden anı taşladı
Tam bu esnada aniden, Tennüri Bursa’ya geldi
Hamdullah Hamdi Çelebi, emrine koşmayı bildi
…Babasının nasihatine uyarak
….Hemen sohbetine teslim oldu.
…..İbrahim Tennüri ona dönüp;
……‘Seni bana gönderen, beni de sana gönderdi’
…….Dedi ve Bursa’ya geliş sebebini müjdeledi.
*

(H)amdullah Hamdi Çelebiye
K(A)yseri’ye hemen gitmesini
He(M)en kısa bir müddet sonrasında
Ken(D)isinin de oraya geleceğini söyledi.
Sorg(U)lu bir ömrün geçen hikâyesini düşleyerek
Zikir(L)i sözlerle dilini işleyerek
Lütfey(L)e bize de inayetini ya rab diyerek
Hamdull(A)h Çelebi şöyle bir kendince titrer derinden
Ben derga(H)ına kor ateşler yağarken

(H)em Kayseri’ye ulaşılmıştır tez elden
V(A)rlık kendini inkâr edemezdi, edemedi ezelden
Tü(M) güllere ve gülmelere bedeldi bu sevda
Ham(D) ederek yaratana, koşarak güler şahı peşinden
Hakd(İ)nin tebliğcisi, efendiler efendisinin izinden

(Ç)alışarak hocası İbrahim Tennüri ile birlikte
D(E)rsini bir tamam eyledi,
Bi(L)erek hizmet ve sohbetini canına minnet
Tev(E)ccühü ve terbiyesi ile olgunlaşıp kazanarak zihniyet
Bile(B)ildi elbet, ilim ve irfanla dolmayı
Bileb(İ)ldi elbet onun halifesi olmayı…

*
Hocasının izni ile Göynük’e gelerek yerleşti
Belki de özüne şimşek çakan uğurlu sayı beşti
Kül kendi zerrelerini, gizleyemez olmuş gönülde
Yazmaya özlemler, kâğıda mürekkep aşkı depreşti
…Türk edebiyatında batı Türkçesiyle
….İlk defa yazdı beş adet mesnevi hamse
…..Hamse beşleme demektir budur hadise…
……Değişik konularda beş adet eser
…….Divan edebiyatı şairlerinin hangilerinde var ise
……..O şair ki; hamse sahibi, önemli bir şairdir.
………Beş ayrı eserin bir araya gelmesiyle oluşan
……….Büyük ve hacimli esere verilen addır hamse…

Hamsenin Divan Şiirinde önemli bir yeri vardır
Daha değişik bir ifadeyle söyleyecek olursak
Bir ifadenin sesli haykırışıyla söze durursak
Sözün anlamı okuyan dilin anladığı kadardır
…Özünde hamse;
….Divan şairleri tarafından
…..Mesnevi şeklinde yazılan
……Beş kitaptan meydana gelen bir takım demektir…

*
Mesnevîleri arasında en çok
En çok Yusuf ve Zelîha’sı beğenildi
Beğenildi Leyla ve Mecnun da dahası
Dahası meşhur etti onu bu ikisi
İkisi ve diğer eserleri kendi zamanında
Anında ve sonraki zaman ve asırlarda okundu.

Dokunda dudaklarda nakış nakış, ilmek ilmek
Bilmek ve söylemek gerek özellikle
Özellikle Yusuf ve Zeliha’sı en güzeli
En güzeli kabul edildi o zamana kadar yazılan eserlerin
Eserlerin dili ve üslubu bakımından

*
Bu eserinin
Ön söz bölümündeki
Saygın babası
Akşemseddin’i veli
İle ilgili
Bir menkıbesindeki
Gerçek olayı
Şöyle ifade eder:
*
Gökyüzünde yıldızlara, turnalar uçar giderdi
Akşemseddin hazretleri, her zaman şu sözü derdi,
“Şu benim küçücük oğlum Muhammed-i Hamdi yetim
Şu benim Rabbimin son ki hediyesi bidayetim

Zelil kalmasa şu mihneti, çokça dünyadan göçerdim
Vuslata çağıran ilahi şerbeti, hiç düşünmeden içerdim”
…Diye söylenirken Hamdi Çelebi’nin babası
….Valide sultanı babası Akşemseddin’e dönünce
…..“Göçerdim dersin durursun,
……Ama yine de göçmezsin” deyince…
…….Akşemseddin Hazretleri “Göçelim!” buyurdu.

Göynük kasabasına yaptırdığı mescide
Girip çocuklarına, vasiyetini yaptı
Sonra yakınlarından, helallikleri kaptı
İçten bir his ve sesle, çağıran sese gide
…Ve Yasin suresini okumaya başladı
….Sünnet üzere yatıp
…..Yanına da iman ve Salih amelini katıp
……Ruhunu Hak teâlâya teslim eyledi…
…….Zikredilen manzumenin ilk mısrasında
……..Hamdullah Hamdi çelebi,
………Babasının bu kerametine işaret eyledi
*
Edebi sahada, ortaya koyduğu
Şiirsel mısralarla geceyi okşuyor
Yazarken büyükte, bir haz duyduğu
Manzum eserlerle, her beyit coşuyor

Bir söz sağanağı, dudağa bal şerbet
Sözün başı Allah, tamamı şahadet
Dünyada kullar ki tutar kısa nöbet

*
…………………..On beşinci asırda
………İlim, irfan ve edebiyat dünyasının
…………...En seçkin şahsiyetlerindendi…
Özellikle edebi sahadaki otaya koyduğu
Manzume eserlerle tanınıp ahalinin duyduğu
Zamanın İslam kültürü ve irfanına hep uyduğu
Pek samimi bir şekildeki bir üslupla aksettiren
……Sayılı ve seçkin bir Osmanlı münevveriydi…

Yaş süzülüp gözlerinden ıslatırken yanaklarını
Dökülüp önüne, insanlar saçlarını seyrederken
Sayarken teker teker, sona yaklaştıran aklarını…
Derken bu gelen sonun başlangıcı bize geldi erken
…Hamdullah Hamdi çelebi
….Babasının tabiriyle Muhammed Hamdi çelebi
…..Hayatının sonuna kadar hep münzevi yaşadı…
……Umumiyetle eserlerinden kazandığı parayla
…….Geçimini temin ediyordu
……..Tutumlu oluyordu,
………Özen ve itinayla
*
Tepelerden derelere, sular seller çağlıyordu
Ebeveynler bebelere, dilim ekmek yağlıyordu
Aşık Hamdi çelebiyse, aşka yürek dağlıyordu
Ömür dediğin şey ne ki; sanki gün sağılıyordu
…Bir ara Anadolu’ya gelen
….Meşhur Abdurrahman Cami ile görüştü
…..Onunda sohbetlerinden istifade etti.
…...Eserlerine ondan aldığı feyiz de aksetti
……İzi düştü
…….Özü düştü
…….Bakışının gözü düştü…

Cami’yi taklit etmiştir, diyerek tenkit edenler
Susuz kuyuya kovayla, koşar adımla gidenler
Sisli dağlarda kaybolan, arayıp bulunamayan
Kurtların yemiş olduğu, kara koyunu güdenler
…Olduysa da normaldir,
….Bakıldığında eserlerindeki tasvirler orijinaldir
…..Okunuşu pek lezzetli
……Kendi şahsına formeldir….

Almış olduğu derinlik ve genişlik muhtevalı
Din, felsefe, tasavvuf kültürü ve edebiyatın
Potasında tam pişerek, her hatıra bir gül dalı
Olarak olgunlaşmıştı dolmuştu gönlü Ferhat’ın
…Ve eserler telif etmişti.
….Mesnevilerinde dini ve ahlaki konuları
…...Tasavvufi olgu görüşleri sunuları
……Ve incelikleri pek güzel bir üslupla işlemişti.

*
Kutlu sevdayla
Sarılmıştı Çelebi.
Eş değer ayla
Kendisinin edebi
Eserlerinde
Az da olsa bulunmaz
Yapmacık üslup
Ol deyince olunmaz
Ara ki; yoktur
Ara ki; bulamazsın…
İstersen ara!
Ara mumla, çırayla…

Pek kıymetlice
Bir kültür yadigârı
Kopsa fırtına
Hep var olup vakarı
Sen fıtratına
Sunmuştur edip, varı…
*
…Hamdullah Hamdi Efendi
Gül yanaklı gül yüzüne, indirir gökten ayı
Dilinden eksik etmeden yaratanına duayı
Bin beş yüz üç senesinde, arzın Göynük diliminde
Son nefesle bir kez daha, koklamıştı son havayı
…Arzı terki diyar ederken
….Güler yüzle selamlamıştı, can alıcı meleği
…..Melekte onu selamlar, vuslata ererken…

Babası teninde vardı, ona meyil, aşk tortusu
Bu sebeple vardı diye, ondan ayrılık yortusu
…sebep bu olsa gerek,
….Muhammedi yetim dediği küçük oğluna
…..Daha bir sevgiyle dolsa gerek…

Aynı yere, aynı il’e, aynı atan gönüllere
Babasının bulunduğu, kabre yakın bir kabire
…Hemen yanı başına defnedildi.
….Yolu yol, istikameti ve tasavvufi inancı
…...Mer daim murat edildi…

Ondaki tevazusu, görün başındaki taç
Alçak gönüllülükle, hoş görü denen ilaç
Sabır denen olguyla sevgi yok kişiden kaç
Nice hekimler bile, her zaman buna muhtaç

Sözün konusu aşk ise, ne yürekleri yandırır
O badeden içenler, susamış gönlü söndürür
Sevdayı çeken gönülde, hasretse başı döndürür
Kişi serapta görüp de gözün özünü kandırır

Hamdullah Hamdi Çelebi’nin bilinen eserlerinden
‘Yusuf ve Zeliha’ ile ‘Leyla ve Mecnun’u söyledik
‘Tuhfet-ül Uşşak’ ile ‘Kıyafet Name’ eserlerinden
‘Mevlid-i Nebi’ ve Mecâlis’üt Tefsir’e söz eyledik
…‘Ahmediyye’ şiirlerini ihtiva eden
….Divan-ı edebî eseriyle
….Tasavvufla ilgili ‘Risale’sidir bir diğer eseriyse

Divanıyla ve mesnevileri, yazma halinde olur
Her birisi, el emeği, göz ve gönül nuruyla dolup
…Henüz basılmamıştır.
….Mesnevileri gazel ve kasidelerine bakınca
…..Sade ve güzeldir, anlaşılır okuyup dile takınca
……Ancak; menkıbe ve kerametler sahibinin bu eserlerinin
…….Hala kıymeti anlaşılmadı beki de;
…….Kitap haline çoğaltılarak çokça basılıp,
……..Gözler önüne asılmamıştır.


Yûsüf ü Zalîha mesnevîsinden bir gazeli
Sunayım ben size kendi dilinden en güzeli:

“Kâlû belâ’da ekdi çü tohum-i belâ-yı aşk
Bitürdi âb-i derd ile ben bî-nevâyi aşk
Çün hâsıl etti döğe döğe harmânımı derd
Bir demde hâsılım yele verdi hevâ-yi aşk
Gönlümü âşinâ edeli derd-i yâr ile
Bîgâne etti bana kamu âşinâyı aşk
Benden selâmı kesdi, selâmet çûn eyledi
Dest-i melâmetiyle bana merhabâ-yi aşk
Kalmadı gözde hâb eseri, doldu âb ile
Bilmem ki âkıbet nidiser mâcerâ-yi aşk”

Feyzullah Kırca
Akbaşlar Köyü / Dursunbey














Dil şakıyan kekliktir, duy! Sesi dağlar döşer
Tarihin sahnesine, üçler beşler yediler
Allah dostu erenler, nice yarenler düşer
Birisi daha geçti, geçer bak çelebiler
…Bin dört yüz kırk dokuz yılında
….Doğduğu yer Bolu’nun Göynük kasabası
…..İstanbul’un manevi fatihi
……Akşemseddin hazretleriydi babası

Osmanlı âlimlerinden Hamdullah Hamdi Çelebi
Akşemsettin oğulların, sevgili küçük kardeşi
Hazreti Ebu Bekir’e ulaşır soyu nesebi
Devrinin öncülerinden, âlimlerinden ündeşi
Babası seviyesine çıkmak bilginlik payesi
Hayırlı bir evlat olmak, her şeyden önce gayesi
‘Muhammed Hamdullah Hamdi’ diye bilinir künyesi
Yedi kat gökleri delmek, hakka varmak nihayesi…

Babası Akşemsettin özel alaka verdi
İlimlerden bin ilim, güzel ahlakta derdi
Bildiğini önüne, hem ki ardına serdi
Kalanı bulsun diye, ufkuna yol gösterdi

*

İlk
Ve temel
Eğitimini
Alırken babasından
Baba sevgisi alıyorken
Dünyalık sevgilerin en hasından

On
Belki de
On iki yaşı
Hayatının baharı
Fani ömrünün daha başı
Babasının vefatı üzerine
Dökülmüştü, damla damla gözyaşı…

Son
Görevde
Hüzün yüklendi
Titreyen sözlerine,
Yeni siyahlaşmakta olan
Kaşları birbirine kilitlendi…

*
Sen ki benim babamsın, yolum gösteren elsin

Osmanlı devletine, kapılar açan dilsin
Rabbim cümle kullara, sonsuz hidayet versin
Gösterdiğin hak yolda, ruhum göğe yükselsin
…Dediği babasından yetim kalsa da
….Maddi ve manevi zorluklara düçar olsa da
…..Her şeye rağmen
……Mükemmel bir tahsil almayı başardı.

Yaşanacak günlere göğüs gerdi sağıyla soluyla
Hizmet etti insanlığa, mübarek eliyle koluyla
Âlim, arif ve şair olacağını keşif yoluyla
Babası Akşemseddin çok önceleri haber vermişti.
…Babasının öngörüsüne erişmeye
….Yüzünü kara etmemeye
…..Tüm emeğini çabasını dermişti.
……Din ve fen ilimleriyle
…….Edebiyat ve şiirde söz sahibi oldu
……..Kendine has ve özgün diliyle…

Bursa da eğitim vermekte olan ilim yuvaları
Çelebi Sultan Mehmet ve Yıldırım Beyazıt Hanların
Adlarını taşıyan güzide medrese mekânların
Müderrisliğinde yapmıştı tasavvuf inzivaları
…Mesnevîleri hazırlamaya buralarda başlamıştı
….Aşkın dehlizlerinden çıksın diye
…..Ufukların dalgalarını denizi taşlar gibi
……Kalemiyle diliyle, gece gündüz taşlamıştı….
*
Mirasyedi ömrümüzün, içinden gelip geçerken
Haylaz vakitleri bırak, hayat felsefeni danış,
Gönlümüzde yankılanır, yankılarıyla aldanış
Güneşli bahçelerinden, geçelim daha yol erken

Mahşerin atlısı gibi, gelmesin peşlerden hüzün
Hangi yana kaçsak da, varışımız yaratan yar
Bize o rahmandan başka, gideceğimiz her yer dar
İlahi mabudu aşka, varmaya yaş dolsun gözün

Yaşamın tam ortasında, duaya dursun hep diller
Nur ışıklı gecelerde, sonsuz aşkları koyarak
Zikirler yükselsin arşa, özlemle tespih sayarak

Vuslat gününe varmaya, yansın kalplerde kandiller
Gönül derinlerimizde, karanlık düşler gezerken
Kendimizi kandırmayıp, biz bize gelelim erken

*
Aşka
Gelelim
Dercesine
Kendini verdi,
Tasavvufa girdi.
Özünde yetişmeye
Yanıp yanıpta pişmeye,
Gönlü gönlünü yercesine;
Rabbin dostluğuna erişmeye,
Bilimlerde seyyah olup gezmeye,
Sevda sarnıcına koşmaya başladı.


Bir gece
Rüyasında
Gerçek gibice,
Babasını gördü.
Sebep oldu aldığı
Bu rüyasındaki özlü
Ve yol gösteren nasihatler
Görünmez âleme seyahatler
Onun inzivaya çekilmesine…
Hızla tükenen kısacık ömürde
Sevdaya hızlı koşmaya başlamasına…
*
…Sebep oldu.
….Babası Akşemseddin ona;
Ahret hazırlığına artık koşulmasını
Gönülden alçalarak cana doyulmasını
Bunu içinde hemen yola koyulmasını
Hemen de Kayseri’ye tez ulaşılmasını,
…Şeyh İbrahim Tennüri’ye varıp
….Teslim olmasını nasihat etmişti.
…..Hamdullah Hamdi Çelebi, rüyasından uyandığında
……Adeta kendinden geçmişti,
…….Bu rüya gönlünün daha çok yanmasına yetmişti.

Kayseri’ye gitmek için, hazırlıklara başladı.
Yolculuğa çıkmak için, gönülden anı taşladı
Tam bu esnada aniden, Tennüri Bursa’ya geldi
Hamdullah Hamdi Çelebi, emrine koşmayı bildi
…Babasının nasihatine uyarak
….Hemen sohbetine teslim oldu.
…..İbrahim Tennüri ona dönüp;
……‘Seni bana gönderen, beni de sana gönderdi’
…….Dedi ve Bursa’ya geliş sebebini müjdeledi.
*

(H)amdullah Hamdi Çelebiye
K(A)yseri’ye hemen gitmesini
He(M)en kısa bir müddet sonrasında
Ken(D)isinin de oraya geleceğini söyledi.
Sorg(U)lu bir ömrün geçen hikâyesini düşleyerek
Zikir(L)i sözlerle dilini işleyerek
Lütfey(L)e bize de inayetini ya rab diyerek
Hamdull(A)h Çelebi şöyle bir kendince titrer derinden
Ben derga(H)ına kor ateşler yağarken

(H)em Kayseri’ye ulaşılmıştır tez elden
V(A)rlık kendini inkâr edemezdi, edemedi ezelden
Tü(M) güllere ve gülmelere bedeldi bu sevda
Ham(D) ederek yaratana, koşarak güler şahı peşinden
Hakd(İ)nin tebliğcisi, efendiler efendisinin izinden

(Ç)alışarak hocası İbrahim Tennüri ile birlikte
D(E)rsini bir tamam eyledi,
Bi(L)erek hizmet ve sohbetini canına minnet
Tev(E)ccühü ve terbiyesi ile olgunlaşıp kazanarak zihniyet
Bile(B)ildi elbet, ilim ve irfanla dolmayı
Bileb(İ)ldi elbet onun halifesi olmayı…

*
Hocasının izni ile Göynük’e gelerek yerleşti
Belki de özüne şimşek çakan uğurlu sayı beşti
Kül kendi zerrelerini, gizleyemez olmuş gönülde
Yazmaya özlemler, kâğıda mürekkep aşkı depreşti
…Türk edebiyatında batı Türkçesiyle
….İlk defa yazdı beş adet mesnevi hamse
…..Hamse beşleme demektir budur hadise…
……Değişik konularda beş adet eser
…….Divan edebiyatı şairlerinin hangilerinde var ise
……..O şair ki; hamse sahibi, önemli bir şairdir.
………Beş ayrı eserin bir araya gelmesiyle oluşan
……….Büyük ve hacimli esere verilen addır hamse…

Hamsenin Divan Şiirinde önemli bir yeri vardır
Daha değişik bir ifadeyle söyleyecek olursak
Bir ifadenin sesli haykırışıyla söze durursak
Sözün anlamı okuyan dilin anladığı kadardır
…Özünde hamse;
….Divan şairleri tarafından
…..Mesnevi şeklinde yazılan
……Beş kitaptan meydana gelen bir takım demektir…

*
Mesnevîleri arasında en çok
En çok Yusuf ve Zelîha’sı beğenildi
Beğenildi Leyla ve Mecnun da dahası
Dahası meşhur etti onu bu ikisi
İkisi ve diğer eserleri kendi zamanında
Anında ve sonraki zaman ve asırlarda okundu.

Dokunda dudaklarda nakış nakış, ilmek ilmek
Bilmek ve söylemek gerek özellikle
Özellikle Yusuf ve Zeliha’sı en güzeli
En güzeli kabul edildi o zamana kadar yazılan eserlerin
Eserlerin dili ve üslubu bakımından

*
Bu eserinin
Ön söz bölümündeki
Saygın babası
Akşemseddin’i veli
İle ilgili
Bir menkıbesindeki
Gerçek olayı
Şöyle ifade eder:
*
Gökyüzünde yıldızlara, turnalar uçar giderdi
Akşemseddin hazretleri, her zaman şu sözü derdi,
“Şu benim küçücük oğlum Muhammed-i Hamdi yetim
Şu benim Rabbimin son ki hediyesi bidayetim

Zelil kalmasa şu mihneti, çokça dünyadan göçerdim
Vuslata çağıran ilahi şerbeti, hiç düşünmeden içerdim”
…Diye söylenirken Hamdi Çelebi’nin babası
….Valide sultanı babası Akşemseddin’e dönünce
…..“Göçerdim dersin durursun,
……Ama yine de göçmezsin” deyince…
…….Akşemseddin Hazretleri “Göçelim!” buyurdu.

Göynük kasabasına yaptırdığı mescide
Girip çocuklarına, vasiyetini yaptı
Sonra yakınlarından, helallikleri kaptı
İçten bir his ve sesle, çağıran sese gide
…Ve Yasin suresini okumaya başladı
….Sünnet üzere yatıp
…..Yanına da iman ve Salih amelini katıp
……Ruhunu Hak teâlâya teslim eyledi…
…….Zikredilen manzumenin ilk mısrasında
……..Hamdullah Hamdi çelebi,
………Babasının bu kerametine işaret eyledi
*
Edebi sahada, ortaya koyduğu
Şiirsel mısralarla geceyi okşuyor
Yazarken büyükte, bir haz duyduğu
Manzum eserlerle, her beyit coşuyor

Bir söz sağanağı, dudağa bal şerbet
Sözün başı Allah, tamamı şahadet
Dünyada kullar ki tutar kısa nöbet

*
…………………..On beşinci asırda
………İlim, irfan ve edebiyat dünyasının
…………...En seçkin şahsiyetlerindendi…
Özellikle edebi sahadaki otaya koyduğu
Manzume eserlerle tanınıp ahalinin duyduğu
Zamanın İslam kültürü ve irfanına hep uyduğu
Pek samimi bir şekildeki bir üslupla aksettiren
……Sayılı ve seçkin bir Osmanlı münevveriydi…

Yaş süzülüp gözlerinden ıslatırken yanaklarını
Dökülüp önüne, insanlar saçlarını seyrederken
Sayarken teker teker, sona yaklaştıran aklarını…
Derken bu gelen sonun başlangıcı bize geldi erken
…Hamdullah Hamdi çelebi
….Babasının tabiriyle Muhammed Hamdi çelebi
…..Hayatının sonuna kadar hep münzevi yaşadı…
……Umumiyetle eserlerinden kazandığı parayla
…….Geçimini temin ediyordu
……..Tutumlu oluyordu,
………Özen ve itinayla
*
Tepelerden derelere, sular seller çağlıyordu
Ebeveynler bebelere, dilim ekmek yağlıyordu
Aşık Hamdi çelebiyse, aşka yürek dağlıyordu
Ömür dediğin şey ne ki; sanki gün sağılıyordu
…Bir ara Anadolu’ya gelen
….Meşhur Abdurrahman Cami ile görüştü
…..Onunda sohbetlerinden istifade etti.
…...Eserlerine ondan aldığı feyiz de aksetti
……İzi düştü
…….Özü düştü
…….Bakışının gözü düştü…

Cami’yi taklit etmiştir, diyerek tenkit edenler
Susuz kuyuya kovayla, koşar adımla gidenler
Sisli dağlarda kaybolan, arayıp bulunamayan
Kurtların yemiş olduğu, kara koyunu güdenler
…Olduysa da normaldir,
….Bakıldığında eserlerindeki tasvirler orijinaldir
…..Okunuşu pek lezzetli
……Kendi şahsına formeldir….

Almış olduğu derinlik ve genişlik muhtevalı
Din, felsefe, tasavvuf kültürü ve edebiyatın
Potasında tam pişerek, her hatıra bir gül dalı
Olarak olgunlaşmıştı dolmuştu gönlü Ferhat’ın
…Ve eserler telif etmişti.
….Mesnevilerinde dini ve ahlaki konuları
…...Tasavvufi olgu görüşleri sunuları
……Ve incelikleri pek güzel bir üslupla işlemişti.

*
Kutlu sevdayla
Sarılmıştı Çelebi.
Eş değer ayla
Kendisinin edebi
Eserlerinde
Az da olsa bulunmaz
Yapmacık üslup
Ol deyince olunmaz
Ara ki; yoktur
Ara ki; bulamazsın…
İstersen ara!
Ara mumla, çırayla…

Pek kıymetlice
Bir kültür yadigârı
Kopsa fırtına
Hep var olup vakarı
Sen fıtratına
Sunmuştur edip, varı…
*
…Hamdullah Hamdi Efendi
Gül yanaklı gül yüzüne, indirir gökten ayı
Dilinden eksik etmeden yaratanına duayı
Bin beş yüz üç senesinde, arzın Göynük diliminde
Son nefesle bir kez daha, koklamıştı son havayı
…Arzı terki diyar ederken
….Güler yüzle selamlamıştı, can alıcı meleği
…..Melekte onu selamlar, vuslata ererken…

Babası teninde vardı, ona meyil, aşk tortusu
Bu sebeple vardı diye, ondan ayrılık yortusu
…sebep bu olsa gerek,
….Muhammedi yetim dediği küçük oğluna
…..Daha bir sevgiyle dolsa gerek…

Aynı yere, aynı il’e, aynı atan gönüllere
Babasının bulunduğu, kabre yakın bir kabire
…Hemen yanı başına defnedildi.
….Yolu yol, istikameti ve tasavvufi inancı
…...Mer daim murat edildi…

Ondaki tevazusu, görün başındaki taç
Alçak gönüllülükle, hoş görü denen ilaç
Sabır denen olguyla sevgi yok kişiden kaç
Nice hekimler bile, her zaman buna muhtaç

Sözün konusu aşk ise, ne yürekleri yandırır
O badeden içenler, susamış gönlü söndürür
Sevdayı çeken gönülde, hasretse başı döndürür
Kişi serapta görüp de gözün özünü kandırır

Hamdullah Hamdi Çelebi’nin bilinen eserlerinden
‘Yusuf ve Zeliha’ ile ‘Leyla ve Mecnun’u söyledik
‘Tuhfet-ül Uşşak’ ile ‘Kıyafet Name’ eserlerinden
‘Mevlid-i Nebi’ ve Mecâlis’üt Tefsir’e söz eyledik
…‘Ahmediyye’ şiirlerini ihtiva eden
….Divan-ı edebî eseriyle
….Tasavvufla ilgili ‘Risale’sidir bir diğer eseriyse

Divanıyla ve mesnevileri, yazma halinde olur
Her birisi, el emeği, göz ve gönül nuruyla dolup
…Henüz basılmamıştır.
….Mesnevileri gazel ve kasidelerine bakınca
…..Sade ve güzeldir, anlaşılır okuyup dile takınca
……Ancak; menkıbe ve kerametler sahibinin bu eserlerinin
…….Hala kıymeti anlaşılmadı beki de;
…….Kitap haline çoğaltılarak çokça basılıp,
……..Gözler önüne asılmamıştır.


Yûsüf ü Zalîha mesnevîsinden bir gazeli
Sunayım ben size kendi dilinden en güzeli:

“Kâlû belâ’da ekdi çü tohum-i belâ-yı aşk
Bitürdi âb-i derd ile ben bî-nevâyi aşk
Çün hâsıl etti döğe döğe harmânımı derd
Bir demde hâsılım yele verdi hevâ-yi aşk
Gönlümü âşinâ edeli derd-i yâr ile
Bîgâne etti bana kamu âşinâyı aşk
Benden selâmı kesdi, selâmet çûn eyledi
Dest-i melâmetiyle bana merhabâ-yi aşk
Kalmadı gözde hâb eseri, doldu âb ile
Bilmem ki âkıbet nidiser mâcerâ-yi aşk”

Feyzullah Kırca
Akbaşlar Köyü / Dursunbey

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"