[1mk] ÖĞRETMENLER GÜNÜ VE ÖĞRETMEN DAYAĞI

Öğretmenler gününde genelde öğretmenler övülür, faydaları, kutsallıkları anlatılır. Canım, cicim öğretmenim diye şiirler okunur.
'Bana bir harf öğretenin....' diye başlanır ana, baba, herşey oldun sen bana...... dümdüz sevgi hisleri içeren cümleler kurulur. Gerçekten de önemlidir öğretmenler, kutsaldır da meslekleri ama bugün ben onları övmeyeceğim. Zaten her yerde üvgü sözcükleri işitmiş ve okumuşsunuzdur. Birde eleştirel açıdan bakalım.

Mesela dayak olayı:

Öğrencilerin çoğu dayaktan muzdariptir. Öğretmen ya da müdürden dayak yemeyen öğrenci yok gibidir. En çalışkan, en uslu öğrenci bile yeri gelmiş, öğretmeninden dayak yemiştir. En azından sıra dayağında, sıra ona geldiğinde biraz hafifletilmişde olsa cetvel elinde şaplamıştır.

Bende başımdan geçen bir anıyı anlatıyım bugünün önemine binaen...

İlköğretime başladığımın ilk haftaları... Daha okumayı öğrenmedik ki, genelde ilk dönemin sonunda ya da 2. dönemin başında öğrenilmeye başlanırdı o zamanlar. Düz çizgi çiz, eğik çizgi çiz, abuk subuk çizgiler çiz derken harfleri çizdik alfabeyi öğrendik ve fişleri ezberliyoruz. Yani ezberliyecekmişiz... Benim haberim filan yok.

Öğretmen (Adı, Atalay Ançin idi. Ailemin ve çevrenin Ö'ğretmenler çok iyidir, kutsaldır!' telkinine inandığım için, kendisine yediğim tokatlara rağmen bir sevgim vardı.) beni ve 2 kişiyi daha kaldırdı tahtaya. Dedi 'Ali bak' yazın. (Kim ulan bu Ali ! )

Neyse üçümüzde yazamadık ve daha ben tam olarak ne olduğunu anlamadan, kafam kadar bir el durgun halden yüksek bir ivmeyle hızlanıp, hareketini yüzümde sonlandırdı.(Ulan Ali seni bi yakalarsam...)

Ben oldukça sersemlemişim, üçümüzde birer tokat yedik ve hoca duvardaki fişleri gösterip, 'Bakın orda, yazın çabuk' dedi demesine ama, o tokatı yedikten sonra bir karış ilerisini göremezken duvardaki fişi nasıl görüyüm be adam !

Neyse duvara en yakın olan çocuk yazdı. Ben ve yanımdaki kız 2. tokatı yedikten sonra, diğer elemanın tahtaya yazdığı yazıyı, copy-paste yaptık ve 3. tokatı yemeden güvenli bölgeye (sıramıza) döndük.

Öğretmenlerin bu dayak olayı bugün bile devam ediyor. Eğer bir gün bu dayak olayını bitirebilirlerse, işte o gün eğitimde bir devrim vuku bulacaktır.

Derler ya dayak cennetten çıkmadır diye aslında dayak cennetten çıkmış değildir, çıkarılmıştır, kovulmuştur.

Bir de derler ya 'Öğretmenin vurduğu yerde gül biter' diye onu diyenlere, o gülleri koklatmak lazım. Güle benzeyen tek yanı, yanaktaki kırmızılık oluyor. Hatta bazıları işi abartıp vurdukları yeri patlıcan tarlasına çeviriyor.


--
11/24/2010 12:05:00 AM tarihinde Yılmaz Barış tarafından 1mk adresine gönderildi Öğretmenler gününde genelde öğretmenler övülür, faydaları, kutsallıkları anlatılır. Canım, cicim öğretmenim diye şiirler okunur.
'Bana bir harf öğretenin....' diye başlanır ana, baba, herşey oldun sen bana...... dümdüz sevgi hisleri içeren cümleler kurulur. Gerçekten de önemlidir öğretmenler, kutsaldır da meslekleri ama bugün ben onları övmeyeceğim. Zaten her yerde üvgü sözcükleri işitmiş ve okumuşsunuzdur. Birde eleştirel açıdan bakalım.

Mesela dayak olayı:

Öğrencilerin çoğu dayaktan muzdariptir. Öğretmen ya da müdürden dayak yemeyen öğrenci yok gibidir. En çalışkan, en uslu öğrenci bile yeri gelmiş, öğretmeninden dayak yemiştir. En azından sıra dayağında, sıra ona geldiğinde biraz hafifletilmişde olsa cetvel elinde şaplamıştır.

Bende başımdan geçen bir anıyı anlatıyım bugünün önemine binaen...

İlköğretime başladığımın ilk haftaları... Daha okumayı öğrenmedik ki, genelde ilk dönemin sonunda ya da 2. dönemin başında öğrenilmeye başlanırdı o zamanlar. Düz çizgi çiz, eğik çizgi çiz, abuk subuk çizgiler çiz derken harfleri çizdik alfabeyi öğrendik ve fişleri ezberliyoruz. Yani ezberliyecekmişiz... Benim haberim filan yok.

Öğretmen (Adı, Atalay Ançin idi. Ailemin ve çevrenin Ö'ğretmenler çok iyidir, kutsaldır!' telkinine inandığım için, kendisine yediğim tokatlara rağmen bir sevgim vardı.) beni ve 2 kişiyi daha kaldırdı tahtaya. Dedi 'Ali bak' yazın. (Kim ulan bu Ali ! )

Neyse üçümüzde yazamadık ve daha ben tam olarak ne olduğunu anlamadan, kafam kadar bir el durgun halden yüksek bir ivmeyle hızlanıp, hareketini yüzümde sonlandırdı.(Ulan Ali seni bi yakalarsam...)

Ben oldukça sersemlemişim, üçümüzde birer tokat yedik ve hoca duvardaki fişleri gösterip, 'Bakın orda, yazın çabuk' dedi demesine ama, o tokatı yedikten sonra bir karış ilerisini göremezken duvardaki fişi nasıl görüyüm be adam !

Neyse duvara en yakın olan çocuk yazdı. Ben ve yanımdaki kız 2. tokatı yedikten sonra, diğer elemanın tahtaya yazdığı yazıyı, copy-paste yaptık ve 3. tokatı yemeden güvenli bölgeye (sıramıza) döndük.

Öğretmenlerin bu dayak olayı bugün bile devam ediyor. Eğer bir gün bu dayak olayını bitirebilirlerse, işte o gün eğitimde bir devrim vuku bulacaktır.

Derler ya dayak cennetten çıkmadır diye aslında dayak cennetten çıkmış değildir, çıkarılmıştır, kovulmuştur.

Bir de derler ya 'Öğretmenin vurduğu yerde gül biter' diye onu diyenlere, o gülleri koklatmak lazım. Güle benzeyen tek yanı, yanaktaki kırmızılık oluyor. Hatta bazıları işi abartıp vurdukları yeri patlıcan tarlasına çeviriyor.


--
11/24/2010 12:05:00 AM tarihinde Yılmaz Barış tarafından 1mk adresine gönderildi

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"