* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Evvvet Türkiye !




“Vesayet sistemi kalkmalı” cümlesini onlarca kişiden duymuşsunuzdur.Vesayet vesayet vesayet.Peki nedir bu vesayet.Daha geçen gün okumuştum Stieg Larsson’un “Ejderha Dövmeli Kız” adlı romanını.Orada annesi genç yaşında alzheimer hastası olup bakım evinde alınmasından dolayı yetiştirme yurdunda kalmış,birkaç farklı aileye evlatlık verilmiş ama yaşadığı uyumsuzluklar yüzünden hepsinden de kısa sürede ayrılmış,içine kapanık sessiz zeki ama bunu kimseye kanıtlama gereği duymadığı için zihinsel gelişiminden şüphe duyulan genç bir kızdan bahsediliyordu.Kız oldukça zeki,fotografik hafızaya sahip ve araştırma konusunda doğuştan yetenekli bir hacker.Ama devlet onun kendi hayatını kendisinin idare edebileceğini düşünmüyor ve hayatının her alanına müdahale edecek birisini dikiyor başına.Kazandığı parayı götürüp kendisine sözde koruyuculuk yapan adama veriyor.Adam kızın parasını alıyor,kızın ihtiyaç duyması halinde ise kızdan istediğini yapmasını istiyor.Yani devletin sorumluluğunu verdiği kıza sarkıntılık yapıyor.Larsson’un söylediğine göre İsveç’te bu vakalara çok sık rastlanıyormuş.Kız aslında çok bilinçli zeki ve zararsız birisi.Kendi hayatını çok iyi kontrol edebilecekken,devletin “O karar veremez” diyerekten başına diktiği adam yüzünden hayatı boyunca unutamayacağı travmalara sebep olacak olaylara tanık oluyor.İşte bu ülke insanları tarihin hiçbir döneminde rüştünü ispatlayamadı.Chp zihniyeti hep halka “Benim halkım karar verecek düzeyde değil.Ben iyisini bilirim.” Diyerek baktı.Halkın seçtiği meclisin aldığı kararların neredeyse tamamını Anayasa Mahkemesine taşıdı.Zamanında kendi adamlarını doldurdukları yargı ile halkın tercihini hiçe saydı.Ve şimdi referandum var.Chp değişikliğin iptal edileceğinden emindi ama olmadı.Referanduma gitmesini de istemiyordu.Çünkü ona göre “Halk bidon kafalıydı,göbeğini kaşıyan adamdı.Cahildi.Geriydi.” Kendileri karar vermeliydi çünkü bu devletin sahibi onlardı.Halk da kimdi? Çoğunun sağ görüşlü olması bile ne kadar güvenilmez olduklarını göstermeye yetiyordu.Kendine sanatçı diyerek vur patlasın çal oynasın diyen adamların oyu ile yıllarca sömürülerek fakirleştirilmiş kışın başını sokacak bir evi olmayan ,varsa bile yakacak alacak parası olmayan ve ekmeğinden çoluğundan çocuğundan başka bişey düşünemeyecek duruma gelmiş çobanların oyu bir mi olacaktı?

Kılıçdaroğlu diyor ki Başbakan bana evet demem için bir tane mantıklı madde söylesin “evet” diyeceğim.Başbakanın söylemesine ne hacet değişiklik paketini aç oku yeterli.Mesela özellikle Kılıçdaroğlu’nun desteklemesi gereken bir maddesini ben söyleyeyim.SSK Genel Müdürü olduğu dönemde BÇG tarafından adım adım izlenmiş,hakkında istihbari raporlar tutulmuş yani Kılıçdaroğlu resmen fişlenmiştir.Raporlarda “Kılıçdaroğlu’nun gerçek soyadının Karabulut olduğu,Dersim isyanına katılan Kureyşan aşiretine mensup olduğu,ssk’ya aldığı 10 bin kişinin tamamına yakını alevi-kürt olduğu” belirtilmiş.”SSK’nın stratejik noktalarına 100 den fazla Pkk terör örgütü mensubu yerleştirmiştir” denilmiş.”Yüze yakın akrabasını işe alarak adam kayırma,bölgecilik ve mezhepçilik yaptığı” yazılmıştır.Sonuç olarak açık açık “Alevi-Kürt ve Bölücüdür” denmiştir.Şimdi soruyorum Kişisel bilgilerin güvence altına alındığı vatandaşın fişlenmesine son verecek maddeye Kılıçdaroğlu destek vermeyecekte kim verecek?

Bugün işçiler asgari ücret ve bazı sosyal imkanları doğrultusunda devletle masaya oturup pazarlık yapabilmekteyken memur ve emeklilerin böyle bir hakkı bulunmamakta.Paketin geçmesi durumunda işçilerin sahip olduğu haklara memur ve emekliler de kavuşacak.Bunun neresine karşı çıkılabilir peki?

Kılıçdaroğlu her ne kadar evet demem için bir sebep yok dese de,hayır demesindeki tek nedenin “Yargı ile ilgili maddeler” olduğunu hepimiz biliyoruz.”Hayır” demesini hiçbir sebebe bağlamayan büyük bir kesimin olduğunu da biliyoruz.Aynı şey “evet” diyenler için de geçerli elbette.Yani neden evet neden hayır dediğini bilmeyen ve bilmek de istemeyen azımsanmayacak bir kesim var.Ama hayır demek için sebebi olduğunu söyleyenlerin sadece iki maddeyi öne çıkarttıklarını görüyoruz.Bir kere şunu aklımızın bir köşesine yazalım “-Chp’nin anayasa mahkemesi- şayet bu maddelerin tehdit oluşturacağını düşünseydi anında iptal ederdi.” Varsayımdan öteye gidip maddelere baktığımızda Hsyk ve Anayasa Mahkemesinin daha çoğulcu bir yapıya kavuştuğunu ilk bakışta görebiliyoruz.Hsyk dakilerin kendi yerlerine geçecek kişileri yine kendilerinin seçmesini hangi demokrasi anlayışına sığdırabiliriz bilmiyorum ama paketin geçmesi halinde Türkiye’deki tüm hakim ve savcıların oylarıyla belirlenecek üyelerin şimdikinden daha demokratik yöntemlerle seçileceğini anlamak çok zor değil.

Diğer yandan Danıştay’ın yerindelik denetimi yapmasına son verecek olan madde hem ekonomi hem de özgürlükler adına çok güzel bir değişiklik olacaktır.Danıştay hiçbir yeterliliği olmamasına rağmen yerindelik kararları vermektedir.Bir kaç yıldır internet sansürlerinden dert yanıyoruz.Bir video yüzünden kapatılan paylaşım siteleri,bir yazı yüzünden kapatılan forum siteleri,bir “yorum” yüzünden kapatılan siteler,bir içerik yüzünden kapatılan “blogger”…saymakla bitmez.İnternet özgürlüğü için sanal yürüyüşler bile yaptık.Google Map üzerinden Taksim yürüyüşü yurtdışı basınında bile kendine yer buldu.Peki neden nasıl kapatılıyordu bu siteler.Özetle şu şekilde;bir ihbar geliyor.Şu sitede şu video var.Şu blogda şu içerik var.Şu yazıya şöyle bir yorum yapılmış…tarzı şikayetler üzerine hiçbir teknik bilgisi olmayan hakimler tabiri caizse “Vay anasınııı.Harbi mi la..Bakayım..Valla yazmışlar..Kapatalım o zaman.Yaz kızım…” şeklinde verilen kararlarla kapatılıyordu.Artık bu iş böyle yapılmayacak.Bir de Danıştayın iptal ettiği ihaleler ve özelleştirmeler.Mesela Telekomun özelleştirilmesi.Bundan önceki hükümetler dönemindeki bir vaka.25 milyar dolarlık dış borcu kapatacak bir para teklif ediliyor ama Danıştay yıllarca bekletiyor.Sonra piyasaya cep telefonları çıkınca Telekom beş paralık oluyor ve ilkine göre komik bir fiyata özelleştirilmesine Danıştay hiçbir engel çıkarmıyor.Devalüasyon oluyor dış borç 10 katına çıkıyor bir anda.Yüzde 60 tan fazla faizle bu borcu ödemeye çalışıyoruz ve ne yazık ki gün geçtikçe borç açılıyor resmen batıyoruz.Bugün borçlanma faizi yüzde 7 ye düşürülerek borç neredeyse bitirilmiş.İMF ile masaya oturmaya bile gerek görülmemiştir artık.Ama yıllar boyu ödediğimiz faizlerle bir Türkiye daha inşa edilirdi.Peki Danıştay’a hesap soran var mı? Yok.Hükümetlere soruyoruz.Doğru olan da bu aslında.Hükümetler hata yaparsa halk sandıkta hesabını sorar ama bürokratlar yaparsa kim nasıl soracak.Hükümetler kendi hesaplarını zor öderken bir de Danıştay’ın ideolojik kararları yüzünden çekilen sıkıntının hesabını ödemeye zorlanmıştır.Bu madde artık buna dur diyor.”Ya yaptığının hesabını halka sen ver yani Alman hesabı olsun ya da sadece yasaya uygun mu değil mi,usulsüzlük var mı yok mu ona bak? “ diyor.Bir örnek daha vereyim kapatayım danıştay konusunu.Son iki yılda “15 yıllık vadede yapılması düşünülen 24 milyara yakın yatırım” danıştayın ideolojik kararları yüzünden komşu Yunanistan’a kaptırıldı.Ha az daha unutuyordum.Tam gün yasasını iptal etmesine ne demeli? Doktorların diğer devlet memurlarına verilmeyen ayrıcalığın kaldırılmasını neden iptal etti.Devlette çalışıp gelen hastaları muayenehanesine davet eden ahlaklı doktorlarımızı neden kanatları altına aldı.Devlet “maaş farkınızı verelim sadece devlette çalışın, yeter ki vatandaşıma adam gibi bakın.” Dedi ama Danıştay ne akla hizmet iptal etti.Zaten Danıştay herhangi bir akla değil chp’ye hizmet ediyor.

Yaş kararları da bu ülkenin utanç kaynağı olmuştur.Emekli olmaya az bir süre kala ihraç edilen ve hiçbir sebep belirtilmeden rütbesi sökülen ordu mensupları askeri mahkemelerden elleri boş dönmekte,sivil mahkemelere de zaten gidememekteydi.Anayasa mahkemesi ise sadece chp nin gidebildiği bir kurumdu.Çünkü bugün Anayasa Mahkemesine gidebilmek için 110 milletvekilinin imzası gerekiyor.Yani vatandaş Mehmet,vatandaş Ayşe hakkını bu ülkenin mahkemelerinde değil Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde aramak zorunda kalıyordu.O yüzden ülke olarak en fazla AİHM’ye başvuran ikinci ülke olmuşuz.Ne gereği var.Onların bizim işlerimize karışmasının yolunu neden açıyoruz.Zaten çoğu vatandaş da bu yüzden gitmiyor AİHM’ye.Sineye çekiyor.Artık bireysel olararak Anayasa Mahkemesine başvurabilecek vatandaşlar.Bunun neresi kötü?

Pozitif ayrımcılık ile ilgili madde hakkında da ufacık bir şey söyleyeyim.Bir ülkenin anayasa maddeleri orman kanunları içermemelidir.Yani herkes eşittir.Güçlü olan kazansın.Zayıf tür elensin.Doğal Seleksiyon mu bu? Kadın ve erkek düşünce ve beyin olarak eşittir ama yapı olarak kadın daha zayıftır.Sadece kadınlar mı,yaşlı,engelli,gazi ve şehit çocukları da korunmaya kollanmaya muhtaçtır.Ormandaki canlılardan en savunmasızının bile kendine has bir korunma tekniği vardır.Mesela bukalemun renk değiştirir,ceylan hızlı koşar,lama tükürür,fil zaten büyük olduğu için avantajlıdır.Ama eğer yaşlıya,kadına,engelliye pozitif ayrımcılık yapılmazsa ülkede sadece fil gibi cüsseli olanlar hayatlarını yaşar.Diğerlerinin hakkını gözetmek gibi dertleriyse olmaz.O yüzden pozitif ayrımcılık pozitif bir harekettir.Çok güzel harekettir. Hatta zili çalmak gerekir :)

Kemal Kılıçdaroğlu bırakın parti liderlerini hiçbir milletvekilinin saygısızlık etmediği kadar saygısızlık etmiştir T.C Başbakanı’na.Hakaretlerinden bahsetmiyorum bile ama şu “Recep Bey” diye hitap etmesi gerçekten Türk halkına da yapılmış saydığım bir saygısızlık örneği.Sorulduğunda “Ne var canım adı Recep değil mi ben de Bey diyorum.Diyemez miyim? “Bey” kötü bişey mi?” diye cevap veriyor.Ama insanın “işin aslı “Bey” değil Kemalcim” diyesi gelmiyor değil hani.İşin aslı gerçekten “Bey” değil arkadaşlar.Kılıçdaroğlu gözümüzün içine baka baka “Recep” ismiyle dalga geçiyor.”Yapma sen de nerden çıkardın yahu?” diyeceksiniz ama bundan o kadar eminim ki.Mesela adı “Şaban” olsaydı “Şaban Bey” diyecekti.Ramazan olsa keza “Bey” diyecekti.Ama bir de Başbakanın adının “Polat” olduğunu düşünün.Ve yahut “Kadir” olsun.Samimi şekilde elinizi vicadanınıza koyun ve düşünün,biz bizeyiz şurda “Kadir Bey” dermiydi? “Polat Bey” dermiydi arkadaşlar.Demezdi elbette.Çünkü dalga geçememiş olmakla kalmayıp Recep Bey derken sığındığı gerekçe olan “saygı”yı da gerçek anlamda duyar görünecekti.Recep Şaban Ramazan gibi müslümanlar için mübarek olan bu aylarla tek dalga geçenin kendisi olmadığını da ne yazık ki üzülerek belirtiyorum.Beklerdim ki temiz siyaset yapsın ama seviyeyi düşürmekten öteye gidemedi.Erdoğan’ın siyasetteki meşakkatli yılları süresinde kazandığı itibarı,karizmayı daha dünkü siyasetçi olan Kemal Kılıçdaroğlu,hakaret ve çirkin yakıştırmalarla çizmenin peşine düşmüştür.Şunu söylemeliyim ki Chp’nin yeni lideri her yeni günde halkın karşısına yeni ve farklı bir “kaset” skandalıyla çıkmaktadır.Chp’nin gerçek liderinin Kılıçdaroğlu olmadığını onun sadece meydanlarda konuşan bir sözcü olduğunu ben değil Chp’lilerin kendisi söylüyor.Hakkı Süha Okay’ın seçim otobüsünden inerken Kılıçdaroğlu’nu koluyla itekleyip kendisinin inmesi,Kılıçdaoğlu konuşurken Önder Sav’ın yan yan bakıp söylediklerini kontrol etmesi,meydanlarda sabah söylediklerini akşama doğru genel merkezin düzeltmesi,konuk olduğu tv programında “Başörtüsünü biz çözeceğiz dediniz.Nasıl Çözeceksiniz?” sorusuna; “Eeee arkadaşlar çalışıyorlar” şeklinde cevap vererek dolaylı yollardan “Ben bilmem Önder Abim bilir.Zaten çok azarlıyo beni.Lütfen bana sorma bu konuları” demesinden anlaşılıyor ki Kılıçdaroğlu aslında bir maşa.Önder Sav, istediğinde indirebileceği yani Deniz Baykal gibi inatçı olmayan,istediğini söyletebileceği,istediğini yaptırabileceği bir adamı sürdü piyasaya.Ayrıca chp tabanı onu bişey sanıyordu.Önder Sav da dedi ki “Ben malımı bilirim ama taban bilmiyor.Dur piyasaya süreyim de Baykal’dan sonra taban da yönetimi bize bırakıp “Sen en iyisini bilirsin Önder Abi “ desin.Ben de projelerimi gerçekleştirmeye başlayayım.”Bakın tarih 11 eylül ve bugün söylüyorum.Çok değil kısa bir süre sonra Chp’nin lideri değişecek.En büyük aday Hakkı Süha Okay.


Darbecilerin yargılanması yolunun açılacağına ”iyimserlik” ve “aldatmaca” olarak bakıyorlar.Ama adamların zamanında yaptıkları darbe ve suçların hesabını kimsenin soramaması için anayasaya koydukları maddenin kalkması bile bizim o anayasaya daha sıkı sarılmamıza bir sebeptir.”Bir sağdan astıysam bir de soldan astım ki dengeli olsun.” diyen Evren’in de tüm diktatörlerin cenaze törenlerindeki yalnızlığı çekmesini bekliyorum.Hiç olmazsa Türk Hukuku ona “katil” diyebilmelidir.”Evet” çıkar da beni yargılamaya kalkarlarsa “Kafama sıkarım” diyen Evren, Amerika’nın emri ile canlarını aldığı genç fidanların,hiçbir sebep yokken yıllarca yaptırdığı işkencelerin,kararttığı hayatların hesabını ödemeden göçüp gitmemelidir bu dünyadan.Bahçeli’ye de anlam veremiyorum.Başbakan; asılan,işkence gören,öldürülen,sakat bırakılan ülkücülerden bahsettiğinde “Onların adını ağzına alma” diyen Bahçeli, darbe sırasında işkence görmüş,yıllarca hücrelerde yatmış ülkücülerin “evet” oyu kullanacağını söylemelerinin ardından hayret verici bir şekilde ülkücülere “evet bülbülleri”, “Çapulcular” demekten çekinmedi.Bahçelinin ülküyle ülkücülükle alakası olmadığını hep söylemiştim.Bu olay gerçekleri daha da belirginleştirdi.

Zaten Bahçeli hep sol partilerin kuyruğuna tutunmuştu.Erbakan’la koalisyon yapması beklenirken Mhp’ye faşist diyen Rahşan’la koalisyon kurmuş,koalisyonda da “Orman Bakanlığı” vs ile yetinmişti.Daha stratejik bakanlıklara Mhp’nin getirilmemesine ve yargıda bugün “Ana Muhalefet Mahkemesi” nin oluşmuş olmasına göz yummuştu.Seyfi Oktay kadrolaşmanın kitabını yazarken ses çıkarmamış,Moğoltay’ın “Ne yapacaktık,Mhplileri mi yargıya dolduracaktık?” açıklamasını duymamazlıktan gelmişti.Ama ne olduysa “Yargının Chp’nin tekelinden çıkması” Bahçeli’yi adeta çileden çıkarmıştır.Tabanının isteklerinin aksine Chp’nin arkasına takılıp gitmiştir.

İthalatın yasak olduğu dönemlerde 30'a üretebildiği buzdolabını,televizyonu, traktörü, rakibi olmadığı için 150 satarak zenginleşen,halkı sömüren,kendine mahkum eden insanların,devletin parasını eline geçirdikten sonra yönetime de karışması,yönetime karışırken de gün geçtikçe fakirleşmesi pahasına kendisini zenginleştiren insanlara artık ihtiyaçları kalmadığı için böcek muamelesi yapması içime dokunuyor.O malum güçler şunu unutuyor ki belki bu milletin cebindeki parasını aldınız ama aklını alamadınız.Bundan sonra söz millette.Sandıklar önümüze konuldukça “biz daha fazla devletin,devlette daha fazla bizim olacak” Evet yada hayır hiç fark etmez.Herkes kendi fikrini söyledikçe-söyleyebildikçe Türkiye kazanıyor olacak.Kimse hain değil.Ne Evet diyenler ne de Hayır diyenler.Hain olanlar,silahların gölgesi altında açık oy gizli sayım yaptıranlar,kardeşi kardeşe kırdıranlardır.Gençlerini,bilim adamlarını,düşünürlerini,siyasetçilerini hücrelere tıkıp,işkenceler yapıp,asıp sonra da bunları yaparken ne kadar dengeli davrandığını “Bir sağdan ,bir soldan” diye övünerek açıklayanlardır.Bugün darbenin üzerinden yaklaşık 30 yıl geçmiş.Eğer Amerika müdahale ettiği ülkelerin ismine bakmadan,hepsine aynı davranıyorsa,yani bu işi formülize edecek kadar profesyonelleşmişse Irak da bundan yıllar sonra işgalinin 30’un cu yılında kendini özgürlüğe kavuşturacak bir Anayasayı oylayacaktır.Tüm Türkiye için hatta komşu ülkelerimiz için 13 eylülde daha müreffeh bir gelecek diliyorum.Sağlıcakla kalın kardeşlerim.
Bayramınız Mübarek olsun.

Bizi de Okusana ;) × +