SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ

[1mk] başlığını sen koy....

http://pinaryasampinarim.blogspot.com/

Yatağının üzerinde oturmuş öylecene bakıyordu bilgisayarın ekranına. Bi yandan müzik çalıyor ince ince, rüzgar estiğini bile fark ettirmeden aradabi "ben de varım" diyordu. Hava sıcak, günlerden pazartesi, iç çeke çeke düşünüyordu, öylecene, çeke çeke içini.
Doğduğu günü düşündü önce. Keşke annemin kokusunu hatırlayabilseydim o gün, diye geçirdi içinden. Nasıl bi kokuydu ki o ilk koku acaba, ya da ilk düştüğüm kucakta nasıl hissettim, keşke hatırlayabilseydim, dedi. Hissettiklerini unutmazdı çünkü. Mutluluklarını da hatırlardı acılarını da. Günleri, saatleri, tarihleri bazen unuturdu ama, geçmişinin ne hissettirdiğini asla unutmazdı. Bu yüzden hatırlayamadığı için üzülüyordu dünyaya geldiği ilk günü.
Hissettiklerini unutmadığı için hep içli içli iç çekerdi aradabi. Gülümserdi de, hüzünlenirdi de. İnsan gerçekten hissettiklerini unutmuyor diye düşünürdü hep.
Evet olaylar unutuluyor çoğu zaman, hatta hatta kişiler bile unutuluyor, tek bi isim olarak kalıyorlar mazide belki ama insan hissettiklerini unutmuyor. Mutluluklarını da unutmuyor, acılarını da unutmuyor. Bi tek onlar kalıyor insanın yüreğinde. Aklına geldikçe ya hüzünleniyor ya keyifleniyor.
O hissedilenler miydi ki acaba insanı hayata karşı bazen bu kadar nötr yapan ve bazen bu kadar duyarlı yapan. Ben insanları gözünden tanırım dedirten yaşadıklarımız ve yaşattıklarımızın hissettirdikleri mi acaba, bizde kalanlar mı bu dünyayı çok biliyormuşuz gibi davranmamıza sebep ama her defasında yine "bu son" diyip yolumuza devam ettiren.
Düşündü yine. İlkokula başladığı günü, liseye gideceği ilk sabahı, üniversite sınavının sonucunu aldığı günü ve havaya fırlattığı kepini.
İlk aşkını düşündü. Aşağıdaki katın köşe sınıfıydı. Merdivenlerden aşağı inerken sınıf tam karşıda dururdu ve hep ona bakardı. Bakardı ama bakamazdı. Göz göze gelmeye dayanamazdı, düşündü. Çok küçüktüm vay be, diyip gülümsedi. Hissettiklerini düşündü bi daha. Koca bi sene peşinde dolandığı ama bi kere bile konuşamadığını okuldan mezun ettiğinde, onun o okulda daha çok seneleri vardı, ondan sonraki her yılda, o katta o sınıfın kapısında hep tek birini gördü, hiç şaşmadan her sabah ve her akşam eve giderken, hep aynı gözleri hatırladı. Düşündü. Gülümsedi.
Gülümsedi.
Kendisini hüzünlendirecek hiçbir şeye izin vermeden, yıllar öncesinde takılı kaldı, öylecene gülümseyerek yatağa girdi. Yıllar öncesinin lisesinde, merdivenin en üst basamağında, aşağıdaki sınıfa bakarken hayal etti kendini. Düşündü yine hissettiklerini. Gülümsedi ve yatağa girdi öylecene.
O, öyle her şeye ve herkese kızmazdı. Boş şeylerle de pek uğraşmazdı. Sinirlenince başını sallar geçer, mutlu olduğunda da boynuna atlamayı bilecek kadar sevincini belli edebilirdi.
Öyle kolay kolay gitmezdi, pes etmezdi minicik şeylerde. Mücadele etmeyi öğrenmişti, kendi kendine öğretmişti. Uçurumu gördüğünde geri çekilmektense karşı tepeye atlayabilecek cesareti vermişti kendi kendine. O yüzden, kolay kolay gitmezdi. Çekilecek ne varsa yaşanacak ne varsa yaşar, alttan alınacak ne varsa alttan alır, son raddeye gelene kadar sabrederdi. Sabretmeyi öğrenmişti. Bazen kendine kızsa bile, sabretmek sanki göbek adı gibiydi. Bidaha yapmam dediğinde bile kendisini sabrın orta yerinde bulurdu hep. Her yaşadığını, her duyduğunu, attığı her adımı, gözlerinin gördüğü her şeyi, hissettiği en ufacık şeyleri bile iliklerine kazırdı. Sessiz sessiz derinden kazırdı hepsini benliğine. Nefes alıp verdiği her gün önemliydi onun için. Her gün, bir adımdı onun için.
Beklerdi, o yüzden öyle kolay kolay gitmezdi. Neler oluyor, neler dönüyor, ne yaşıyoruz hepsini ince ince tartar, hepsini ince ince süzer, her şeyi en ince detayına kadar cevaplandırmadan öyle kolay kolay gitmezdi. Beklemek acı verirdi, kendisini acı çektirirdi belki ama beklerdi. Beklerdi çünkü bişelerin ondan yana olduğuna inanırdı. Beklerdi çünkü boşa beklemediğini bilirdi. Bazı şeyleri öyle bi hissederdi ki, zaman biçerdi bazen hayatına ve hayatında olanlara. Biçtiği zamanların sonuna gelindiğinde sabrının son noktasında, bekleyişinin sonunda olduğunu fark eder. Ve çeker giderdi. O ana kadar hissettiklerini de unutmazdı. Sabrettiği günlerin, beklediklerinin ona neler hissettirdiğini ve çekip gitmek zorunda kalmanın ne demek olduğunu ve neler hissettirdiğini.. Unutmazdı.
Giderdi. Gidince de dönmezdi. Gidiyorsa bi sebebi vardı, sebep varsa gidiyordu. Öyle bir sebepti ki, ne sabrı ne beklemeyi ne açıklamayı ne cevabı gerektirmezdi. Gitmeye karar verdiyse açıklamaları dinlemeye gerek duymazdı. Sabrını umursamaz, beklediği günleri umursamaz, hatta ardındaki sesleri bile umursamaz, giderdi o. Gidiyorsa bi sebebi vardı çünkü. Sebep varsa giderdi çünkü.
Giderse geri dönmezdi, dönülecek olsaydı gitmezdi çünkü.
Giderken hissettiklerini de iliklerine kazır, öyle giderdi. Geride bıraktıklarından adım adım uzaklaşırken, her adım sesinde daha da işlerdi içine hissettikleri. Sabrettiklerini, beklediklerini, kendinden verdiklerini ve gitmek zorunda bırakan sebepleri, hepsini tek tek düşünür, tek tek hisseder, öyle yürürdü ileriye. Yürürdü ve dönüp arkasına bakmazdı.
Geride bıraktıkları sadece geçmişi, geçmişi sadece iç çekişiydi artık belki.
O yaşadığı her şeyi hatırlardı, yaşattıklarını da ayrıca. O yüzden, hayata karşı durduğu her köşe başında, yüreğindekileri de avucuna alarak beklerdi ertesi günlerin getireceklerini. Yüreğindekileri bi tarafa bırakamazdı, bırakmazdı, bırakmadan beklerdi.
Şimdi yine bi köşede durmuş ileriye bakıyordu duvara yaslanmış. Elinde yüreğindekileri, yüreğindekiler avucunda, her defasında daha da yeni tecrübelerle atarken yüreği, ileriye bakıyordu şimdi duvara yaslanmış.
Sessizdi artık. Bi tek hissettikleri konuşuyordu şimdi. Bi tek yüreği konuşuyordu şimdi,
Elinde, avuçlarının içinde.
Geriye bakmadan, geçmişi unutmadan, bi tek yüreği konuşuyordu şimdi. Bi tek yüreği susuyordu şimdi. O sadece izliyordu. İleriye bakıyordu duvara yaslanmış.
Bi tek o duyuyordu avucundan gelen sesleri, o sadece ileriye bakıyordu. Bekliyordu. Bekliyordu olacakları. Olacakları duymaya çalışıyordu avucundakilerin sesinden. Görmeye çalışıyordu. Hiç kıpırdamadan, kılını kıpırdatmadan, sadece bekliyordu,
Çünkü bu sefer öyle istiyordu….
Ben bir şey yapmadan bakalım neler olacak, görmek istiyordu.
Önce Avucundakilere baktı. Sonra Bir de ileriye…. Başladı beklemeye….

--
9/03/2010 12:37:00 AM tarihinde Pınar... tarafından 1mk adresine gönderildi