* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Yağmur

Bir şarkı çalıyor arka planda. Hava serin, hafif bir yağmur yağıyor. Damlalar açık pencerelerden içeriye düşüyor. Beyaz mermere çarpan her damla ufak bir ses çıkarıyor. Güneşin batma vakti, gökyüzü siyah bulutlarla kaplı. Koyu kahvesini yudumluyor adam, şekersiz. Gözleri kapalı etrafını dinliyor sakince. Sokaktan geçer arabaları duyuyor, ıslanmamak için koşuşturan insanları hissediyor. Çığlık atarak koşan çocukları duyunca gülümsedi yapmacık bir şekilde. Pencerelerin teker teker kapandığını tahmin etti. Bu esnada şarkı bir kere daha başladı, kahvesinden bir yudum daha aldı.

Sonbahar, bir yalnızlık mevsimi. Yavaşça hızlanan rüzgar camdan içeriye doğru girip yüzüne çarpıyor. Hava soğuyor, yağmur hızlanıyor. Oysa birkaç dakika önce martılar karşısındaki evin üstünde uçuşuyordu. Bir kaç dakika önce gökyüzü açıktı. Siyah bulutlar hiç gelmeyecekmiş kadar uzaktaydı. Sonra bir anda her şey değişti. aslında bu değişim yavaşça olmuştu. Önce cep telefonunu duvara fırlatmış ardından yere düşen parçaları tekrar atmıştı. İçindekilerin azalmayacağını gördüğünde koltuğun üzerinde duran yastığı yumruklamaya başladı. Tekrar ve tekrar vurdu. Nefesi kesilinceye kadar, acımasızca indirdi darbeleri. Sonra yağmur başladı.

Aslında yağmur en son başlamıştı. Önce çaydanlığa biraz su koyup ocağa koydu. Ardından bardağına 9 kaşık kahve ekleyip suyun kaynamasını bekledi. Su kaynadığında kahvesini yaptı ve mavi boyalı salonuna geçti. Müziği açtı hemen ardından. Çalan şarkı ona uzun bir küfür etmesi gerektiğini hatırlattı. Hala yağmur başlamamıştı ama uzaklara birkaç yıldırım düşmüştü. Kahvesinden derin bir yudum aldı ve pencereyi açtı. Telefonu parçalanmamış olsaydı bir arama yapmak istedi ama artık çok geçti. Bir de kendisini sövdü uzunca bir süre. İlk damla yağmur çok da uzak olmayan bir yerde yaşlı bir çiftin üzerine düştü. İkincisi annesinin kucağında parkta dolaşmaya giden bir bebeğin yüzüne çaptı ve üçüncüsü ise sahil kenarındaki bir bankta oturan bir kızın sırtına. 

Penceresinin önündeki sokağa düşmeye başladığında damlalar kahvesinin yarısı bitmişti. Her damlanın düştüğü yeri merak etti. Bir damlanın neleri değiştirebileceğini kurguladı hemen ardından. Ağlamaklı bir adamın ağlaması için yağmurun başlamasını beklediğini düşündü. Kimsenin onun ağladığını anlamadığı bilmediğini de ekledi hayaline. Sonra o adamın yavaş yavaş ıslandığını. Yağmurun altında herkes gibi koşarak değil ama ağır ağır ıslanmayı arzulayarak. Su birikintisine giren bir arabanın ıslattığı kızı hayal edince gülümsedi. Aslında sadece dudaklarının kenarı birkaç milim hareket etmişti ama bu gülümsemeydi. Göz kenarlarında kırışıklar olmasa da gerçek olmasa da bir gülücüktü.

Kahvesinin bitimine bir kaç yudum kala geçen bir kaç dakikayı bırakıp şimdiye dönmeye karar verdi. Pencereden dışarıya tekrardan bakıp etrafını izledi. Şarkı tekrar baştan başladı bu sırada. Ev telefonu bir süre çaldı ama bu onun yerinden kıpırdamasına yetmedi. Eski telefonun çığlıkları sustuğunda bir süre boyunca sadece yağmurun sesini duydu. Tam bu esnada aynı şarkı bir kez daha başladı. Ev telefonu bir kez daha çalmaya başladı. Yerinden kıpırdamadı yine de. Kimin veya neden aradığını umursamadı bile. Terbiyesiz bir yanlış numaraydı belli ki. Şaşkınlıktan yanlış çevirdiği numaranın bile farkına varmamıştı. Zaten onu bir tek yanlış numaralar arardı. Telefonunu da bu yüzden kırmıştı.

Aslında tam olarak kırma nedeni bu değildi. Bir yanlış anlaşılmaydı belki de ihanetin tam kendisi. Yağmur hızını iyice arttırdığı ve sokaktaki insanların binaların içine sığındığı zamanlardı. Şarkı bir kez daha başladığı sırada telefon tekrardan çaldı ki hala kimin aradığı umurunda değildi. Islak asfalttan geçen arabaların çıkardığı sesleri dinledi. Lastiklerinden arkaya doğru attıkları suyun neler hissettiğini tahmin etmeye çalıştı sonra. Gökyüzünden düşüp bir kenara fırlatılmak ne kadarda ironikti. İnsanlar gökyüzüne çıkabilmek için onca şey yapmalarına rağmen bir damlanın bu çilesini kimse bilmiyordu. Belki bilmemezlikten geliyordular. Kaç damlanın istediği yere düştüğünü merak etti şarkının bitmesine yakın.

Şarkı tekrardan başladı ama telefon bir daha çalmadı. Cep telefonundan bir arama yapma isteği bütün bedenini kapladı. Şanslıydı ki onu parçalamıştı kısa bir süre önce. Zamanın gerçekte ne ile ölçüldüğü merak etti. Sahi zamanın neresindeydi şimdi. Geçmişte mi gelecekte mi. Ev telefonu çalmış mıydı yoksa çalacak mıydı? Yağmur yağmış mıydı yoksa yağacak mıydı? Kahvesini bitirmiş miydi yoksa henüz yapmamış mıydı? Düşündükçe saatlerin durduğunu fark etti. Gerçekten zaman durmuş muydu yoksa bir düş mü görüyordu. Evet, düş görüyor olmalıydı. Ona hiç yalan söylenmemiş hiç aldatılmamıştı. O halde telefonunu hiç kırmamıştı yani ondan hiç ayrılmamıştı. O halde yalnız değildi yani mevsimlerden ilk bahardı.

Bir an düşündü ve bunların hiç birisinin olmadığını anladı. Şimdi deydi ve yağmur yağıyordu. Kız arkadaşı yoktu ve ondan ayrılmamıştı. Telefonunu çalışmadığı için parçalamıştı sinirinden ve ilk damla yağmur yaşlı bir adamın saçsız başına çarpmıştı. Kahve değil çay yapmıştı kendine.

Sonra bunların hiç birinin gerçek olmadığını fark etti. Gerçek neydi, o kimdi ve nedendi her şey. İki elini mermere dayadı ve damlaların yüzüne çarpmasını bekledi. Hangisi gerçekti. İlk damla yağmur kime düşmüştü ve ev telefonunu kim aramıştı. Belki de cep telefonu hiç olmamış, hiç yağmur yağmamıştı. O zaman neresindeydi zamanın? Gerçek neydi? Ve kimi sevmişti hayatı şaşıracak kadar?

Bizi de Okusana ;) × +