* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Dizi Tavsiyesi: Luther

Son dizi tavsiyesinin üzerinden epey zaman geçti sanırım. Aslında takip ettiğim dizilerle ilgili bir şeyler yazmayı sürekli istiyorum ama şöyle adam akıllı etkileyen, kendine bağlayan ve başkalarına kesinlikle önermesi gereken diziye rast gelmiyor insan her zaman. Rast gelince de kelimeler kendiliğinden dökülüyor aşağıda olduğu gibi.

Dizimize geçeyim hemen. Luther, 2010 yapımı bir İngiliz dizisi. İngiliz dizilerinin klasik özelliklerinden biridir belki, sezonlardaki bölüm sayıları hep azdır. Veya hep bana öyle denk geldi, bilemiyorum. İzlediğim tüm İngiliz dizileri 5-6 bölümlük seyirlerdi. Bu da onlardan biri. İlk sezonda sadece 6 bölüm var. İlk sezon diyorum ama henüz 2. sezonla ilgili bir bilgiye ulaşamadık. Neyse.

Luther, ismini başroldeki karakterinden alıyor, John Luther. Karakterimiz biraz deli dolu. Biraz sayko. Biraz cesur, biraz da elleri cepte. Polis teşkilatının da göz bebeği tabii ki. Idris Elba adındaki siyahi oyuncu canlandırıyor kendisini. IMDb'den bilgilerine baktım da, epey filmde görmüşüz kendisini ama direkt başrol olarak oynadığı pek film yok, varsa da benim alanımın dışında hepsi. Eğer The Wire izleyenler varsa Russell 'Stringer' Bell dedik mi tanırlar sanırım. Zaten bu kadar meşhur olup "American Ganster, Rock'n'Rolla, The Unborn, Obsessed" gibi filmlerde kalburüstü isimlerle yer almasının sebebi de yine The Wire'daki o karakter anladığım kadarıyla. Londra doğumlu aktörün oyunculuğu gerçekten çok iyi. Umarım daha fazla yapımda izleriz kendisini demek isterdim ama zaten sadece bu sene 2 önemli yapımda izleceğiz kendisini. Nisan'da vizyona giren The Losers ve önümüzdeki aylarda vizyonlarda olacak Takers. Luther'in yapımcılığında da ufak bir rol üstlenen Idris bir yandan da DJ'lik yaparak hiç boş durmuyor anladığım kadarıyla...

Başrolde John Luther var ama diziyi sizlerle paylaşmamı sağlayan bayan oyuncu, dizinin bambaşka bir hâl almasını sağlayan Ruth Wilson tam anlamıyla bomba. 2006 yapımı 4 bölümlük mini dizi Jane Eyre'deki başrolüyle hem BAFTA hem de Altın Küre'de En İyi Kadın Oyuncu adayı olarak gösterilen 28 yaşındaki güzel, daha önceden burada da yazdığım, hatta önerdiğim ama devamını getiremediğim, yine İngiliz dizisi olan, yine çok kısa sadece 5 bölümden oluşan The Prisoner'da da rol almış. 2. bölümünü izleyeli o kadar zaman geçti ki, unutmuşum hatunu. Alice Morgan karakterini canlandıran dudaklarıyla mest eden ablamız için bile baştan sona bir defa daha izleyebilirim Luther'i.
Aslında bu iki oyuncunun dışında tabii ki epey karakter var ama ilk bölümden anladığım kadarıyla dizi bu karakterler arasındaki hikayeyi baz alacak ve özellikle Dedektif abimizin hayatındaki iniş çıkışları da hesaba katarak bize güzel bir şölen sunacak.

Biraz konumuza da bakalım. Luther abinin kovalama sahnesiyle açılıyor dizi. Orada gelişen olaylar falan derken biraz ileri atıyor tarih ve polis teşkilatına geri dönüş yapıyor Luther. Sevilen de bir isim. Karşılamalar falan derken bir ihbar geliyor ve olay mahalli epey sakat. Cesetler, kanlar falan derken Alice giriyor sahneye. Annesi ve babası öldürülmüş bir kız. Özgeçmişi normal insanlardan, senden benden biraz farklı. Tabii alıyorlar bunu birkaç soru sormak için. Ardından olaylar bir anda müthiş bir noktaya doğru ilerliyor ve dizinin bu satırlara taşınmasına kadar yol açıyor.

Dizimiz bir seri katil dizisi öncelikle. Her ne kadar bilgileri en aza indirgemek istesem de, diziyi izlemenizi sağlamak için bunu söylemem gerek. İzlemenizi sağlamak için derken, siz izleyince benim bir kazancım olmayacak, aksine bence güzel bir dizi edinmiş olacaksınız. Çünkü dizi özellikle konusu itibariyle aşırı çekici. Üstüne bir de karakterlerin iyi yansıtılması olunca tadından yenmiyor.
1 saatlik bölümler, 6 bölümlük bir sezon. Devamının gelip gelmeyeceği henüz belli değil ama 4 Mayıs'ta başlayan ilk bölüm, 8 Haziran'da yayınlanan sezon finali ile ilk sezonu noktalamışlar. 1 saat dediğimde, "tamam, geçiniz" diyenler olabilir. Öyle bir yanılgıya düşmeyin.

Dizi 1 saat ama o 1 saate öyle bir kurgu ve oyunculuk sıkıştırmışlar ki, ilk bölüm noktalandığında ikinci bölümü izlemek için can atıyorsunuz adeta. Sıradan bir polisiye dizisi olarak başlayan ama bir anda seri katil moda bağlayan Luther'in özellikle katili bambaşka. Dexter'a olan sevginin buna geçmesi zordur ama kendinizi zorlamanız da olasılıklar arasında.

Sıradan polisiye dizilerini unutun. Her bölüm farklı hikaye verip, arkada bir ana konu barındırsa da onu bir sezondaki 3-4 bölüme anca yayabilen dizileri geçin. Her şeyi çözen ana karakterli dizileri de geçin. Sağı solu hiç belli olmayan bir polis, öldürme yanımda yat diye yalvaracağınız bir bayan. 2010'un gözü kapalı seçilesi ve ilk fırsatta izlenesi dizilerinden. Mutlaka şans verin. Tabii türü seviyorsanız...

http://cineshoot.blogspot.com/2010/07/dizi-tavsiyesi-luther.html

Bizi de Okusana ;) × +