"Abla"nın, Varlığınla Buluşma Seminer ve Şenliği izlenimleri, 3

Sitenin, gece boyu bağıra çağıra, sert fren sesleriyle eğlenen, gündoğumuna yakın şapırtılarla denize giren, güneşin ilk ışıklarıyla yokolan vampirlerin dağıttığı uykusu üzerine, "serinde bahçeyi sulayayım..." diyerek yekinen "abla", son günlerde aldığı bir çok güzel haber/maile ek olarak, epeydir görmek istediği ahbaplarının sabah yürüyüşüne rastlar. Ayaküstü sohbetin tadı damağındayken sulamayı bitirir, bir üst sokak komşusuna takılır, beraber denize inerler. Hanım, "abla"nın kampa gideceğini bilmektedir, neler yaptığını merak eder. "Neyi, nereye kadar, nasıl anlatmalı?" diye düşünürken, ego'su Sebastian'ın -kimbilir ne tür bitiş/bitirilişlerin hatırasını taşıyan- kaygısı kaynaklı otosansür filtresine takıldığını farkeder etmez silkinen "abla" "hayır!" der "hayır, bu defa değil! BU DEFA DEĞİL!"...

Sıralama ve grup çalışmaları için üç kez, değişimin enerjisini taşıyan, doğum tarihi olan 23-5-1958'de de olduğu şekliyle tekrarlandığından kendisine pek uygun gelen 5 rakamını çeken "abla", sırası geldiğinde, özgürlüğünü kaybetme korkusundan, bunun kendisini kapadığı kafesten şikayet eder. 2004'teki çalışmalar sırasında çözdüğünü sandığı "annesine öfkesi" meselesi tortudan arınmamış olmalı ki, sorumlulukla sakatlanmış sevgi ve kölelik korkusu için bir kez daha -20 yıl önce rahmetli olan- "anne enerjisi"yle yüzleşmesi gerekir.

Küçük kızkardeşini, kendisinden 4.5 yaş büyük "abla"ya emanet ederek toplumsal rolünü oynamaya giden annesi, bacağı boyundaki kardeşini uyutmak için ayağında sallarken savsaklarsa, karşı duvardan bakan Atatürk portresinin kendisine kızacağını söyler. Görünen o ki "abla", annesini çok ciddiye alır; için için, o oynamak isterken kendisine bu sorumluluğu yükleyen annesine kızdığı yetmezmiş gibi, uzun yıllar rüyalarında, uyanıkken konuşmalarında kızıyla karıştırdığı küçük kızkardeşine de kızgınlık duyar. Çalışma sırasında "anne enerjisi"nin modeliyle kucaklaştığında sırtını tapışlaması, hanımın "aaa, beni teselli ediyor, anne sen değilsin ki, benim anne!" tepkisiyle karşılanır. Bu çalışma, kendini, hiç sorgulamaksızın "sorumlu" sayıp annesi yerine koyan "abla"nın, "senin için bir şey yapmalıyım!" diyerek sıkıntılara boğduğu küçük kızkardeşinin -bazısı hırçın- tepkilerinin de açıklamasıdır. Sonunda "abla"nın, büyük olasılıkla, hafta sonu için İstanbul'dan gelen küçük kızkardeşini, 48 yıl süren sorumluluk prangasından salıverileceği saatler, bu yazının okunduğu saatlere denk gelecektir.

Katılımcı kardeşlerinin, hâlletmeye geldikleri sorunları anlatıp, problemleri, birlikte yarattıkları kişilerin enerjileriyle yüzleşerek çözmelerini sağlayan çalışmalar yaptıkları oturumların birinde, su rengi gözlü güzelim bir kız çıkar öne; "ne yapsam" der, "anneme beğendiremiyorum..." Cümlesi gözyaşlarına boğulurken, yaşamını -elbette en iyisini yapmak adına- kararttığı kendi kızıyla yüzleşen "abla", gözyaşlarıyla sarıldığı güzel kardeşinden özür diler. Devamında bu, ebeveyn ve evlât tarafını temsil edenlerin, ana-babalık ve çocukluk sürecinde, çizginin ötesinde ya da berisinde olmaları dışında, aynı enerjinin aktörü/aktristi/kurbanı olduklarının ortaya çıktığı çok değerli bir çalışma olur.

Bir diğer çalışmada katılımcılar ellerini tuttukları kardeşlerinin gözlerinin içine bakarlar; daha sonra içiçe iki dairede yan yana sıralı sandalyelerde oturanlar birer kayar, karşısına oturdukları kişinin ellerini tutarak gözlerine bakarlar; katılımcıların, gözler bağlıyken ayakta gezinerek buluştuğu diğerinin ellerini tuttuğu bir başka çalışmanın amacı diğerinin kim olabileceğini sezebilme, yüreğine sızabilme alıştırmasıdır.

Hiç kimseyi tanımadığından yabancılık hissettiği, cinsiyetle ilgili kalıplara takılıp tökezlediği, toplumsal hiyerarşi pratiğiyle tedirginlik duyduğu, "elele tutuşup diğerinin gözünün içine bakma" çalışmalarında "abla", başlangıçta sıkıntı çekse de, alışıp bu harika maceraya kapılmakta gecikmez.

Toplumsal koordinatları kesin ve keskin iş adamının gözlerinden bir çocuk masum, yumuşacık bakar, yaşam mı onu o mu yaşamı örselemiş belli değil bir genç adamın gözleri, "abla"nın Katmandu'da gördüğü, kubbesi safranla yıkanan stupaya çizili Buda'nın gözleridir: (http://www.dailymotion.com/video/x2jf1i_buddhist-swayambunath-stupa-kathman_politics) Kızkardeşlerinden biriyle bakışırken "abla", diğerinin gücünü tartan, biri kendisi iki samuray arasında, göz hizasında parlayan yatay kılıcın pırıltısını görür. Nihayet, diğerinin içindeki varlığın ve ışığın onurlandırıldığı bir çalışma sırasında, kızıyla akran bal rengi gözlü erkek kardeşi, "abla"ya "Fatmacım" diye seslenip, yaş, cinsiyet türünden en güçlü kalıplarını yerle bir ederek, elele, bir olmanın tam olarak ne anlama geldiğini, yüreğiyle anlamasını sağlar.

Gözleri bağlıyken kendisini, büyük durulukla saptayan kardeşlerinin tersine, sesini duyduğu kardeşinin bile kim olduğunu anlamayan "abla", yüreğiyle kalplerine baktığında, birinin kristal sütunlu görkemli bir kapıdan geçerek serin kumlu bir çölde mutlulukla ilerlediğini, ötekinin taşlı zeminde berrak bir su olup huzurla aktığını, son kardeşinin, üç çalışma sonra, geçit vermeyen sarp kayalık kalbinde izin verdiği aralıktan içeri bir kırmızı gül koyabildiğini görür.

"Abla"yı ürküten gece çalışmalarından biri itiraflar başlıklıdır: Ortada, sadece bir kaç mumun aydınlattığı Dome'da, yanyana sandalyelerde oturanların gözleri, siyah bantlarla bağlı. Usta start verdiğinde ilk konuşan, çoktandır eteğindeki bu koca taştan kurtulmak isteyen "abla"dır, "cevapları bildiğim bir yarışmada para kazandım" der; kardeşleri ufak tefek hırsızlıklar, ağırlıklı olarak cinsellikle ilgili taşları döker hafiflerler. Tabancasını, kedileri sevdiği halde, geçmekte olan kediye doğrultup hayvanı vuran, bundan duyduğu acıyı saf kalple dile getiren itiraf, -içtenliği yüzünden- alkış alır.

Frekansların deneyimlendiği gece oturumu "abla" dışında tüm kardeşleri için ilginç bir deneyim olur: Yargısızlıklarından mıdır nedir, Dünyanın bazı yerlerinin, kahve ve bazı içeceklerin frekanslarını dener, pek de güzel tanımlarlar. Hangi gezegenden geldikleri çalışması sırasında, -yalnız dolanan- abla"nın payına düşen, özlem duygusunun eşlik ettiği tuhaf kent görüntüleridir.
Sitenin, gece boyu bağıra çağıra, sert fren sesleriyle eğlenen, gündoğumuna yakın şapırtılarla denize giren, güneşin ilk ışıklarıyla yokolan vampirlerin dağıttığı uykusu üzerine, "serinde bahçeyi sulayayım..." diyerek yekinen "abla", son günlerde aldığı bir çok güzel haber/maile ek olarak, epeydir görmek istediği ahbaplarının sabah yürüyüşüne rastlar. Ayaküstü sohbetin tadı damağındayken sulamayı bitirir, bir üst sokak komşusuna takılır, beraber denize inerler. Hanım, "abla"nın kampa gideceğini bilmektedir, neler yaptığını merak eder. "Neyi, nereye kadar, nasıl anlatmalı?" diye düşünürken, ego'su Sebastian'ın -kimbilir ne tür bitiş/bitirilişlerin hatırasını taşıyan- kaygısı kaynaklı otosansür filtresine takıldığını farkeder etmez silkinen "abla" "hayır!" der "hayır, bu defa değil! BU DEFA DEĞİL!"...

Sıralama ve grup çalışmaları için üç kez, değişimin enerjisini taşıyan, doğum tarihi olan 23-5-1958'de de olduğu şekliyle tekrarlandığından kendisine pek uygun gelen 5 rakamını çeken "abla", sırası geldiğinde, özgürlüğünü kaybetme korkusundan, bunun kendisini kapadığı kafesten şikayet eder. 2004'teki çalışmalar sırasında çözdüğünü sandığı "annesine öfkesi" meselesi tortudan arınmamış olmalı ki, sorumlulukla sakatlanmış sevgi ve kölelik korkusu için bir kez daha -20 yıl önce rahmetli olan- "anne enerjisi"yle yüzleşmesi gerekir.

Küçük kızkardeşini, kendisinden 4.5 yaş büyük "abla"ya emanet ederek toplumsal rolünü oynamaya giden annesi, bacağı boyundaki kardeşini uyutmak için ayağında sallarken savsaklarsa, karşı duvardan bakan Atatürk portresinin kendisine kızacağını söyler. Görünen o ki "abla", annesini çok ciddiye alır; için için, o oynamak isterken kendisine bu sorumluluğu yükleyen annesine kızdığı yetmezmiş gibi, uzun yıllar rüyalarında, uyanıkken konuşmalarında kızıyla karıştırdığı küçük kızkardeşine de kızgınlık duyar. Çalışma sırasında "anne enerjisi"nin modeliyle kucaklaştığında sırtını tapışlaması, hanımın "aaa, beni teselli ediyor, anne sen değilsin ki, benim anne!" tepkisiyle karşılanır. Bu çalışma, kendini, hiç sorgulamaksızın "sorumlu" sayıp annesi yerine koyan "abla"nın, "senin için bir şey yapmalıyım!" diyerek sıkıntılara boğduğu küçük kızkardeşinin -bazısı hırçın- tepkilerinin de açıklamasıdır. Sonunda "abla"nın, büyük olasılıkla, hafta sonu için İstanbul'dan gelen küçük kızkardeşini, 48 yıl süren sorumluluk prangasından salıverileceği saatler, bu yazının okunduğu saatlere denk gelecektir.

Katılımcı kardeşlerinin, hâlletmeye geldikleri sorunları anlatıp, problemleri, birlikte yarattıkları kişilerin enerjileriyle yüzleşerek çözmelerini sağlayan çalışmalar yaptıkları oturumların birinde, su rengi gözlü güzelim bir kız çıkar öne; "ne yapsam" der, "anneme beğendiremiyorum..." Cümlesi gözyaşlarına boğulurken, yaşamını -elbette en iyisini yapmak adına- kararttığı kendi kızıyla yüzleşen "abla", gözyaşlarıyla sarıldığı güzel kardeşinden özür diler. Devamında bu, ebeveyn ve evlât tarafını temsil edenlerin, ana-babalık ve çocukluk sürecinde, çizginin ötesinde ya da berisinde olmaları dışında, aynı enerjinin aktörü/aktristi/kurbanı olduklarının ortaya çıktığı çok değerli bir çalışma olur.

Bir diğer çalışmada katılımcılar ellerini tuttukları kardeşlerinin gözlerinin içine bakarlar; daha sonra içiçe iki dairede yan yana sıralı sandalyelerde oturanlar birer kayar, karşısına oturdukları kişinin ellerini tutarak gözlerine bakarlar; katılımcıların, gözler bağlıyken ayakta gezinerek buluştuğu diğerinin ellerini tuttuğu bir başka çalışmanın amacı diğerinin kim olabileceğini sezebilme, yüreğine sızabilme alıştırmasıdır.

Hiç kimseyi tanımadığından yabancılık hissettiği, cinsiyetle ilgili kalıplara takılıp tökezlediği, toplumsal hiyerarşi pratiğiyle tedirginlik duyduğu, "elele tutuşup diğerinin gözünün içine bakma" çalışmalarında "abla", başlangıçta sıkıntı çekse de, alışıp bu harika maceraya kapılmakta gecikmez.

Toplumsal koordinatları kesin ve keskin iş adamının gözlerinden bir çocuk masum, yumuşacık bakar, yaşam mı onu o mu yaşamı örselemiş belli değil bir genç adamın gözleri, "abla"nın Katmandu'da gördüğü, kubbesi safranla yıkanan stupaya çizili Buda'nın gözleridir: (http://www.dailymotion.com/video/x2jf1i_buddhist-swayambunath-stupa-kathman_politics) Kızkardeşlerinden biriyle bakışırken "abla", diğerinin gücünü tartan, biri kendisi iki samuray arasında, göz hizasında parlayan yatay kılıcın pırıltısını görür. Nihayet, diğerinin içindeki varlığın ve ışığın onurlandırıldığı bir çalışma sırasında, kızıyla akran bal rengi gözlü erkek kardeşi, "abla"ya "Fatmacım" diye seslenip, yaş, cinsiyet türünden en güçlü kalıplarını yerle bir ederek, elele, bir olmanın tam olarak ne anlama geldiğini, yüreğiyle anlamasını sağlar.

Gözleri bağlıyken kendisini, büyük durulukla saptayan kardeşlerinin tersine, sesini duyduğu kardeşinin bile kim olduğunu anlamayan "abla", yüreğiyle kalplerine baktığında, birinin kristal sütunlu görkemli bir kapıdan geçerek serin kumlu bir çölde mutlulukla ilerlediğini, ötekinin taşlı zeminde berrak bir su olup huzurla aktığını, son kardeşinin, üç çalışma sonra, geçit vermeyen sarp kayalık kalbinde izin verdiği aralıktan içeri bir kırmızı gül koyabildiğini görür.

"Abla"yı ürküten gece çalışmalarından biri itiraflar başlıklıdır: Ortada, sadece bir kaç mumun aydınlattığı Dome'da, yanyana sandalyelerde oturanların gözleri, siyah bantlarla bağlı. Usta start verdiğinde ilk konuşan, çoktandır eteğindeki bu koca taştan kurtulmak isteyen "abla"dır, "cevapları bildiğim bir yarışmada para kazandım" der; kardeşleri ufak tefek hırsızlıklar, ağırlıklı olarak cinsellikle ilgili taşları döker hafiflerler. Tabancasını, kedileri sevdiği halde, geçmekte olan kediye doğrultup hayvanı vuran, bundan duyduğu acıyı saf kalple dile getiren itiraf, -içtenliği yüzünden- alkış alır.

Frekansların deneyimlendiği gece oturumu "abla" dışında tüm kardeşleri için ilginç bir deneyim olur: Yargısızlıklarından mıdır nedir, Dünyanın bazı yerlerinin, kahve ve bazı içeceklerin frekanslarını dener, pek de güzel tanımlarlar. Hangi gezegenden geldikleri çalışması sırasında, -yalnız dolanan- abla"nın payına düşen, özlem duygusunun eşlik ettiği tuhaf kent görüntüleridir.

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 19

BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILARIN YASAL HAK VE SORUMLULUKLARI YAZARLARA AİTTİR.