SİZ ÜŞÜMENİN NE DEMEK OLDUĞUNU BİLİR MİSİNİZ?


ihtilale yenik düşmüş bir ülkenin boyu uzamış, yaşı geçmiş çocuklarıydık biz..üzerimize giyindiğimiz pantolonların paçaları kısalır, gömleklerimizin düğmeleri kopardı..çaputlarımıza dikilen yamalar ruhumuzda eğreti durmazdı..bir şehrimiz olmadı hiçbir zaman..bizim diyebileceğimiz topraklarımızı aldılar..korkuluk gibi olmak silahlara karşı nasıl direneceğimizi öğretti..savaş kelimesini çatışma diye kapattılar..artık ülkenizde neler oluyor diyenlere "çatışma var"cümleleriyle yanıt vermeye başlamıştık..
oysa herşey o kadar aşikardı ki burada öldü numarası yapmayan, gerçekten nefesi kesilen ve cansız yere yığılan çocuklar vardı..yani evinizin sıcaklığının aksine üşüyorduk..siz üşümenin ne demek olduğunu bilir misiniz..
1990 ve 1992 yılları arasında yapılan 49 savaşın neredeyse hepsinde yer aldık..yaşımız ne olursa olsun reşit değildik ve öldüğümüzde adımız çocuk olarak kayıtlara geçiyordu..savaşın sayısal olarak artışının sebebi küresel ısınma olarak gösteriliyordu..ülkelerdeki refah sisteminin artışı bazı grupların arasında şiddet çatışmalarının oluşması anlamına geliyordu..askerlerden çok sivil insanlar ölüyordu..yani buna benim dilimde ölüm alış verişi deniyordu..bu cümleyi ben türetmiştim ama kimsenin haberi yoktu..çocuklardaki ölüm yaşı 5 olarak belirlenmiş gibi, hep o yaştaki kardeşlerimiz öldürülüyordu..yeni doğmuş bebekleri saymıyorum..
1996 yılında çatışma olan 31 ülkenin içerisindeydik..buradaki çocuklar sadece kurşuna hedef olup hayatlarını kaybetmiyorlardı %5'i tramva, %95'i ise açlık ve hastalık nedeniyle yaşamlarını yitiriyorlardı..savaşlardan sonra mülteci kamplarına yerleştirilen çocukları diğerlerine nazaran şanslı görüyorduk..çünkü savaş bölgesinde kalanlar yeterli sağlık yardımı olmadığı ve yaşamsal kaynak sağlanamadığı için ya sakat kalıyorlar ya da ölüyorlardı..keşke sadece bunlarla kalsaydı..
şiddete maruz kalıyor ve tecavüze uğruyorduk..o zaman aklımızda büyüyen tek düşünce öldürülmemiz oluyordu..ama böyle bir lükste bulunma gibi bir şans elimize verilmiyordu..etnik kökenli bir çatışmanın çocukları olmak bunlara katlanmamız gerektiğini acı bir şekilde öğretiyordu bize..kızlar seks kölesi haline getirilinceye kadar tecavüze uğruyorlardı..erkekler ise şiddete maruz kalıyorlar ve savaşlarda kullanılıyorlardı..
şiddete o kadar alışmıştık ki artık yaralanan bedenimize ve psikolojimize rağmen yaşamak için direnmeye başlamıştık.. aile kavramını unutalı uzun zaman olmuştu.."artık kimsemiz yok" düşüncesi onca can acısına rağmen ruhumuza en çok dokunandı..
toplama kamplarına getirilmemiz salgın hastalıklarla boğuşmamıza neden oluyordu..direnen direniyor direnemeyen bir böcek sürüsü gibi ölüyordu..sağlık hizmetlerinin yetersiz yardımları bu ölümleri engellemek yerine daha da arttırıyordu..
her birimizin bir adı vardı ama savaşın çocukları kimliğiyle anılıyor ve yaşadıklarımızı sadece savaş olarak nitelendirenlerin coğrafyasında yaşıyorduk..

ihtilale yenik düşmüş bir ülkenin boyu uzamış, yaşı geçmiş çocuklarıydık biz..üzerimize giyindiğimiz pantolonların paçaları kısalır, gömleklerimizin düğmeleri kopardı..çaputlarımıza dikilen yamalar ruhumuzda eğreti durmazdı..bir şehrimiz olmadı hiçbir zaman..bizim diyebileceğimiz topraklarımızı aldılar..korkuluk gibi olmak silahlara karşı nasıl direneceğimizi öğretti..savaş kelimesini çatışma diye kapattılar..artık ülkenizde neler oluyor diyenlere "çatışma var"cümleleriyle yanıt vermeye başlamıştık..
oysa herşey o kadar aşikardı ki burada öldü numarası yapmayan, gerçekten nefesi kesilen ve cansız yere yığılan çocuklar vardı..yani evinizin sıcaklığının aksine üşüyorduk..siz üşümenin ne demek olduğunu bilir misiniz..
1990 ve 1992 yılları arasında yapılan 49 savaşın neredeyse hepsinde yer aldık..yaşımız ne olursa olsun reşit değildik ve öldüğümüzde adımız çocuk olarak kayıtlara geçiyordu..savaşın sayısal olarak artışının sebebi küresel ısınma olarak gösteriliyordu..ülkelerdeki refah sisteminin artışı bazı grupların arasında şiddet çatışmalarının oluşması anlamına geliyordu..askerlerden çok sivil insanlar ölüyordu..yani buna benim dilimde ölüm alış verişi deniyordu..bu cümleyi ben türetmiştim ama kimsenin haberi yoktu..çocuklardaki ölüm yaşı 5 olarak belirlenmiş gibi, hep o yaştaki kardeşlerimiz öldürülüyordu..yeni doğmuş bebekleri saymıyorum..
1996 yılında çatışma olan 31 ülkenin içerisindeydik..buradaki çocuklar sadece kurşuna hedef olup hayatlarını kaybetmiyorlardı %5'i tramva, %95'i ise açlık ve hastalık nedeniyle yaşamlarını yitiriyorlardı..savaşlardan sonra mülteci kamplarına yerleştirilen çocukları diğerlerine nazaran şanslı görüyorduk..çünkü savaş bölgesinde kalanlar yeterli sağlık yardımı olmadığı ve yaşamsal kaynak sağlanamadığı için ya sakat kalıyorlar ya da ölüyorlardı..keşke sadece bunlarla kalsaydı..
şiddete maruz kalıyor ve tecavüze uğruyorduk..o zaman aklımızda büyüyen tek düşünce öldürülmemiz oluyordu..ama böyle bir lükste bulunma gibi bir şans elimize verilmiyordu..etnik kökenli bir çatışmanın çocukları olmak bunlara katlanmamız gerektiğini acı bir şekilde öğretiyordu bize..kızlar seks kölesi haline getirilinceye kadar tecavüze uğruyorlardı..erkekler ise şiddete maruz kalıyorlar ve savaşlarda kullanılıyorlardı..
şiddete o kadar alışmıştık ki artık yaralanan bedenimize ve psikolojimize rağmen yaşamak için direnmeye başlamıştık.. aile kavramını unutalı uzun zaman olmuştu.."artık kimsemiz yok" düşüncesi onca can acısına rağmen ruhumuza en çok dokunandı..
toplama kamplarına getirilmemiz salgın hastalıklarla boğuşmamıza neden oluyordu..direnen direniyor direnemeyen bir böcek sürüsü gibi ölüyordu..sağlık hizmetlerinin yetersiz yardımları bu ölümleri engellemek yerine daha da arttırıyordu..
her birimizin bir adı vardı ama savaşın çocukları kimliğiyle anılıyor ve yaşadıklarımızı sadece savaş olarak nitelendirenlerin coğrafyasında yaşıyorduk..

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"

BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILARIN YASAL HAK VE SORUMLULUKLARI YAZARLARA AİTTİR.