Kendini kandırma sanatı

Herkesin belirli dönemlerde kendine söylediği bazı sözler vardır. Bu sözleri karşı taraftan, başka birisinden duymak ister ama duymaz genellikle. Duyduğunda da inanamaz onlara inanmak istese de. Daha doğrusu insan birilerinin ona "her şeyin güzel olacağı"nı veya "aslında yanlış bir karar vermediğini" söylemesini ister. Bunu hayatına devam edebilmek için yapar hemde. Ancak birkaç cümle önce söylediğim gibi genelde bu sözleri duyamaz, karşısına engeller çıkar ve kendine söylemeye başlar. Kendi kendine konuşana deli derler bizim coğrafyada ama gerçekte her insan bunu yapar kendisiyle. Sadece bazıları biraz daha öteye getirir muhabbeti.

Mesela karşımıza çıkan ve hoşlandığımı birisinin peşinden giderken iç sesimizin bize bunun yanlış olduğunu söylemesi gibidir. Sonra yanlış ortaya çıkıp psikolojik olarak çöktüğümüzde başka bir iç sesimizin "olsun be abi demek ki bunu yaşaman gerekiyormuş" demesi bir örnek olarak sunulabilir mesela. İki cümle arasındaki farkın bu kadar büyük olmasının tek bir sebebi vardır o da iç sesimizin bizi uçurumdan döndürmek istemesidir. "Mala gelsin cana gelmesin" cümlesi gibi mesela burada iç sesimiz bizi mal olan şey her ne ise onun değersiz olduğuna inandırmaya çalışmaktadır. Çok fazla istediğimiz bir iş olmadığında yine aynı iç sesin "zaten o iş sana göre değildi. sen daha iyilerine layıksın" demesini de eklemeliyiz bu yalan cümlelere. Kendimizi berbat hissettiğimiz bir sabah uyanıp aynaya baktığımızda kesinlikle korkunç görünüyoruzdur ama yine aynı iç ses bize"olm çok harika görünüyorsun. hadi İstiklale gidip biraz kız keselim" diyebilir ve bizde bu sözlere inanabiliriz.

Aslında bu inanmanın tek sebebi o anda birisinin güzel bir şey söylemesini istememizdir. "Her şey düzelecektir", "bunlar da geçecek be", "az kaldı be hacım, biraz daha sabret" gibi cümleler aslında hepimizin ihtiyaç duyduğu sözlerdir. Bunların yalan olduğunu biliriz aslında her şeyin hiçbir zaman düzelmeyeceğini en iyi biz biliriz ama yine de inanırız. İnanmamızın sebebi basittir; kendimizi daha fazla düşmekten korumak.

Mesela o doğrucu iç sesimizi en başında dinlesek bu şekilde yanılmayız. Fakat yine o içimizdeki küçük bir umut bizi gerçekliği değiştirmeye yöneltir. Gerçeği değiştiremeyeceğimizi bildiğimiz halde. Ben cümlelerini değiştirmeden hemen önce o iş sesin bir elini yumruk yapıp diğerini düz bir şekilde uzattığına eminim. Sonra düz uzattığı elini diğerinin üstüne vurduğuna da eminim. Sonuçta onu dinleseydik bunların hiçbiri başımıza gelmeyecekti. Ben insan ne kadar kötü bir durumda olursa olsun o iç sesin o insanı kandırabileceğine inanıyorum. Her şey "abi bak güzel olacak" demesine bakar. Bu sebeplerden dolayı iç sesimizle kavga etmememiz gerekir. Sonuçta herkes gittiğinde başımızı soğuk yastığa koyduğumuzda sadece o vardır bizimle ve inanın bana gerektiği zaman tamamen sağlıklı bir insanı deli edebilir. Sonra insanlar derki size "aaaa deliye bak kendi kendine konuşuyor" bir bilseler o anda iç sesin neler neler söylediğini.

Bu sebeplerden dolayı iç sesimizi sevelim koruyalım. Hatta mümkünse onun sözünden dışarıya çıkmayalım. Sonuçta herkes gittiğinde sadece o kalıyor bizimle ve gazabı çok acı oluyor. Hiç gerek yok...


Herkesin belirli dönemlerde kendine söylediği bazı sözler vardır. Bu sözleri karşı taraftan, başka birisinden duymak ister ama duymaz genellikle. Duyduğunda da inanamaz onlara inanmak istese de. Daha doğrusu insan birilerinin ona "her şeyin güzel olacağı"nı veya "aslında yanlış bir karar vermediğini" söylemesini ister. Bunu hayatına devam edebilmek için yapar hemde. Ancak birkaç cümle önce söylediğim gibi genelde bu sözleri duyamaz, karşısına engeller çıkar ve kendine söylemeye başlar. Kendi kendine konuşana deli derler bizim coğrafyada ama gerçekte her insan bunu yapar kendisiyle. Sadece bazıları biraz daha öteye getirir muhabbeti.

Mesela karşımıza çıkan ve hoşlandığımı birisinin peşinden giderken iç sesimizin bize bunun yanlış olduğunu söylemesi gibidir. Sonra yanlış ortaya çıkıp psikolojik olarak çöktüğümüzde başka bir iç sesimizin "olsun be abi demek ki bunu yaşaman gerekiyormuş" demesi bir örnek olarak sunulabilir mesela. İki cümle arasındaki farkın bu kadar büyük olmasının tek bir sebebi vardır o da iç sesimizin bizi uçurumdan döndürmek istemesidir. "Mala gelsin cana gelmesin" cümlesi gibi mesela burada iç sesimiz bizi mal olan şey her ne ise onun değersiz olduğuna inandırmaya çalışmaktadır. Çok fazla istediğimiz bir iş olmadığında yine aynı iç sesin "zaten o iş sana göre değildi. sen daha iyilerine layıksın" demesini de eklemeliyiz bu yalan cümlelere. Kendimizi berbat hissettiğimiz bir sabah uyanıp aynaya baktığımızda kesinlikle korkunç görünüyoruzdur ama yine aynı iç ses bize"olm çok harika görünüyorsun. hadi İstiklale gidip biraz kız keselim" diyebilir ve bizde bu sözlere inanabiliriz.

Aslında bu inanmanın tek sebebi o anda birisinin güzel bir şey söylemesini istememizdir. "Her şey düzelecektir", "bunlar da geçecek be", "az kaldı be hacım, biraz daha sabret" gibi cümleler aslında hepimizin ihtiyaç duyduğu sözlerdir. Bunların yalan olduğunu biliriz aslında her şeyin hiçbir zaman düzelmeyeceğini en iyi biz biliriz ama yine de inanırız. İnanmamızın sebebi basittir; kendimizi daha fazla düşmekten korumak.

Mesela o doğrucu iç sesimizi en başında dinlesek bu şekilde yanılmayız. Fakat yine o içimizdeki küçük bir umut bizi gerçekliği değiştirmeye yöneltir. Gerçeği değiştiremeyeceğimizi bildiğimiz halde. Ben cümlelerini değiştirmeden hemen önce o iş sesin bir elini yumruk yapıp diğerini düz bir şekilde uzattığına eminim. Sonra düz uzattığı elini diğerinin üstüne vurduğuna da eminim. Sonuçta onu dinleseydik bunların hiçbiri başımıza gelmeyecekti. Ben insan ne kadar kötü bir durumda olursa olsun o iç sesin o insanı kandırabileceğine inanıyorum. Her şey "abi bak güzel olacak" demesine bakar. Bu sebeplerden dolayı iç sesimizle kavga etmememiz gerekir. Sonuçta herkes gittiğinde başımızı soğuk yastığa koyduğumuzda sadece o vardır bizimle ve inanın bana gerektiği zaman tamamen sağlıklı bir insanı deli edebilir. Sonra insanlar derki size "aaaa deliye bak kendi kendine konuşuyor" bir bilseler o anda iç sesin neler neler söylediğini.

Bu sebeplerden dolayı iç sesimizi sevelim koruyalım. Hatta mümkünse onun sözünden dışarıya çıkmayalım. Sonuçta herkes gittiğinde sadece o kalıyor bizimle ve gazabı çok acı oluyor. Hiç gerek yok...


BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"