Aziz Nesin'in çok kulağı çınlıyor çoook... !!


Dün, Silivri’deydim. Silivri de olunca burada nereye gittiğimi tahmin etmişsinizdir. “Silivri Ceza Evinin yanında bulunan Silivri Duruşma Salonu…”

Ben bir hukukçu değilim ama kendime yetecek kadar hukuk bilgimin olduğuna inanıyorum. Ve bu bildiğim hukuk ile yapmış olduğum bazı gözlemler oldu:

Bunlardan ilki ve bana kalırsa en önemlisi : “ davada adaletsizlik olduğu.” Yani mahkeme başkanının hemen arkasındaki duvarda yazan “Adalet mülkün temelidir.” Aslında bu durumu anlamak için bu söze de gerek yok. Hukuk’un neden çıktığını düşününce bu davanın “taraf” olduğu ortaya “kabak” gibi çıkıyor.

Burada ki adaletten kastım: “ Savunması alınan “tutukluların, 35 ayı geçkin bir süredir. Halen suçlarının bilinmemesi ve halen “tutuklu” sıfatında olması…

Buradaki adaletten kastım: “Avukatlara, müvekkilleri hakkında yapılan iddialara itiraz için söz vermemesi… “

Burada ki adaletten kastım: “tutukluların sadece dinlenmesi ( Aslına bakılırsa sadece ve sadece mahkeme başkanı tarafından dinlenmesi) ama hiçbir şey yapılmaması, mübaşir’in bile tutukluyu dinlememesi (ki asıl görevi olan yazmayı söylemiyorum bile….)

Burada ki adaletten kastım: “ Tutuklulara, itiraz hakkı dahi verilmemesi…”

Buraya kadar bahsettiklerim sadece mahkeme’de ki adalet…

Birde mahkemenin konu olduğu “hukuk” hukuksuzluğu var. O da ayrı bir konu…

Bunlar için örnek çok… Kısa kısa anlatayım…

Şu zamana kadar yani mahkemenin başlangıcından beri “Ergenekon” adlı terör örgütü hakkında bir tane bile fikir verilmiyor. Çünkü ortada bununla ilgili en ufak bir delil yok…(ki delilin anlamına baktığınız zaman bir suçu yada suçsuzluğu ispatlamak amacıyla kullanılan veridir.) İşin ilginç yanı, delilin tanımından gidersek eğer: “tutukluların büyük çoğunluğunun suçlu olmadığını ispatlamasına ve iddia makamının ispatların aksini iddia edememesine rağmen bir türlü serbest bırakılmıyorlar.”

Bu durum dava hakkında düşünülmesi gereken çok ama çok önemli bir konu…

Peki içeride ki atmosfer nasıl?

Anlatayım…

Avukatlar, bıkkınlık içinde…

Güvenlik ilk dava zamanlarına göre çok gevşek…

Tutuklular, “çok sert” eleştiriler yapıyorlar. Ancak mahkeme başkanının Ergenekon CD’si için söylediği gibi: “ Anlayana 3 sn göster. Anlamayana saatlerce…”

Ki bu konuya ufak bir dipnot eklemek istiyorum: “ başta da dediğim gibi ne iddia makamı nede savcı,tutukluları dinlemedikleri gibi aynı zamanda tutukluların serbest bırakılması taleplerini sürekli ret ediyorlar. İnsanın burada sorası tutuyor: “Nerede kaldı o zaman hukuk?!” Ama söze gelince mahkeme başkanı: “Bu davaya karışanın, alnını karışlarım” demesini de biliyor”

Tutukluların umutları tükenmiş. Ancak hükümlü olacaklarına bile inanmıyorlar… Hatta Veli Küçük basında yaratılan “sanal” Veli küçük’ten bahsedip devam ediyor: “ Artık ben savunmamı yapmayacağım çünkü, artık derdimi anlatamadığımı düşünüyorum. Burada olduğuma göre…”

Perinçek: “Bizlerin gazetelerde yaptığımız konuşmalar var. Darbe’ye karşı olduğumuza dair… Peki bizi neden içeride tutuyorsunuz? Darbeciyiz diye…” dedi.

2,5 yılı aşkın zamandır halen deli numarası yapan, “Danıştay cinayetinin faili Alparslan Aslan’ı ” jandarma üç kişiyle getiriyor…

Osman yılmaz da aynı şekilde getiriliyor… Üç jandarma sürekli peşinde…

Ama diğer tutukluların hiç birisinin peşinde jandarma bulunmamakta… Yanımda ki izleyici arkadaşıma soruyorum “neden?” diye. Bana onlar “azılı suçlu ve psikolojik bozuklukları var” diyor…

Veli küçük’ün avukatı, kızı Zeynep Küçük, gerçek faillerin bulunmaması için delillerin nasıl karartıldığını gayet iyi bir biçimde savundu… Ve sordu: “Bunca zaman sonra siz bu delilleri ortaya çıkarsanız dahi, bu kadar insanın bu kadar zamandır burada olmasının vebalini nasıl kaldıracaksınız?!”

Zeynep Küçük, savunmasını şöyle bitirmeden şunları söyledi: “ Eğer mahkemenin adaletine güvenmemizi istiyorsanız o zaman burada bomba bulunan evde iki sene önce yaşamış olan bir yazarı tutuklarken bombanın olduğunu iddia eden kişi’nin ve şimdi evin sahibi olan kişinin neden burada olmadığını lütfen açıklayın?!”

Sadece Zeynep Küçük de değildi bunu söyleyen… Aynı zamanda diğer tüm tutukların avukatları bu davanın hukuki bir dava olmadığını Amerikanın bir oyunu olduğunu aynı zamanda mahkemenin buna bilerek yada bilmeyerek alet olduğunu gayet iyi bir biçimde savundular…

Kimi avukatlar delilleri yorumlayan “bilirkişilerin” işlerini nasıl önemsemediklerini ortaya çarpıcı bir biçimde koydular.

Ancak en çok dikkatimi çeken savunmalardan bir tanesi ise, bir avukatın çıkıp: “Polis, nasıl oluyor da sizin yerinize karar veren bir rapor tutuyor. Bu nasıl bir cürettir? Bu cesareti kimden alıyor?! ” Ve “başkalarını iftira atmakla suçlayan ama kendisi de bu durumdan geride durmayan Osman Yıldırım’ın ifadesine göre hareket edilmesi ancak diğer sanıkların ifadelerinin alınmasına rağmen bu ifadelere başvurmayan sadece Osman Yıldırım’ın ifadesine başvuran polis’in adaletten yoksun olduğunu ve ne yapmaya çalıştığının sorulması gerektiğini” demesi oldu.


İzleyicilerin sayısı çok az ama basının sayısı daha da az…

Bu durum da açık ve net gösteriyor ki: “daha neden içeride olduklarını bilmeyen tutukluların, çocuklarının büyümesini göremeyen tutukluların, ailesinden her hangi bir kişinin vefatını göremeyen tutukluların, gündemi meşgul etmek için (sanki bir aletmiş gibi) basının zamanında kullandığı ancak şimdi bunun modasının geçtiği…”

Bu mahkemeye kesinlikle herkesin gelip görmesi lazım… Bu mahkemede yargılananların bizlerin desteğine ihtiyacı var… Bu mahkeme Aziz Nesin’ in çok kulağını çınlatır… Çünkü resmen traji komik bir mahkeme…

Bu mahkeme çözüm yaratmaya çalışmayan bir mahkeme…

Bu mahkeme Türkiye’ de ki en büyük hukuksuzluğun ve korku imparatorluğunun yaratılmaya çalışıldığı bir mahkeme…


Son olarak tutukluların ortak bir kararlılıkla sözlerini söyleyip yazımı bitiriyorum: “Devlet bir taraftan PKK ile anlaşma yaparken diğer taraftan bizim gibi vatanperverlerin içeri atılmasını sizin adaletinize bırakıyoruz ama şunu biliyoruz ki : “ mahkeme tamamen değişmeden bu durum olmaz…”



VOLKAN KAHYALAR

Dün, Silivri’deydim. Silivri de olunca burada nereye gittiğimi tahmin etmişsinizdir. “Silivri Ceza Evinin yanında bulunan Silivri Duruşma Salonu…”

Ben bir hukukçu değilim ama kendime yetecek kadar hukuk bilgimin olduğuna inanıyorum. Ve bu bildiğim hukuk ile yapmış olduğum bazı gözlemler oldu:

Bunlardan ilki ve bana kalırsa en önemlisi : “ davada adaletsizlik olduğu.” Yani mahkeme başkanının hemen arkasındaki duvarda yazan “Adalet mülkün temelidir.” Aslında bu durumu anlamak için bu söze de gerek yok. Hukuk’un neden çıktığını düşününce bu davanın “taraf” olduğu ortaya “kabak” gibi çıkıyor.

Burada ki adaletten kastım: “ Savunması alınan “tutukluların, 35 ayı geçkin bir süredir. Halen suçlarının bilinmemesi ve halen “tutuklu” sıfatında olması…

Buradaki adaletten kastım: “Avukatlara, müvekkilleri hakkında yapılan iddialara itiraz için söz vermemesi… “

Burada ki adaletten kastım: “tutukluların sadece dinlenmesi ( Aslına bakılırsa sadece ve sadece mahkeme başkanı tarafından dinlenmesi) ama hiçbir şey yapılmaması, mübaşir’in bile tutukluyu dinlememesi (ki asıl görevi olan yazmayı söylemiyorum bile….)

Burada ki adaletten kastım: “ Tutuklulara, itiraz hakkı dahi verilmemesi…”

Buraya kadar bahsettiklerim sadece mahkeme’de ki adalet…

Birde mahkemenin konu olduğu “hukuk” hukuksuzluğu var. O da ayrı bir konu…

Bunlar için örnek çok… Kısa kısa anlatayım…

Şu zamana kadar yani mahkemenin başlangıcından beri “Ergenekon” adlı terör örgütü hakkında bir tane bile fikir verilmiyor. Çünkü ortada bununla ilgili en ufak bir delil yok…(ki delilin anlamına baktığınız zaman bir suçu yada suçsuzluğu ispatlamak amacıyla kullanılan veridir.) İşin ilginç yanı, delilin tanımından gidersek eğer: “tutukluların büyük çoğunluğunun suçlu olmadığını ispatlamasına ve iddia makamının ispatların aksini iddia edememesine rağmen bir türlü serbest bırakılmıyorlar.”

Bu durum dava hakkında düşünülmesi gereken çok ama çok önemli bir konu…

Peki içeride ki atmosfer nasıl?

Anlatayım…

Avukatlar, bıkkınlık içinde…

Güvenlik ilk dava zamanlarına göre çok gevşek…

Tutuklular, “çok sert” eleştiriler yapıyorlar. Ancak mahkeme başkanının Ergenekon CD’si için söylediği gibi: “ Anlayana 3 sn göster. Anlamayana saatlerce…”

Ki bu konuya ufak bir dipnot eklemek istiyorum: “ başta da dediğim gibi ne iddia makamı nede savcı,tutukluları dinlemedikleri gibi aynı zamanda tutukluların serbest bırakılması taleplerini sürekli ret ediyorlar. İnsanın burada sorası tutuyor: “Nerede kaldı o zaman hukuk?!” Ama söze gelince mahkeme başkanı: “Bu davaya karışanın, alnını karışlarım” demesini de biliyor”

Tutukluların umutları tükenmiş. Ancak hükümlü olacaklarına bile inanmıyorlar… Hatta Veli Küçük basında yaratılan “sanal” Veli küçük’ten bahsedip devam ediyor: “ Artık ben savunmamı yapmayacağım çünkü, artık derdimi anlatamadığımı düşünüyorum. Burada olduğuma göre…”

Perinçek: “Bizlerin gazetelerde yaptığımız konuşmalar var. Darbe’ye karşı olduğumuza dair… Peki bizi neden içeride tutuyorsunuz? Darbeciyiz diye…” dedi.

2,5 yılı aşkın zamandır halen deli numarası yapan, “Danıştay cinayetinin faili Alparslan Aslan’ı ” jandarma üç kişiyle getiriyor…

Osman yılmaz da aynı şekilde getiriliyor… Üç jandarma sürekli peşinde…

Ama diğer tutukluların hiç birisinin peşinde jandarma bulunmamakta… Yanımda ki izleyici arkadaşıma soruyorum “neden?” diye. Bana onlar “azılı suçlu ve psikolojik bozuklukları var” diyor…

Veli küçük’ün avukatı, kızı Zeynep Küçük, gerçek faillerin bulunmaması için delillerin nasıl karartıldığını gayet iyi bir biçimde savundu… Ve sordu: “Bunca zaman sonra siz bu delilleri ortaya çıkarsanız dahi, bu kadar insanın bu kadar zamandır burada olmasının vebalini nasıl kaldıracaksınız?!”

Zeynep Küçük, savunmasını şöyle bitirmeden şunları söyledi: “ Eğer mahkemenin adaletine güvenmemizi istiyorsanız o zaman burada bomba bulunan evde iki sene önce yaşamış olan bir yazarı tutuklarken bombanın olduğunu iddia eden kişi’nin ve şimdi evin sahibi olan kişinin neden burada olmadığını lütfen açıklayın?!”

Sadece Zeynep Küçük de değildi bunu söyleyen… Aynı zamanda diğer tüm tutukların avukatları bu davanın hukuki bir dava olmadığını Amerikanın bir oyunu olduğunu aynı zamanda mahkemenin buna bilerek yada bilmeyerek alet olduğunu gayet iyi bir biçimde savundular…

Kimi avukatlar delilleri yorumlayan “bilirkişilerin” işlerini nasıl önemsemediklerini ortaya çarpıcı bir biçimde koydular.

Ancak en çok dikkatimi çeken savunmalardan bir tanesi ise, bir avukatın çıkıp: “Polis, nasıl oluyor da sizin yerinize karar veren bir rapor tutuyor. Bu nasıl bir cürettir? Bu cesareti kimden alıyor?! ” Ve “başkalarını iftira atmakla suçlayan ama kendisi de bu durumdan geride durmayan Osman Yıldırım’ın ifadesine göre hareket edilmesi ancak diğer sanıkların ifadelerinin alınmasına rağmen bu ifadelere başvurmayan sadece Osman Yıldırım’ın ifadesine başvuran polis’in adaletten yoksun olduğunu ve ne yapmaya çalıştığının sorulması gerektiğini” demesi oldu.


İzleyicilerin sayısı çok az ama basının sayısı daha da az…

Bu durum da açık ve net gösteriyor ki: “daha neden içeride olduklarını bilmeyen tutukluların, çocuklarının büyümesini göremeyen tutukluların, ailesinden her hangi bir kişinin vefatını göremeyen tutukluların, gündemi meşgul etmek için (sanki bir aletmiş gibi) basının zamanında kullandığı ancak şimdi bunun modasının geçtiği…”

Bu mahkemeye kesinlikle herkesin gelip görmesi lazım… Bu mahkemede yargılananların bizlerin desteğine ihtiyacı var… Bu mahkeme Aziz Nesin’ in çok kulağını çınlatır… Çünkü resmen traji komik bir mahkeme…

Bu mahkeme çözüm yaratmaya çalışmayan bir mahkeme…

Bu mahkeme Türkiye’ de ki en büyük hukuksuzluğun ve korku imparatorluğunun yaratılmaya çalışıldığı bir mahkeme…


Son olarak tutukluların ortak bir kararlılıkla sözlerini söyleyip yazımı bitiriyorum: “Devlet bir taraftan PKK ile anlaşma yaparken diğer taraftan bizim gibi vatanperverlerin içeri atılmasını sizin adaletinize bırakıyoruz ama şunu biliyoruz ki : “ mahkeme tamamen değişmeden bu durum olmaz…”



VOLKAN KAHYALAR

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"